DİRENİŞ VE BAYRAM
Bu ülkenin “Milli Bayramları ve Milli Günleri” kişisel menfaatlerini ülkenin istikbaline tercih ederek emperyalist işgalcilerin taşeronluğuna soyunan Saray iktidarına karşı, halkın, kendi egemenliğine sahip çıkacağının ilan edildiği günlerdir.

DİRENİŞ VE BAYRAM
Bu ülkenin “Milli Bayramları ve Milli Günleri” kişisel menfaatlerini ülkenin istikbaline tercih ederek emperyalist işgalcilerin taşeronluğuna soyunan Saray iktidarına karşı, halkın, kendi egemenliğine sahip çıkacağının ilan edildiği günlerdir.
Birleşmiş Milletler Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), oy birliği ile Atatürk’ün “Uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci. Sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder. İnsan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu”… Olduğunu söylüyor.
Bu ülkenin çocukları ve gençleri daha 15 yaşındayken savaş meydanlarına koşmuş yiğitlerdir. Böyle bir anlayışın mirasına sahip olan bu ülkenin çocukları, gençleri savaş artığı bir geçmişin evlatları değildir.
23 Nisan ve 19 Mayıs günleri bayram olmanın çok ötesinde millet olmanın özgür ve bağımsız olmanın direnişi ve ilanıdır. Bu günler sadece takvimdeki birer yaprak değil; bir halkın küllerinden doğuşunun, "tebaa" olmaktan çıkıp "millet" olma iradesinin tapu senetleridir. 15 yaşındaki çocukların cepheye gitmesi, o günün şartlarında bir mecburiyetten ziyade, bir varoluş refleksiydi.
23 Nisan ve 19 Mayıs'ın birer "bayram" olarak çocuklara ve gençlere verilmesi, aslında onlara "bu devletin gerçek sahibi sizsiniz" mesajının verilmesidir. Bu, dünyada eşi benzeri olmayan bir güven oylamasıdır.
Bu ülkede çocuklar ve gençler "savaş artığı" değil, bir istiklal iradesinin mirasyedileridir. Eğer bugün bu sistem; onları pasifize etmeye, "hazıra" alıştırmaya veya "cahil" bırakmaya çalışıyorsa; bu, o tarihi direniş ruhuna vurulmuş bir prangadır.
Bugünkü tabloya baktığımızda ise;
Millet Olma Bilinci: Millet olmak; sadece aynı toprakta yaşamak değil, ortak bir gelecek ülküsüne sahip olmaktır. Eğitimde bugün çocuklar ve gençler üzerinde sistematik olarak işlenen o zihinsel erozyon, aslında "millet olma" harcını zayıflatmayı hedeflemektedir.
Bu gençlerin genetik kodunda o "direniş ve bağımsızlık" ruhu bugün uyuyor olabilir. Belki de sorun gençlerde değil, onlara bu mirası hatırlatacak, o ruhu modern çağın gerekleriyle (bilimle, sanatla, felsefeyle) harmanlayacak samimi bir öncülüğün eksikliğidir.
Sizce bu tarihi ruhun, bugünün dijital ve küresel dünyasında yeniden "can suyu" bulması için atılacak ilk somut adım gençlere güvenle başlamalı.
19 Mayıs 1919’da başlayıp kişisel menfaatlerini ülkenin istikbaline tercih ederek emperyalist işgalcilerin taşeronluğuna soyunan Saray iktidarına karşı, halkın, kendi egemenliğine sahip çıkacağının ilan edildiği gündür.
23 Nisan 1920’de Halkın özgür iradesi (TBMM'nin açılışı): Türk milletinin emperyalist güçlere karşı egemenliğini ilan ettiği ve bağımsızlık mücadelesini kurumsallaştırdığı tarihtir.
24 Temmuz 1923’te Vatanın milli sınırlar içerisinde bir bütün olduğu ve emperyalistlerin himayesinin reddedildiği gündür. Himayenin kabul edilemeyeceğinin (Manda ve Himaye) reddedildiği, Türkiye Cumhuriyeti Devlet yapısının meşruiyetini halktan aldığı Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919) ile temelleri atılan tam bağımsızlık mücadelesi, Kurtuluş Savaşı'nın zaferiyle sonuçlanmış zincirlerin kırıldığı bu mücadelenin diplomatik alandaki tescili olan Lozan Barış Antlaşması.
Halkından kopuk, kendisini sarayına kapatıp ülkesinin parçalanmasına göz yuman monarşi sevdalılarının ve Anadolu’yu işgal eden emperyalist güçlerin hegemonyasının sonlandırıldığı. Dünyanın ezilen ve sömürülen uluslarına umut ışığı olan İstiklal Mücadelemiz, “19 Mayıs 1919’la başlayıp 23 Nisan 1920’ ve 24 Temmuz 1923” ile uluslararası arenada da meşruluğunu kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri sahnesinde yerini almasıdır.
106 yıl önce verdikleri silahlı ve diplomasi mücadele ve sonucunda ülkemizi mutlak bir yok oluştan kurtaran tam bağımsız Türkiye cumhuriyeti devletini kuran kahramanlarını minnetle anıyoruz.
Bugün geldiğimiz noktada!
Bu kadar düşmanlığın arkasında yatan nedenler, değişiklik gösterse de, sonuçlar genellikle benzer temel dinamiklere işaret etmektedir. Tarihsel ve Siyasi Nedenlerden niçin bu kadar rahatsızlık duyuluyor. Atatürk'e, Kurtuluş Savaşı'na ve çağdaş aydınlanma devrimlerine duyulan düşmanlığın temelinde, emperyalizmin taşeronlarıyla çağdaşlaşma karşıtı Orta Çağ kafası ve laiklik karşıtlığı yattığı gerçeğini vardır. Ülkede sürekli olarak dinsel baskıya dayalı inanç ve kültür temelli düşmanlık pompalanıyor.
Ulusal egemenlik ve çocuk…
“Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” Kronoloji: 1925'te Çocuk Günü, 1926'da Çocuk Bayramı, 1927'de ilk kapsamlı kutlamalar. 1929'da ise resmi olarak çocuk bayramı olmuştur
Bu iki takvim yaprağı sadece sıradan bir gün değil. Bir milletin bağımsızlığına açılan yolun tarihleridir.
Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramını neden gençleri tarif ederek gençlere bırakmıştır. 23 Nisan neden çocukların bayramı yapılmış. Bugün yaşatılan bu erozyonun temelinde çocuk ve gençler yok. Onları şekillendiren aile ve sisteme bakmak gerekir.
Atatürk'ün milli bayramlardaki bu tercihleri birer kutlamadan ziyade, aslında çok stratejik bir toplum mühendisliği ve beka hamlesidir. Atatürk, çocuk ve genci "şekillendirilmesi gereken en temiz hammadde" olarak gördüğü için bu bayramları onlara zimmetlemiştir.
19 Mayıs ve Gençlik: Atatürk, gençliği sadece biyolojik bir yaş grubu olarak değil, "fikri hür, irfanı hür" bir zihniyetin temsilcisi olarak görür. Kurulan devletin statükoya yenilmemesi, sürekli devrim yapabilmesi için onu "eskimiş zihinlere" (koltuk ve para hırsıyla yozlaşmış yetişkinlere) değil, dinamik ve değişime açık olan gençliğe emanet etmiştir.
23 Nisan ve Çocuklar. Çocuk bayramı, geleceği en temelden yakalama projesidir. Toplumsal dönüşümün ailede ve çocuklukta başladığını bildiği için, daha o yaşta bir bireye "ulusal egemenlik" bilincini aşılayarak, onları sistemin pasif birer kulu olmaktan çıkarıp devletin ortağı haline getirmeyi amaçlamıştır.
Bugün yaşanan debdebeli yaşam içinde çocuk ve genç birer "sonuçtur". Onları yozlaştıran, "köşeyi dönmeyi" başarı sayan aile yapısı ve liyakati öldüren sistemdir. Atatürk’ün bu bayramları gençlere ve çocuklara bırakması aslında yetişkinlere verilmiş bir ödevdir: "Onları öyle yetiştirin ki, sizin yaptığınız hataları yapmasınlar, sizin çökerttiğiniz değerleri ayağa kaldırsınlar." Anlamındadır. Çocuk ve gençleri suçlayarak, bayramlarını engelleyerek hiçbir yere varamazsınız.
Bugünkü öne çıkan tablo, emanet edilen bu değerlerin "şekillendirici güçler" (aile ve sistem) tarafından asimilasyona uğratıldığını gösteriyor. Sistemin bozukluğu, en saf kaynağı (çocuğu) bile kirleten bir filtre gibi çalışıyor. Dindar gençlik, laikliğe düşman gençlik halini alıyorsa bu sistemi pompalayanların hedeflerini görün. Çocuklarınızı kurşun asker yapmak isteyen bu insanlar. Bu kirliliğin ana kaynağı. Sizce bugünkü aile yapısı, çocuğu "ahlaklı bir vatandaş" olarak mı yetiştirmeye odaklı, yoksa "sistemin çarkları arasında hayatta kalan bir fırsatçı" olmaya mı? Hangisi gençleri başarıyla kucaklaştırabilir.
Bugün de halkından kopuk yaşayan siyasi iktidarın ülkemizi sürüklediği karanlıktan milletimizi yine kendisinin azim ve kararlılığı kurtaracaktır.






