MİNARE VE KILIF! “KAMU YARARI”…
Tarımın neoliberal dönüşümü, küçük üreticiyi (Çiftçi) piyasa ve bankalara borçlandırma şekliyle adım adım kendi toprağına yabancılaştırdılar. Planlı bir çökertme projesi.

MİNARE VE KILIF! “KAMU YARARI”…
Tarımın neoliberal dönüşümü, küçük üreticiyi (Çiftçi) piyasa ve bankalara borçlandırma şekliyle adım adım kendi toprağına yabancılaştırdılar. Planlı bir çökertme projesi. 1980'lerden bu yana tarımsal yapıyı kökten değiştirerek küçük üreticilerin (çiftçilerin) piyasa dinamiklerine, bankalara ve çok uluslu şirketlere bağımlı hale gelmesine yol açtı. Bu süreç 2 binil yıllarda hız kazandı. Hızla artan girdi maliyetleri ve borç sarmalı çiftçileri kendi topraklarında üretim yapamaz hale getirerek, toprağa yabancılaşma ve mülksüzleşme sürecini hızlandırmıştır. BOP içindeki serüvenin diğer bir ayağı da buydu.
Planlı olarak destekler azaltılarak çiftçinin piyasaya bağımlılığı arttı.
Fırsatçılar, şirketler 2nci aşama için kolları sıvadı. Ya sat. Ya kirala ve kurtul!
Devletin tarımsal destekleri azaltması ve sübvansiyonları kaldırması, küçük üreticiyi mazot, gübre ve tohum gibi girdileri yüksek maliyetlerle piyasadan almaya zorlarken önüne konulan yok etme programı işlemeye başlatıldı. Çiftçi borçları 10 kat arttığı çiftçiyi üretimden uzaklaştırdı. Tekelcilik üretimde öne çıktı. Fiyatları, pazarları kendi ayarlar hâle geldi.
Topraktan Yabancılaşma ve İcra Süreçleri: Borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin traktörleri, hayvanları ve arazileri haciz kıskacına girdi. Yok etme politikaları üreticinin kendi toprağında üretim yapamaz hale gelmesine ve toprağın asıl sahibi olan küçük çiftçinin "topraksızlaşmasına" neden oldu. Şirketler bu çöküşü fırsata çevirerek köylünün toprağını istila etmeye başladılar. Hem de devleti yanlarına alarak.
Sözleşmeli Üretim ve Taşeronlaşma: Girdi maliyetlerindeki artış ve ürün fiyatlarının düşüklüğü, çiftçiyi büyük gıda şirketleriyle sözleşmeli üretime zorlamaktadır. Bu modelde çiftçi, kendi toprağında sermayenin bağımlı bir taşeron işçisi haline getirildi. Ata toprakları ya satıldı. Ya kiralandı.
Tarım sektörünün küçülmesi, ithalat bağımlılığını artırırken, üretim maliyetlerindeki artışın ürün fiyatlarını karşılamaması çiftçilerin mesleği bırakma noktasına gelmesine neden oldu. Bu süreç, Türkiye tarımının küçük aile işletmelerinden şirket odaklı endüstriyel tarıma dönüştürülmesi projesi olarak değerlendirilmekte ve kırsalda sınıf mücadelesinin temelini oluşturmaktadır.
Girdi maliyetlerinden ürün fiyatlandırmasına kadar tüm karar alma süreçleri ulusal ve uluslararası şirketlerin tekeline geçmiş durumda. Bu tablo, çiftçiyi fiilen kendi toprağında sermayenin bir taşeron işçisi, bağımlı bir kır işçisi haline getiriyor ve kırsalda yeni bir üretim ilişkisi yaratıyor. Endüstriyel tarım. İşgal edilen bölge küçük bir alan değil. Kızılırmak havza boyunca yapılmış. Bu işgale kamulaştırılmış sazlık alanlar yılgın ormanları yakılarak, sökülerek dâhil edilmiş. Bölge ekolojisi hiçe sayılarak ağır kimyasallarla toprak yerel bitkilerinden arıtılarak yüzey ve yeraltı suları ağır kimyasal ve pestisitlerin akarı haline dönüştürmüştür.
Küçük çiftçilerin bu var olma kavgası
Bilinçli kuşatma. Bilinçli yoksulluk. Servet transferi. Ülkenin en kıymetli hazinesi tarım alanları iktidarın ürettiği yasal kılıflar altında talan edilirken seyreden kalabalık. Çalınan yok edilen salt bölge çiftçiliği çiftçisi değil. Halkın sağlıklı ürün tüketiminden bölge ekolojisini sürdürülebilirliğini tehdit erken üründe tekelleşmenin önünü açmış Pazar fiyatları tekelleşmiştir. Mutlak tarım alanları üzerinde GES (Güneş Enerjisi Santrali) projeleri veya "turizm/sanayi yatırımı" gerekçeleriyle yapılaşmaya açılabilmektedir.
4 Nisan 2026 Yönetmeliği: 4 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan “Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik”… Bu yönetmelik ile tarım arazilerinin korunmasını hedeflense de, izinsiz yapılan tüm faaliyetlerin tarım dışı kullanım izinlerini yeniden düzenleyerek bu alanlardaki baskıyı görünür kılmıştır.
Kiralama Modeli ile şirketleşmiş veya tarımda tekelleşmenin önü açılmıştır. Ekilmeyen tarım arazilerinin, 2025 Eylül itibarıyla devlet tarafından üretime kazandırılmak üzere kiraya verilmesi uygulaması, mülkiyetin kontrolüne yönelik farklı el koyma modelidir.
Bilinçli Yoksulluk ve Servet Transferi artık görünür hale getirildi. Gelir Dağılımı: Türkiye'de son dönemde en yüksek gelire sahip %20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay %47,6'ya yükselirken, en düşük gelirin payı %6,1'e düşmüştür.
Yüksek enflasyon ve artan tarımsal girdi fiyatları (traktör, gübre, tohum mazot) nedeniyle küçük aile çiftçiliği ekonomik olarak sürdürülemez hale getirilmekte ve tarımsal araziler icralar yoluyla el değiştirilmesi sonucu sistematik yoksullaştırmadır. Bu uygulama servet transferini görünür kılmıştır. Araştırmalar, uygulanan ekonomi politikalarıyla bütçeden sermaye sahiplerine faiz ve kur farkı yoluyla büyük bir servet transferi yapıldığını ve iş gücü sahiplerinin payının azaldığını göstermektedir. Çiftçinin tefecilerin veya tefeci finans kurum ve bankaların kucağına itmektedir.
Sistematik yok etme planını destekçileri olan; umarsız düşünmekten çok lafazanlık yaparak seyreden kalabalık; (Kriminalizasyon) var. Tarım arazilerini ve yaşam alanlarını savunan köylülerin hak arayışlarının "kriminalize" ederek, toplumsal çöküşe katkı sağlamakta.
Gündem ve Algı yaratılmış, yoksulluk sınırı altındaki yaşam mücadelesinin, gündelik yaşamın diğer unsurları arasında görünmez kılındığı ve tarımsal alanların "verimsiz" olarak etiketlenerek talana açılmasına karşı toplumsal refleksin zayıfladığı gözlemlenmektedir. Bu düşünce “ver kurtul” illüzyonuna dönüşmüştür.
Bu tablo, tarım arazilerinin "nitelikli tarım" vizyonundan ziyade, ranta dayalı bir dönüşümün nesnesi haline geldiği bir sürece işaret etmektedir.
Bölgemizdeki kendi havasında esip gürleyen tarımda şirketleşmenin koruyucu melekleri olan kamu kurumları.






