ÇÜRÜMENİN ANATOMİSİ; GÖNÜLLÜ KULLUKTAN, HUKUKSUZLUĞUN KONFORUNA!
Tutmayan modeller, ödemekle bitmeyen bedeller! Saraylar, uçaklar. Kişisel lüks ve şatafat için pazarlanmış bir ülke. Eli böğründe kalmış, açım diye bağıran Sultanizm’in mimarı aynı halk. İyi ki kralımız yok.

ÇÜRÜMENİN ANATOMİSİ; GÖNÜLLÜ KULLUKTAN, HUKUKSUZLUĞUN KONFORUNA!
Tutmayan modeller, ödemekle bitmeyen bedeller! Saraylar, uçaklar. Kişisel lüks ve şatafat için pazarlanmış bir ülke. Eli böğründe kalmış, açım diye bağıran Sultanizm’in mimarı aynı halk. İyi ki kralımız yok.
Anayasa’yı tanımayan, bağımsız hukukçular yerine kendi çıkarları için siyasi argümanlarına Anayasa hazırlatan, Anayasa Mahkemesi kararlarını takmayan, demokrasiye ve ülke gerçeklerine yabancı, İslam’ı çarpıtan, siyasi ahlak bakımından sıfır seviyesinde, kendisine emanet edilen devlet gücünü vatandaşına karşı sopa olarak kullanmaktan çekinmeyen çoğunluğun desteğiyle oluşmuş bir iktidar ile mücadele etmenin zorluğunu iyi bilenlerdenim. Bu ülkede toplumunun köklerine kezzap döküldüğü vasatta gerçeği görebilen, aynaya bakmaktan korkmayan, bu çürümeyi dürüstçe teşhis eden düşüncenin varlığına ihtiyaç var. Uyanmanın, uyarmanın başka şekli yok…
Bu ülkede hırsızlıkları ve hırsızları, rejim düşmanlarını, yazmak marifet değil ki. Marifet; bu talan düzenini kuran, kurgulayan sürümü kendi avenesine yapan, papaz elbisesi giyecek kadar gözü dönmüş rejim düşmanlarını, kılık değiştirmiş, kimliksel kırıma uğramış boynunda haç ile dolaşan siyasal İslamcı, milliyetçi, sosyalist hainleri yıllardır omuzlarında taşıyan, kutsayan piyonların bu gerçekleri görmezden gelmesidir. Ekran güzellerinin ağzından çıkanı kutsallaştıran, yalanın boyutunu düşünmeden inanan anlayışın doğruyu bulması mümkün değildir. Sorgulamayan kitlelerin, manipülatif medya düzeninin ve ideolojileri çıkarları için kullanan siyasi elitlerin el birliğiyle sürdürdüğü bir düzenin mimarlarını göz yuman düşüncenin ta kendisidir.
Ben kapitalist düzenin temsilcilerine oy vermem. Sözüm; kapitalist düzenin temsilcilerine oy verip, seçenlere. Kandırıldık diyenlere. Elim kırılsaydı, kolum kopsaydı diyenlere. Devlet kapısına dilenci olup meydan, meydan dolaşıp alkış tutanlara.
-“Biz fakir miyiz? Bizim ülke olarak; hiç mi paramız mı yok”?
-“Biz fakir değiliz! Biz ahlaksızız”… Böyle bir politika içinde yaşıyoruz.
Mütemadiyen siyasi hırsızları, bu rejim düşmanlarını neden eleştiriyoruz? Demokrasiden otokrasiye geçiş onayını kim verdi? Önce saraylar hazırlandı. Saltanat için halk oylaması yapıldı. Halk %51.41 ile “padişahım çok yaşa” sloganına hayat verdi! “Sebep halk, sonuç rezalet” gelinen nokta pespayelik ise bu hesabı Yunan halkına mı, Çinlilerimi keselim!
Ülkede ezilen kesimler ağırlıklı olarak ekonomik ve sosyal yükü taşırken vurgun, talan hırsızlık gibi olayları ve aktörlerini izlerken sessiz kalmaları hayatta kalma refleksler ve günü kurtarma çabalarıyla kendi sorunlarının sürekliliği içinde kalarak "gönüllü kulluk" ve "yanlış bilinç" odaklı yanlışların savunuculuğu yapmasının sonucudur.
Siyasi hırsızlar yıllardır çalıyor. Bu hırsızlığı tek kişi üzerinden değerlendirmek için hırsızlığın, hırsızlığa uzanan kolonlarına bakmak gerekir. Bunları ayakta tutan ana kolondur. Bu kolona bağlı yatay kolonlar ve çapraz kirişler var. Sadece kendileri çalmıyor. Bu işe alet olanlar, hazırlayanlar, göz yumanlar ve ortak olanlar. Eşe dosta, çoluk çocuğa kaynak, ihale iş ve iş ortaklığı. Bunun dünya dilinde adı; “Nepotizm”… Türkçesi, akrabacılık beslenen ana damar bu! Halkın idealist soyguncuyu görmemesinin iki nedeni var. “sırasını beklemek” diğeri partizanlık. Veya siyasetçinin “müşterisi” olmak. Bu anlayış ise “Klientalizimcilik”. Yani; seçilenin, seçeni inek yerine koyması ve sağmasıdır.
"Ezilen ve yoksullaşan" halk kesimleri, sistemin ekonomik ve sosyal yükünü omuzlarken; "sessizlikleri", günü kurtarma çabaları veya "farkında olmadan verdikleri destek" nedeniyle kendi sömürülerinin sürekliliğini sağlarken vurgun düzenini besleyen en büyük paradoksu sağlıyorlar. Bu gerçek ahlaki bir zafiyet ve bir tür toplumsal uyuşma olarak önümüzde duruyor… Ağır ekonomik yükü taşıyan ezilenler, büyük vurgunlar karşısında neden sessiz? Üstelik bu yanlışları savunur olması hayatta kalma refleksi olabilir mi? Enteresan olan ise toplumun kendi hatalarının sonuçlarından hiç incinmiyor olmasıdır!
Aslında eleştirilmesi gereken halkın kendisi değil mi? Halk kendine benzeyeni seçmiş olması gayet doğal. Oy vermek demek onaylamak demektir. Bugün onaylanmış bir iktidar ve onaylanmış “meşru” hak ilan edilmiş hırsızlık var. “Bal tutan parmağını yalar”!
Yoksul bir toplum tepesinde hırsız besliyor ve sorgulamıyorsa! Uzantılarını göremiyorsa, Dünya’nın en pahalı, Akaryakıtını, Elektriğini, Doğalgazını, Suyunu kullanıyor ve açlıktan nefesi kokarken, bu ülkede dünyanın en büyük hırsızlarına halen saygı duyuyor beslemeyi sürdürüyorsa böyle bir halka nasıl bir sıfat yakışır?
Günümüz düzeninde arsızlık ve utanmamazlık bir güç gösterisi veya "işini bilmek" bir "gurur" vesilesi gibi görülüp savunulmasının temelinde toplum hafızası yer alır. Oluşmuş olan gayri ahlaki hafıza, “Para” üzerine kurulu olan bu düzen içinde yer alan tüm değerleri hızla çürütürken her şeye eyvallah diyecek kadar çaresiz kaderci ve hatta şükürcü hatta bir, birini tetikleyen, bir birini etki altına alan, bir birini gammazlayan toplumu oluşturdu. Sokak serserileri çarşı pazarda racon keser oldu.
Liyakat, olmayınca ahlak kendiliğinden ortadan kalkar, çürüme en doğal sonuçlarından biri olur. Liyakat yerine ayetle, diyanetle kurulan bağ yoksulluğu, rüşveti hırsızlığı özellikle keyfiyeti öne çıkarttı.
Adaletin farklı argümanlarda yer alıp hukukun sistem hukuku olarak varlığı sadece lafta kaldı.
İllegal örgütleri aklamak için özel af çıkartanlar organize suç örgütlerini iktidar atölyelerinde, milletin makamında “barış” kulpu ile ağırlamak güzelleme yaparak suçu suçluyu aklamak marifet midir? Elinde 50 bin kişinin kanı olan bir katil için “umut hakkı” istemek ve statü vermek. Selam göndermek, rahat etsin diye villa yaparak barış kulpu oluşturmak siyaset ise, bu siyaseti tasarlayanlar. “Bozuk tohum” tamda bunlardır.
AKP iktidarı boyunca ülkede defalarca benzer yolsuzluk ve skandallar gündeme geldi. Denetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmesi nedeniyle bunların birçoğu soruşturma konusu dahi olmazken muhalefetin tüm meclis araştırmaları, toplumun lehine olan tüm soru ve araştırma önergeleri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Hangisi aklınızda kaldı? Ört bas ahlakı ile dış güçlere yüklenen manipülasyonlar. İç politikanın çetrefil haline dış odaklara yüklemek.
Her bir olumsuzluk meşrulaştırdı. Mafyalar, çeteler, kumar baronları, siyasetçiyle kol kola olurken kadın cinayetleri, çocuk istismarları sıradanlaştı. Siyasetçinin bu alçaklığı toplumun yansıması değilse nedir? Onların dokunmaz ve elit ilan eden halkın oyları. Aslında onlar ne dokunulmazlar, nede elitler. Oy vermek salt vatandaşlık görevi değil. O kişiye onay vermektir. Toplum çürümesinin aktörlerini sırtlayarak değerleştirmek suçu, suçluyu övmek değilmidir.
Türkiye’de Kroni Kapitalizme;(çürümüşlük, ahbap çavuş ilişkisi içinde oğul, kız, yeğen, kardeş, akraba ve bunların yakınlarıyla kurulmuş ilişkiler… Bir türlü bitmeyen enflasyon ve sürekli birilerine servet transferleri. Partileştirilmiş, kamu görevlileri ile yapılan çarpık ve gayri ahlaki ilişkiler içinde kamu kaynaklarının alabildiğince hatta vahşice kullanımı, paylaşımı, aktarılmasına. İhaleler verilmesi, vergi borçlarının silinmesi, borçların sıfır faizle ötelenmesine.)
Bunların ne olduklarını biliyoruz. Ülkenin soyulduğunu biliyoruz. Ülkeyi soyduklarını, talan ettiklerini de biliyoruz. Ortaya dökülen bunca rezilliğe kepazeliğe rağmen, sonuç, Türk kimliğini üç paraya satan, ülkeyi Ortadoğu çöplüğüne çeviren, rejim düşmanlarının peşinden giden bu milletin aymazlığıdır, gerçek olan budur! Başka bir ülkede böyle bir ahlaka bırakın oy vermeyi kapısına gelse bir yudum su vermezler. Biz sorumsuzca koskoca bu ülkeyi teslim ediyoruz. Hem de yıllardır.







