Bu Şehir Sana Emanet Değil: Hesap Vermek Zorundasın
Kırşehir halkının oyuyla oturulan makam, kişisel ikbalin, parti pazarlıklarının ve dedikoduların gölgesinde yönetilemez. Bu yazı bir husumetin değil yıllardır bu şehre emek vermiş gazetecinin ne için siyaset yapıyorsun?sorusunun yüksek sesle sorulmuş hali

HAYIRDIR! BAY BAŞKAN…
Kırşehir halkının sana verdiği meşruiyet yetmemiş olacak ki; başka kapılar aralıyormuşsun.
Akıllı toplumlar üst üste aynı siyasetçiyi seçip başına bela etmez. İkinci kez seçilen siyasetçiler egoları tartışmasız büyüklük çıkmazına saplanır. Doyumsuzluk bu kimlikleri zayıf olan kişileri farklı mecralarda arayışa geçer…
Ateş olmayan yerde duman tütmez. Bu ülkede siyaset cehaletin kapılandığı, ikbalin pekiştirildiği alan olmaktan bir türlü kurtulmadı. Buda seçmenin kavun karpuza seçerken gösterdiği özeni, kendisini, yaşadığı şehri yönetecek adaylara gerekli özeni göstermemesidir.
Bay başkan nereye? Oturduğun koltuktan sızan kokular senin burnuna pek gelmiyor sanırım. Oturduğun makamı arada bir havalandırmanda yarar var. Dedikodular AKP saflarında kendine yer aralamaya başladığın yönünde. Bu ülkede Topuklu Efe çıkar odaklı saflarını değiştirip AKP limanına dümen kırmadı mı? Eeee. Ayıp bir şey değil. Bas istifanı al transfer ücreti geçiver. Siyasette bu anlayış artık ahlaksızlık olarak değil, çıkar odaklı olarak değerlendiriliyor. Güç kimde? AKP ve onun koltuk değneği MHP’de. Bir farkla. MHP’yti küstürme. Belediyeye alınan işçilerin çoğunlukta AKP ve MHP saflarına kayıtlı kimlikler olduğu anlatılıyor. Bu işi siyaset gözeterek değil de ahlakı boyutu ile yapmış olsan çok daha iyi olmaz mı? Sana oy verip parti bayrağı sallayanlara verdiğin sözlere ne oldu diye bir soru sorsam! Cevabın “sana hesap mı vereceğim” olacaktır. Doğru sen patronsun. Ancak o makam senin değil Kırşehir halkının makamı. Bunu da aklına yazmanda yarar var. Hatta makam masasının üzerine yaz ki; koltuğa her oturduğunda okumuş ol.
Evet, bay başkan; bana, benim aracılığımla; halka hesap vereceksin. Metin İlhan’ın dediği gibi seninle özel bir husumetim yok. Ben olabildiğince objektif, çizgisini 50 yıldır değiştirmemiş Kemalist’im. Gardırop Atatürkçüsü falanda değilim. Ne sözlerim, ne gülüşlerim sahtelik içermez. Bu yazıyı okuyunca küfredeceğini düşünüyorum. Çünkü senin ağzının ne denli bozuk olduğunu bilmeyen yok. İki dönemdir Belediye Başkanısın. Gazetecilere verdiğin kahvaltı ve yemeğine bir kez dahi gelmedim. Hiç düşündün mü? Neden gelmedim?
Ahi Evran bir sözünde derki: “Ey Oğul Çocuğu herkes sever. Kendinden olanı bağrına basar”…
Bu şehre bir çevre Aktivist’i olarak 24 yıldır hizmet eden kişiyim. Bu şehre kazandırdıklarımı anlatmak istemiyorum. Ben ve iki mühendis ve bir teknik ressam arkadaşımla bu şehrin havaalanı yolu projesini yaptık. Bakanlığa Onaylattırdık. Özel İdare arşivine bak. Vali Buhara bu şehirden giderken bu yol projesini bu adama yamadınız. Hiç mi araştırmazsınız. Hiç mi okumazsınız? Bu şehirde hizmet edeni değil, projeyle alakası olmayan bir adama salt vali diye projeyi yamamak! Soruyorum! Bu anlayış ne kadar ahlaki! Benim projemi ha sen çalmışsın, ha o adam. Ne fark eder ki! Eğer merak ediyorsan yol arkadaşlarımın ismini de yazarım. Dönemin valilerinin isimlerinde yazayım. İster misin? Bu çekememezliğin, adam sendeciliğin anlamı ne. Dört dalkavuk itin seni önünü perdelemesi olabilir mi? Siktir et diyenler benim tırnağım olamaz bay başkan!
Bu şehri Tarihi kentler projesini hazırlayan, bu şehri Tarihi Kentler Birliğine dâhil eden biriyim. Bu proje üzerinden birçok belediye çalışanı yurtdışına gitti. Bana bırakın belge falan vermeyi teşekkür edilmedi. Bu nasıl bir alçaklıktır. Anlamadım. Bu şehrime yine de arkamı dönmedim.
Türkiye 2nci Sulak Alanlar Kongresini hazırlayıp kongreyi Kırşehir’e aldıran, Kocabey Milli Park Projesinin sahibiyim. Bu kente, bu şehrin gençlerine 86 proje yapmış, 76’sını hayata geçirmiş, bu şehre Kültür ve Turizm Müdürlüğünden daha çok yabancı getirmiş, şehre katma değer kazandırmış bir adamım. Defalarca telefon etmeme rağmen bunun karşılığı olarak sen Derneğin çevresini kuşatan yolları temizlettirmedin. Senin bu kinin bana mı? Yoksa bu şehre gelmiş onlarca yabancıya mıydı? Derneğin çevre fotoğraflarını Metin İlhan’a gönderdim. Belki utanırsın diye.
“İnsan en çok kendine ihanet eder. Fark etmesi yıllar sürer. Ve insan en büyük yargıyı kendi vicdanında yaşar. Bunun sonucunda ise kaçabildiği tek şey dışarıdır. Kendinden kaçış yoktur”. Dostoyevski
Kırsal alanlara ziyaretlerin sıkılaşmış maşallah! Olur inşallah! Bu turlarını önce Milletvekilliğine hazırlanıyor. Diye düşünmüştüm. Şimdi iddia o ki; yanına aldığı AKP ve MHP’lilerle kırsalda nabız yokluyormuşsun. Valla ne yalan söyleyeyim senden iyi Vekil olur. Ama Milletvekili olmaz. Milletin hangi kesimini temsil edeceksin bilmem ama doğru yoldasın. Geçiver AKP’ye bizleri de yorma.
Bay Başkan! Tek, kulağımızın arkası kaldı; dikilecek! Bu dedikodular gerçek mi, değil mi? Senin yetki alanın mücavir sınırların içinde. Ne işin var kırsalda köy, köy yanında iktidarın temsilcileriyle.
En radikal devrimci bile devrimden sonraki gün muhafazakâr olacaktır. Bugün yaşanan tüm yalanların arkasında yıllardır saklanan gerçek budur. Bugün ülkeye; devşirmeler, Amerika’nın, İngilizlerin, Fransızların ve hatta İtalyanların ahır uşakları hâkim. Dışarıda kalanlar çekirge sürüsünün yağmasını seyrediyor. Var sende katıl bu kalabalığa. Ama bu dedikoduların önünü kes ve öyle çık yola. Ya da adam gibi geçişini tamamla, bizleri de bu iddialı sözlerden kurtar. Bizleri derken, diğer; başkalarını kastetmiyorum. Benim gibi düşünen makale yazarlarını kastediyorum.
Zordur bu ülkede kendi çıkarlarını bir kenara itip, ülkenin, şehrin, milletin çıkarlarını gözetebilecek bir siyasetçi, bir bürokrat bulabilmek.
Modern temsili demokraside siyasal otoriteler (İktidar, Muhalefet, Belediye Başkanları, Kent ve kasabada olan Siyasi temsilciler) seçmene doğrudan veya yasama, yargı, medya, basın, sosyal medya vb. yapı ve kanallar aracılığıyla hesap vereceğini bilir. Onun için siyasal yolsuzluk, ahlaksızlık anlamlı bir olgudur. Siyasal güç mutlak olmayıp sınırlıdır.
Bay başkan bu şehre keşmekeşlik dışında ne kazandırdın?
Kaldırım işgallerini durduramadın. Trafik rezaletini içinden daha da çıkılmaz hale getirdin. Hastane üst geçit yol düzenlemesinde Belediye uhdesinde olmasına rağmen Karayollarına attın. Bu şehre yeşil alan ne kazandırdın. Lafla olmuyor bu işler. Belediye büfelerinde ki dönen dolapları yazdım. Bayat ekmeklerin millete dağıtıldığını, diğer ekmeklerin aracılarla köylere götürülüp satıldığını yazdım. Üniversite bölgesindeki araziler imara açıldı mı, kimin arsasının kapısına kadar asfalt yaptın? Senin bölgede kaç dönüm arazin var diye yazmıştım. Hiç cevap vermedin. Ne değişti? Sen şimdi transfer iddialar doğru çıkar ve hat değiştirirsen bizim bilmediğimiz ne iddialar daha ortaya dökülür gerisini sen düşün.
Kafaya kasket geçirmekle milletin arasında boy göstermekle değil. Hizmetle anılırsın. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki. Sen bu şehre hiçbir şey kazandırmadın. Kabahat senin mi? Bana göre senin değil. Seni o makama seçene bakacaksın. Kent yönetmek teknik projeler gerektirir. Ben yaptım oldu. Anlayışı ancak kırsalda muhtar düşüncesinde olur.
Etrafına dikkat et bay başkan! Son lakırdı mı? Dalkavukluk iyi midir? Kötü müdür? Argoda anlamı ‘K..’ yalamakla eşdeğerdir. Yaşamadığı bir şehri Kırşehirliyim diye dışarıdan ahkâm kesmek ne kadar kolaysa. Siyasetçilerle yan yana gelip pozlar vererek sırıtmakta bayağılıktır. Bunun kibarca adı dalkavukluktur. Bu şehir ne çektiyse üçkâğıtçı siyasilerin el eteğini öperek onları yüceltip başlarına taç yapmasının altındaki tek gerçektir k.. yalamak.






