İMTİYAZLI HIRSIZLAR!

Fikri Yeniliğe acil İhtiyacımız Var! Statükoya bağlı kalmayan, sorgulayan ve sürekli daha ileriyi hedefleyen bir vizyon oluşmalı...

Gündem Yayın: 11 Ekim 2026 - Pazar - Güncelleme: 11.10.2026 23:50:00
Editör -
Okuma Süresi: 10 dk.
Google News

İMTİYAZLI HIRSIZLAR!
Fikri Yeniliğe acil İhtiyacımız Var! Statükoya bağlı kalmayan, sorgulayan ve sürekli daha ileriyi hedefleyen bir vizyon oluşmalı...
Çağdaşlığa acil ihtiyacımız var! Bilimi, aklı ve evrensel değerleri rehber edinen bir düşünce yapısı yeniden inşa edilmeli. Hem de hemen…
İnkılâpçılığa acil ihtiyacımız var! Yeniliklere açık olma ve toplumu ileriye taşıyacak adımlar atılmalı.
İmtiyazlı hırsızlar! Besleyenler kendini neden sorgulamaz!
Ölünce kirlerimizden temizlenir, ölünce biz de iyi adam oluruz; şanmış, şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, hepsini unuturuz. Çünkü bizler tanrısal tövbekârlarız. Nasıl bir ahlaktır ki; çalan din, ahlak ve adaletten söz ediyor! Hırsızlarda bunlardan biri olsa çalar mı hiç? Bu siyasetle bu ülkede toplumsal ikiyüzlülük, ahlaki yozlaşmaya ve adaletsizlik öyle sıradanlaştı ki! Toplumun içinde derin bir öfke barındırıyor.  Farkında mısınız?
Siyasal İslam ile değerler istismar edildi. Uzun soluklu iktidar, parti devletine dönüştü. Partizan bürokrasi. Kullan at siyaseti… Çadır tiyatrosu ibişler sahnede.
Partizan bürokrasi atamalarla tamamlandığında ortaya Parti Devleti çıkar. Önemli olan sadakat. Gerisi teferruat.
Akıllı toplumlar her 5 yılda Meclislerini yenileyen toplumlardır. Aynı kişiyi ikinci defa seçmez, meclise göndermezler. Uzun soluklu iktidarlar güç sarhoşluğu yaratır; bu sarhoşluk bürokrasiyi partizanlaştırır; partizan bürokrasi devleti partinin malı yapar. Bu düzeni sürdürmek için de kitlelerin inançlarını ve milli duygularını fütursuzca kullanan bir siyaset tarzı inşa edilmiş olur. Bir tiyatro sahnesi inşa edilir. Oyuncular aynı, metaforlar aynı. Bu tiyatroda adalet sadece güçlülerin işine yarayan bir replikten ibaret kalır. 
Askıda ekmekten sonra! Biz cumhuriyeti askıya mı aldık?
Hibrit rejimler çıkar odaklıdır. İmtiyazlı hırsızlar bu tür rejimlerin senaryosunda vardır. Çünkü bunlar rejimi elinde tutan ahlakın hem bekçisi, hem de talan aktörleridir.
Tüm siyasetçilerin mal varlığı ve fon yolsuzluğu araştırılsın önergesi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Yaşarken ülkeyi kendi çıkarları için kirletenlerin, ölünce toplumun ikiyüzlü ahlakı sayesinde aklanacaklar öylemi! Burada tanrı yok. Burada ahlak yok. Burada açık ara namussuzluk var. Sonuç suça ortak olmak değilmidir? Bu halk özgür oylarıyla tüm hırsızlıkları yıllardır onaylamıyor mu? Öyleyse çırpınmanın faydası kime?
Hibrit rejimler, ekonomik gücü ellerinde tutmak zorundadır. Kamu ihaleleri, devlet bankalarının kredileri ve teşvikler sadece iktidara biat eden ve sistemi finanse eden iş insanları iktidarın çıkarlarına göre dizayn edilir. İktidar ne kadar uzun soluklu olursa çıkar o kadar güçlü olur. Ekonomik bağımsızlığını korumak isteyen sermaye sahipleri ise vergi denetimleri ve davalarla ya korunurlar, ya da korku iklimi yaratılır ve sindirilirler.
Tepede oturan bir adam modern dünyada açık bir diktatör olduğunu ilan etmez. Böyle bir yanlış uluslararası izolasyona, ekonomik yaptırımlara ve meşruiyet kaybına yol açar. Bu yüzden Hibrit rejimlerin liderleri dış dünyaya ve kendi halklarına demokrasi ve bağımsızlık mesajı vermek için sürekli tiyatro sahnesindedirler. 
Bakın, seçimler yapılıyor, meclis açık, muhalefet var; demek ki biz bir demokrasiyiz. 
Kitlelerin desteğini sürekli kılmak için de daha önce yazdığım gibi "kullanan siyaset" yani sürekli düşman yaratma, kutuplaştırma ve kutsal değerleri (din, milliyetçilik, beka) kalkan yapma stratejisi en üst perdeden uygulanır. Cehalet bu repliklerin ana desteğidir.
Küresel Örnekler ve bize benzerlikler. 
Rusya Vladimir Putin... Seçimlerin yapıldığı ama gerçek muhalif liderlerin ya hapse atıldığı ya da siyasetten yasaklandığı, medyanın tamamen kontrol altında olduğu en katı hibrit giderek otokratikleşen bir siyasi yapıyla örtülü.
Macaristan Viktor Orbán... Avrupa Birliği içinde yer almasına rağmen Orbán'ın "lliberal demokrasi" olarak tanımladığı sistem; medyanın, seçim yasalarının ve yargının tamamen iktidar lehine dönüştürüldüğü klasik bir hibrit rejim örneği.
Venezuela Chavez ve Maduro… Siyasi gücün ve devlet kaynaklarının tamamen iktidar partisiyle özdeşleştiği, yargının muhalefeti ezmek için kullanıldığı bir diğer yapıdır.
Türkiye Recep Tayyip Erdoğan… Rakipleri nerede, muhalefetin düşürüldüğü pespaye düzen. Sayılmayan diğer yanda geçerli sayılan Mühürsüz oylar. Bu hukuksuzluğa boyun eğmiş bir yargı. Sessizce köşesinde bekleyen muhalefet. Ve ahlaksız ilişkiler. Korku duvarlarının inşası toplumun çaresizliği, sürekli değişen gündemler.
Modern hibrit rejimler, demokrasinin sadece şekilsel kabuğunu (seçimleri) alıp, onun özünü (hukukun üstünlüğünü, basın özgürlüğünü, adaleti) yok ederler. Bu rejimlerin halk üzerindeki psikolojik etkileri (örneğin öğrenilmiş çaresizlik veya toplumsal kutuplaşma) bu tür sistemlerin nasıl demokratikleşebileceğine, inanmak Bülent Ersoy’dan çocuk beklemek gibidir.
Sefiller Victor Hugo… “Jean Valjean, sadece kız kardeşi ve onun aç çocukları için bir somun ekmek çaldığı için 19 yıl kürek mahkûmiyetine çarptırılır. Türkiye’de yoksul bir baba. Hırsızlıktan tutuklandı. Suçu, aç çocuğunun karnını doyurmak “poça” çalması. Yoksulların hayatta kalma çabasının "suç" sayıldığı, buna karşın sistemsel büyük soygunların görmezden gelindiği bir düzeni yaşıyoruz. İmtiyazlı hırsızlar keyfiyet hukukunun davetli misafirleri. "Adalet, güçlünün işine gelendir." Platon…
Güçlülerin işlediği devasa suçlar tarih ve hukuk tarafından kutsanırken, çaresizlerin suçları neden lanetlenir? Çünkü toplum büyük hırsızı sever, küçük hırsızdan nefret eder. Ne kadar çok çalarsa o kadar muteberlik kazanırlar.
Hayvan Çiftliği George Orwell… Çiftlikteki hayvanlar eşitlik iddiasıyla devrim yaparlar. Ancak gücü ele geçiren domuzlar, çiftlikte tek söz sahibidirler. Zamanla yasaları kendi çıkarlarına göre esnetirler. Bugün küresel ölçekte yaşanan hukuk hiyerarşisinin “bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir”. Cümlesi tamda hayvan çiftliğindeki karşılığıdır.
Karl Marx, Hukukun Sınıfsal Yapısı için; “Hukuk, egemen sınıfın (yani parayı ve gücü elinde tutanların çıkarlarını koruyan bir araçtır”. Demiş! Doğruda demiş…
Adaleti manipüle eden ve tekelinde tutan tek bir ortak payda var: Merkezi otorite / Güç odağı.
Pozitif hukuku kullanıyorlar; çünkü yasaları, mahkemeleri ve kolluk kuvvetlerini doğrudan kendileri yönetiyor. Kendilerine bağlı kimlikleri güçlü makamlara atıyorlar. Doğal hukuku (vicdanı/ahlakı) kullanıyorlar; çünkü neyin "doğru", neyin "adil" veya neyin "vatanseverlik/ahlak" olduğunu onlar tanımlıyor, kitle iletişim araçlarıyla, propaganda mekanizmalarıyla yine aynı merkez belirliyor. Yazılı kurallar hem de toplumun vicdanı aynı merkezi gücün (güç elitlerinin) oyuncağı haline geldiğinde, teamüller ortadan kalkmış oluyor. 
Sistem kilitlendi. Bu durum, adaletsizliğin bir hata veya istisna olmaktan çıkıp, merkezin eliyle üretilen yapısal bir gerçeğe dönüşmesidir.
Ülkede toplumsal bilinç felç edildi. Eğitim sisteminin çökertilmesi ve cehaletin organize bir güç haline getirilmesi ve ekonomi servet transferleriyle çökertildi. Bu gerçekler imtiyazlı hırsızları yaratmıştır. Akılsız toplumlar hırsız düzenin en büyük desteğidir. Çünkü sorgulamayan, rasyonel düşünmeyen ve hafızasız bırakılmış bir toplum, bu adaletsiz düzenin hem harcı hem de en büyük koruyucusudur. Önemli olan okulların çokluğu değil eğitimin içinin boşaltılmasıdır. Bu sistemden biat eden toplum,  soru sormayan, neden-sonuç ilişkisi kuramayan Tasmalanmış nesillerin rol modelleridir.  Organize edilmiş düzen de bu program, onlara gelecek için en büyük güçtür. 
Tasmalanmış düşüncede Entelektüel bilgi, bilim ve sanat "seçkincilik" veya "halk düşmanlığı" olarak damgalanır. Cehalet ise "halkın saf ve temiz duyguları" denilerek kutsanır. Bilgili insanın değersizleştiği yerde, toplumsal akıl kolektif bir karanlığa gömülür.
Kısa vadeli çıkarlar ve mide siyaseti. Her şey fakir fukara edebiyatı ile başlar, Pazar ekonomisiyle sürer mide siyaseti ile tavan yapar.
Akılcı bir toplum, uzun vadeli adaleti, hukukun üstünlüğünü ve çocuklarının geleceğini talep eder. Bilinci zayıflatılmış toplumlar ise günü kurtarma derdine düşürülür. Ekonomik olarak bağımlı hale getirilen kitleler, devletin parasıyla kendilerine dağıtılan sosyal yardımları, iktidarın bir "lütfu" olarak görürken büyük hırsızları ya savunurlar ya da alkışlarlar. "Giderlerse bu yardımlar da kesilir, tamamen aç kalırız" korkusu, (Şartlı refleks (klasik koşullanma) Rus fizyolog İvan Pavlov'un köpekleri.) devletin ortadan kalktığı, rasyonel ve adil bir yönetim talebinin önüne geçmesidir. Toplum, kendi vergileriyle kurulan bu bağımlılık zincirinin sadık bir halkası haline gelir.
Duygusal Manipülasyon ve "Hafızasızlık"
Akıl devreden çıktığında, kararları duygular ve korkular yönetmeye başlar. Bilgi yok olur. Şartlı refleks etkinleşir, ortaya imtiyazlı hırsızlar çıkar. 
Daha önce yazdığım “kullanan siyaseti”, toplumu sürekli bir "beka" kriziyle, dış düşmanlarla ve bölünme korkusuyla korkutmaktalar. Akli muhakemesini kaybetmiş kitleler, "Evet, çalıyorlar ama dinimizi koruyorlar", "Evet, adalet yok ama vatanı savunuyorlar" gibi çarpık rasyonelleştirmelere sığınır. Dün söylenen yalan bugün unutulur; çünkü hafızasızlık, akılsızlığın en sadık yoldaşıdır.
Tarih toplumsal aydınlanmanın nasıl başladığı, akıl tutulmasından çıkmayı başarmış toplumların örnekleriyle doludur. Ah birde okumayı sevsek.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.