Dönüşüm mü, İstila mı? Kızılırmak Havzasında Tarım ve Doğa Alarmı
Tarım politikaları, madencilik faaliyetleri ve su havzalarındaki uygulamalar üzerinden Kırşehir’de yaşanan gelişmeler,yapısal dönüşüm tartışmasını büyütüyor.Çiftçinin toprağı,su kaynakları,çevre üzerindeki baskı kamu yararı sorusunu yeniden gündeme taşıdı

DÖNÜŞÜM MÜ? İSTİLAMI?
Kendine yeten ülkede kendi kendine yeten çiftçinin sonu. Kendi tarlasında maraba. Şirkette uşak.
Türkiye tarım sektöründe 2026 yılı itibarıyla yaşanan yapısal dönüşüm adıyla öne sürülen reform; (Toprak İstilası/Satışı) aslında tasarlanmış bir yağmanın sunumudur. Küçük çiftçiyi topraksızlaştıran sinsi bir planla, gıda egemenliğinin bozulması demektir.
İstila edilen topraklar. Kırılamayan ortaçağ artığı “ağalık” sistemi… Parası olan herkes yağma düzeni feodal yapı içinde yerini alabilir politikaları. Bunlar Araplarda olabilir. Yahudilerde. Büyük yerli holdinglerde olabilir. Toprağı bir formül ile elinden alınan çiftçinin maraba yapılması halidir. Modern kölelik tamda budur.
Böyle bir tasarım tarımda reform olmayıp modern köleliğin devlet eliyle ete kemiğe bürünme halidir. Tarım alanların işgal edilerek yağmalanması halidir. (Özellikle tatlı su havzaları, nehirler ve diğer akar durağan su çevresi. Sazlıklar)
Tarım sektöründeki yapısal sorunları (topraksızlaşma, ağalık sistemi, tarımsal işçilik) "modern kölelik" ve "yağma düzeni" olarak adlandıran, özellikle yerli/yabancı sermayenin arazi edinimini kolaylaştıran ağalık ve feodal yapının yasallaşması hali tamda budur. Kırşehir böyle bir uygulama içine alınmış pilot bölgemi? Bu çağda büyük toprak ağalarının hayat bulması bir model değil, toplumun bilinçli feda edilmesi projesidir. Gıdanın tekelleşmesidir. Küçük aile işletmeciliğinin yerini büyük ölçekli sözleşmeli tarım modellerine bırakması, çiftçilerin kendi topraklarında işçi olması (marabalaştığı) tükenişin planlı bir sonucudur.
Yoksulluğun dibe vurduğu bu ülkede bir avuç saray ve şürekâsı. 100 yıl sonra bağımsızlığını tekrar saraya iade etmiş, saray kapısına midesinden zincirlenmiş halk oluşmuştur. Bir tarafta direnen halk. Diğer tarafta rıza gösteren ümmet.
Yalanlar cumhuriyeti; ülkenin en kıymetli hazinesi olan tarım topraklarını, tatlı su havzalarını, akarsularını, ormanlarını madencilere, endüstriyel tarım işletmelerine peşkeş çekti. Bu talanın içinde yer alan Kırşehir çepeçevre kuşatma altında. Topraklarının %85’ madencilere, geriye kalan %15’lik mutlak tarım alanları endüstriyel tarım işletmelerine pay, pay edildi.
2026 yılı Türkiye tarım sektörü, resmi verilerle açıklanan "rekor destekler" sahaya inmeden şirketlerin kasasına kondu. Tarlasında çaresizlik içinde kalan çiftçi için "derin daralma ve yapısal dönüşüm" çelişkisi arasında zorlu bir süreçte çaresizlik. Ya sat kurtul, ya da kirala!
Yıllarca küçük çiftçiye gerekli ve yeterli destek verilmediği gibi elinde kalan son toprak parçasına göz diktiler. Bir şehrin bu denli kuşatma altında kalması, kamu kurumlarının, yargının basiretsizliği, yerel yönetimlerin sessizliğinin üzerine halkın mülayimliğini de koyarsanız haramiler için çok kolay vurgun yapılacak alanlara dönüştürüldü.
Seçtiklerimiz iktidar oluyor şehre katkısı yok. Kırsala olur mu? Mümkün değil. Talanın ortağı gibiler. Muhalefet etkisiz. Bilgi üretmeyen erozyona sırtı dönük üniversite. Kimi koruduğu çok iyi bilinen, adına kamu düzeni dedikleri karşı çıkışa dur demek için sahaya sürülen kolluk güçleri bedeni kabiliyet eğitimlerini ve kondisyon egzersizlerini yaşam haklarını savunanlar üzerinde yapması. Biber gazının etkisini, cop şiddetin denendiği alanlar haline döndü.
Şikâyet ettiğinizde ifade alan savcının “kaç dönüm arazin var” sorusu sonrası, “arazim yok” cevabı karşılığı olan dosya kapatılıp rafa kaldırılıyorsa! Adalet terazisini elinde tutan yargı bu kez; “kamu görevlilerinin görevlerin yapılmasını engelliyor” (TCK 265) savı ile dosyayı raftan indiriyor ve doğal yaşam savunucuları için yeni dava açıyor. Talan vurgun içinde olan aktörlerin bu denli güçlü yasal koruyucuları olunca Adalet kavramı da onlara yasal, sana bana yasak kavramını pekiştiriyor. Anayasal bir hak olan çevre hakkı savunuculuğu korku tüneli oluyor.
Peki, biz hesabı kime soracağız. Bilgi üretmeyen üniversiteye mi. Talan için yerel hazırlıklar yaparak sunumlar yapan kamu yöneticilerine mi, koruması gereken yargıya mı, kolluk güçlerine mi toprağı, suyu ağacı kurdu kuşu nasıl kime karşı koruyalım. Kime diklenirsek boyumuzun ölçüsünü alıyorlar. Sonra. Hukuk devletiyiz diye söylevlerle cila çekiyorlar.
Hava nasıl oralarda! Devlet kurumlarında asli görevlerini yapmayan siyasetçiye dalkavukluk, tarım holdinglerine ahır uşaklığı yapanlardın bu talandaki özendirme payı…
Laçkalık ve gayri resmilik normal. Ciddiyet ve vakur artık yok. Bu! “memurum işini bilir” anlayışının rücu olma halidir.
Bir yıkım ekibi gibiler. Çekirge sürüleri gibi geldiler. Hepsi aç. Hepsi hırsız ve yağmacı. Doğaya düşman insana düşman, ağaca, ormana kurda kuşa düşman. Sahi bunlar kim?
Kamu Kurumu musunuz? Birilerinin taşeronu musunuz? Yoksa kamusal faaliyetlerin arkasına saklanarak bu topraklardan almak istediğiniz bir öç mü var. Kimlere dost, nelere düşmansınız?
Kızılırmak havzasında oluşturulan yıkımın, neresinde kamu yararı var.
Üzerinde bir tek ot bulunmayan taş ocakları varken Kervansaray Dağlarında ağaçları kesilerek taş çıkartılmasının neresinde kamu yararı var.
Tüm faaliyetlerinizi birilerine ihale ettiğiniz, ana mantığı kamu kaynaklarının birilerinin aktarılmasında rol üstlenmiş ana aktörler misiniz?
Kızılırmak nehrinin sıfır noktasına kadar tarıma açılmasında, çevresine atık çamuru yığılmasının neresinde kamu yararı var.
Evsel ve hayvansal atıkların yasalara rağmen Kızılırmak nehrine deşarj edilmesi, bu rezilliği görmezden gelmek, takip ve denetim görevini yapmamanın neresinde kamu yararı var?
Kızılırmak nehrinin babalarının malı gibi kullanıma açılması, şirketler peşkeş çekilmesini, kuruma olasılığına karşı hemen yanı başına açılan kuyuların neresinde kamu yararı var.
Hirfanlı barajın kültür balıkçılığına verilerek suyun ağır metallerle kirlenmesinde, aynı suyun tarımda kullanılmasında, su ekolojisinin bozulmasının, kamu yararı yerine siyasetçilerin çıkar merkezi olmasının, sazlıkların yakılarak Biyoçeşitliliğin yok edilerek ortaya çıkan arazilerin yağmalanmasının teşvik edilmesinin neresinde kamu yararı var?
Kılıçözü deresine makinalar sokarak koruma altında olan türlerin ve yabanın korunması yerine yok edilmesinin neresinde kamu yararı var?
Kamu alanlarının tahribinde, amaçlarınızda iktidara uşaklık yapmak var mı? Varsa sizler boyunlarından tasmalanmış, akıl ve iradesi zincirlenmiş kullanılan ülke düşmanları olmuyor musunuz?
Ülkede büyük holdinglerin (İç ve Dış Kaynaklı) iktidarlarla yakın ilişkiler kurarak kamu ihalelerini aldığı, çevre ve şehir planlaması konularında yerel halkın aleyhine projeler yürüttüğü, ekonomik kaynaklar üzerinde yoğunlaşarak yerel topluluklar üzerinde yoğunlaştırdığı ve bu durum sürdürülebilir kalkınma ile adil gelir dağılımı ile alakalı değildir. Bu durum yerel halk üzerinde oynanan kumar sağlıklı yaşam için risk oluşturduğu gerçeğini hiç kimse inkâr edemez. Gözümüzün içine bakarak bu talanı sürdürüyorlar.
Yapılacak ve yapılan talana öncelikli olarak kulp hazırlıyorlar. Büyük holdinglerin istihdam sağladığı, üretim ve ihracat kapasitesiyle ülke ekonomisinin belkemiğini oluşturduğu, teknoloji yatırımları ve vergi ödemeleriyle kalkınmaya katkı sağladığı algısı vurgulanarak toplumda “algı” yaratılıyor.
Hiçte doğru olmayan ekonomik ve siyasi yapının işleyişi, holdinglerin faaliyetlerinin şeffaflığı ve kamu yararı ile özel sektör çıkarları arasındaki kurulmuş bir denge, Türkiye gündeminde çokta dillendirilen gerçekler değil mi?
Bu ülkede zenginin köpeğine aldığı sütü yoksul bebeğine alamıyorsa. Pırlantadan ve kıymetli taşlardan hiç vergi almayan devlet ekmekten, çocuk bezinden vergi alıyorsa. Borca soktuğu çiftçinin elinden traktörünü ineğini alıyor, hırsızların teşviklerinin borcunu bir kalemde siliyor, yat, kotra sahiplerine sıfır vergi ile akaryakıt veriyor, çiftçinin yakıtında vahşice vergi alıyorsa. 300 lira vergi borcu olan kişinin evine haciz memurları geliyor, milletin kanını emen sülükler kırmızı halılarla karşılanıp vergi borçları bir kelamda siliniyorsa ters giden bir şey var değil. Kimin ne b… olduğu gerçeği var.
Yarın Kızılırmak Havzasında İl Tarım Müdürlüğü ile basireti bağlı DSİ’nin saman altından su yürütmesini yazacağım…






