YARINLARINA KELEPÇE VURULAN ŞEHİR… (2)
Tepkisizlik talanı daha aktif, daha cesur kılıyor. Baskı giderek artıyor ve ağırlaşıyor. Bunun adı; Çepeçevre kuşatmadır. Bu kuşatmaları kıracak tek şey toplu baş kaldırıdan geçer. Toplumsal tepki güçtür.

YARINLARINA KELEPÇE VURULAN ŞEHİR… (2)
Tepkisizlik talanı daha aktif, daha cesur kılıyor. Baskı giderek artıyor ve ağırlaşıyor. Bunun adı; Çepeçevre kuşatmadır. Bu kuşatmaları kıracak tek şey toplu baş kaldırıdan geçer. Toplumsal tepki güçtür.
Bölgedeki kuşatmanın üçayağı var. “Devlet, Üniversite, Şirketler” Devlet yapısı içinde DSİ. Kızılırmak Suyunun aşırı kullanımı HES barajındaki hatalı su çekimi. Sınır aşan illere su dağıtımına izin veren ahlak. İl Tarım Müdürlüğü. Bölgedeki toprak yapısı, mutlak tarım alanlarının korunması, ürün desenlerinin ve sağlıklı ekiminin tanımlanması. Çiftiyle ekim ve hasat dâhil süreçte işbirliği. Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü, Bölgedeki ekolojik varlığın korunması. Bu konuda tür etkilenmelerinin habitat üzerindeki baskısı konusu. İl Çevre Şehircilik Müdürlüğü. Aşırı kirlilik. Bölge atıkların Endüstriyel, Sanayi Evsel atıkların kontrol ve takibinin yapılması. Su verimliliğinde tehlike sınırları boyutlarının ölçümleri. Üniversite teknik bilgileri sahaya yayması. Ürün verimliliğinde yeni teknolojileri halka aktarması. Şirketler. Her türlü zafiyeti fırsata çeviren siyasilerin kumar masasındaki kasa.
Bu işgal 6 yıl önce Davulağıl bölgesinde başladı. Her yıl daha fazla arazi ele geçirildi. Önceden en verimli topraklar tespit edildi. Kiralama yoluyla küçük boyutta ekimler yapıldı. Giderek işi büyüttüler. Tepki ve müdahale görmedikleri için, hatta destek gördükleri için daha büyük alanlara yayıldılar. Bugün Kızılırmak havzasının %99’u karşılıklı olarak bu işgalin içinde kaldı.
“Ananı da al git” siyaseti “sonucunda; Yağma, Siyaset ve Rant kıskacında kalan Kırşehir!
Toprak çalınıyor, Su Çalınıyor, Ekoloji tahrip ediliyor. İl tarım Müdürlüğü, DSİ, Doğa Koruma ve Milli Parklar, İl Orman Müdürlüğü elleri kolları bağlı olarak bu yağmayı seyrediyor da. AEÜ neden sessiz? Nasıl bağımsızlık bu? Göbeğinizden bağlı olduğunuzu biliyoruz da. Kafalarınız giyotin altında mı? Sizleri ve yağmacıları bizlere karşı koruyan halkın vergileriyle beslediği kolluk güçleri de var.
Çiftçi yoksul ve çaresiz hemen yanı başında nehir. Komisyon artığı üç beş çakal, baskı için, ayarlanmış. Hazine araziler dâhil talan yapılıyor. Buldukları kopuntular sokak kabadayılığı yaparak şirket çıkarını koruyor. Nehir karşılıklı olarak (Evren, Sarıyahşi) devlet gözetiminde işgale teslim edilmiş.
Tarım arazileri büyük holdinglerin operasyonel sahası haline geldi. üretim "kâr maksimizasyonu" odaklı olur. Bu da monokültür (tek tip) tarımı ve kimyasal kullanımını artırarak toprağın uzun vadede çoraklaşarak verimsizleşecektir. Bu bilinen gerçeğe rağmen kurumlar neden sessiz?
Bu sessizliğin ardından şirketler neyi, ne kadar ve kaça satacağına karar verirken; çiftçi mülksüzleştiğin de; halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişim hakkı (gıda egemenliği) piyasanın insafına olurken, Gıda güvenliği ortadan kalkacaktır.
Gençlerin tarımdan kaçıyor. Sebebi sadece fiziksel zorluk değil, sosyal güvencesizlik ve belirsizliktir. Tarım; teknoloji, veri analitiği ve sürdürülebilir modellerle desteklenmiş saygın bir meslek haline getirilmediği için, "köyden kente göç" bir hayatta kalma refleksine dönüşüyor. Sahipsizlik ve teslim olma gençleri korkutuyor.
Toplumun sığınacağı tek kapı. Devlet kapısı. Kırşehir İl tarım müdürlüğü bölgeye gitti mi? Kızılırmak havzasında talanı yağmayı gördü mü? Gördüyse neden açıklama yapmıyor. Neden bu talanın ortağı gibi sessiz. Ve Üniversite. Kime hizmet ediyor? Ayakta duramayan küçük çiftçiye değil, holdinglerin gölgesine sığınmak toplumsal fayda sağlar mı?
Üniversite seyrediyor. İl tarım Müdürlüğü; satan memnun, alan ziyadesiyle mutlu olduğu düşüncesinde.
Bilimsel üretimin "nicelik" odaklı olması için bilimsel ve sürdürülebilir olmalı. Toplumsal refleks sahiplenme odaklı olmalı.
AEÜ Fildişi Kule. Ziraat fakültesi, tarladaki gerçek sorunlara (toprak mülkiyeti, kooperatifleşme modelleri, iklim krizi) çözüm üretmek yerine, sadece uluslararası dergilerde yayınlanacak teknik makalelere odaklanıyor olması çözüm üretmez. Tam tersine yağmada görünmeyen unsur olur. Üniversite-sanayi iş birliği adı altında yapılan araştırmalar, bazen çiftçinin refahını değil, tarım ilaçları veya tohum satan büyük şirketlerin verimlilik hedeflerini önceliyor olabilir. Bizdeki üniversiteler ticari bir meta gibi aktifler.
Tabandan haberi olmayan üniversite tarım ekonomisi ve kırsal sosyoloji alanındaki akademik çalışmalar, mülkiyet yapısındaki adaletsizliği eleştirmek yerine "verimlilik artışı" gibi teknik konulara sıkıştığında, akademi olan biteni sadece "istatistiksel bir veri" olarak izlemiş olur. Kısaca sermayenin borazanı, küçük çiftçinin düşmanı olur. Fayda kaybolur.
Köylünün mülksüzleşmesini engelleyecek sosyal modeller (örneğin; yeni nesil kooperatifçilik) ve maliyet düşürücü teknolojiler geliştirmek yerine sadece sayısal yayın üretirse; bilimsel ilerleme toplumun değil, sermayenin hizmetine girmiş olur. Yalnız bırakılan çiftçi rasyonel bilimden uzaklaşır, akademi ise sahadan kopunca "yağmur duasına hibe" verecek kadar gerçeklikten çıkar.
Gelişimini tamamlayamamış çökelti toplumlar bunalımlardan çıkamazlar. Bu tür toplumları oluşturan insanlar tembel ve umarsız oldukları için zehirli gıda tüketerek, ölümcül hastalıklarla yaşarlar. Zehirli gıda üretenler dünyanın en sağlıklı ve lüks yaşamını sürdürürler. Ürettiklerini kendileri tüketmezler. Zehirlenen bir toplum onlar için birer yaşam kaynağıdır.
Bilim sadece teknik veri üretmek değildir; soru sormayı ve statükoyu eleştirmeyi gerektirir. Özgür düşünce ortamı yoksa sosyal bilimler başta olmak üzere birçok alan yaratıcılığını kaybeder ve toplumsal sorunlara çözüm üretemez hale gelir. Yükselen toplumlar hatalarından ders çıkarıp yapılarını tahkim ederken, gerileyen ve sürü mantığına hapsolmuş toplumlarda statüko o kadar ağırlaşır ki, sistemi yerinden oynatacak tek şey büyük bir sarsıntıdır.
AEÜ elinizi taşın altına sokma zamanı gelmedi mi. Sizler geciktikçe bu şehirde sorunlar kalıcı hale geliyor. Sonraki günlerde bu kalıcılık olağan ve ölçülebilir değerler olarak başkaları tarafından yeniden ele alınacaktır. Sahaya neden inmiyorsunuz. Bölge zaman aşımına mı uğradı. Yoksa inmiş gibi yapıp ödenek mi alıyorsunuz? Sizlere verilen unvanlar haybeden verilmiş değil. Unvanlarınız karşılığı hiçbir anlamlar taşımıyorsa, toplumsal fayda sağlamıyorsa sizler bir hiçsiniz. Saygıyı hak etmiyorsunuz. Bu teslimiyette sizlerin payı çok büyük. Bu erozyonun ana parçası AEÜ Ziraat Fakültesidir.
Benim Üniversitenin faaliyetlerindeki durağanlıklarını ele alırken, yağmaya sırtını dönen, talanın ana aktörlüğünü yapan Kızılırmak suyunu ve bölgede yeraltı sularına yüzeye çeken kuyuları da, bu talana izin veren yerel aktörleri, devlet birimlerini (DSİ, İl Tarım, Çevre Şehircilik Müdürlüklerini) de tek, tek kaleme alacağım.






