ATEŞ ÇEMBERİ. KÖPEKLEŞMENİN SONU YOKTUR…
Savaşın ahlakı vardır. Bunların savaşında namussuzluk var! Nükleer bahane, Petrol kaynakları şahane. İran tehdit. İsrail barış güvercini! Köpeklerin gövde gösterisi. Seyirciler, Bahreyn, Kuveyt, Katar, BEA, Sudi Arabistan.

ATEŞ ÇEMBERİ. KÖPEKLEŞMENİN SONU YOKTUR…
Savaşın ahlakı vardır. Bunların savaşında namussuzluk var! Nükleer bahane, Petrol kaynakları
şahane. İran tehdit. İsrail barış güvercini! Köpeklerin gövde gösterisi. Seyirciler, Bahreyn,
Kuveyt, Katar, BEA, Sudi Arabistan.
Batı elitlerinin 1960larda Ortadoğu’da çizdiği yol haritasına uygun olarak federalizm, derebeyliklerden
oluşan ülkeler hedeflenmişti. Bu hedefleri, Kissinger; ‘dünyayı bizim çıkarlarımıza göre
şekillendirmek için İsrail gibi tampon devletlere ihtiyaç var’ demişti.
Dünya; manyakların, katillerin, sapıkların başrol üstlendiği bir süreçten geçiyor. Amerika Ortadoğu’dan
elini çekmiyor. İsrail vaat edilmiş topraklar namussuzluğu içinde Ortadoğu’yu kan gölüne çeviriyor. 1
milyar 500 milyon Arap Müslüman bu ahlaksızlığın parçası olmayı sürdürüyor. NATO ülkeleri
Amerika’ya bu kararı tek başına almazsın diyemediği gibi, bu hareketi meşru kılabiliyorlar.
Sınırlarımızda dolaşan şeytanın uşakları Afganistan ve Irak’la başlayıp, Suriye ile sürdürülüp İran’a
geçti. Amerika İsrail aleyhinde tek bir cümle kuran devlet yok. Korku böyle bir şey. Kim ki Amerika’ya
uşaklık yapıyorsa tek bir ortak yanları var. Meşruiyetlerini Amerika’nın verdiği kâğıttan liderlerin
hırsızlığındaki korkulardır.
Görerlan’da, Kanada’ya çökme, Venezüella’ya çökmüş, Cumhurbaşkanını kaçırıp hapseden,
Ukrayna’yı soyup askerlerine kerhane yapan Kuzey Irak’ı sömüren, İran’a yardım eder endişesi içinde
Afganistan ile Pakistan’ı kapıştıran bir ahlaktan demokrasi beklemek, genelevde bakire aramaya
benzer. İran, Irak, Suriye bu toprakların komşu ülkeleri. Tedirgin olmamak mümkün değil.
Ya Mustafa Kemal’in, Ya da Ortaçağ artıklarının askerlerisinizdir… Bunun lamı, cimi yoktur.
Güçlü ülke güçlü orduyla caydırıcı güçtür. Askeri okulları ve hastaneleri kapatılmış. Askerlik süresi 6
aya indirilmiş. İmamın askerleriyle sil baştan ele alınmış, gücünü anayasadan değil, siyasetçiden alan
bir ordunun güçlü olması mümkün müdür? Ülke sınırları açılmış 17 milyon sığınmacıya ulaşmış bir
işgal içindeyken, yeni bir göç dalgasıyla bağımsızlık mücadelesinde ne kadar etkin olacaktır.
Yeni bir atama yapıldı. Radyo TV Sinema bölümü mezunu olan Kübra Güran Yiğitbaş İç İşleri Bakan
Yardımcısı oldu. Tıpkı Hayvanat Bahçesi Müdürünün, TUBİTAK Genel Başkanı olduğu gibi. Radyo TV
Sinema bölümü mezunu olan bu kişiye Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, İç
Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanlığı, Jandarma Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı, Eğitim Dairesi
Başkanlığı, Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü bağlandı. Adamına göre iş mi? İşe göre mi adam.
Bugünlerde ülkemizde ve bölgemizde olup bitenleri, Ulus Devlet yapısına ve Lozan’a yönelik
reddiyeleri, İran’a yapılan son saldırıyla birlikte, biraz da bu perspektiften görmeye çalışın bakalım!
Türkiye nereye savruluyor.
İran’ın iki ordusu var. Sonuç alamayan, birbirleriyle takıntılı iki silahlı güç. Emir komuta zinciri, içinde
önceliği olan ‘devrim Muhafızları’ başlığı altında her türlü pisliğe bulaşmış, halkın korkulu rüyası olmuş
bir silahlı yapı. Diğer tarafta pasifiz edilmiş silahlı Kuvvetleri. Kısaca imamın ordusu. Diğer yanda
sadece adı kalmış ordu.
Yüksek nitelikli bilim ve araştırma, buluş ve üretim yoksa hiçbir ülke adam olmaz. Ölüm uykusuna
yatmış ülkeler üretici ülkelerin kölesi olur. Yapım ortağı olduğunuz, parasını ödediğiniz. F35’leri
alamadınız. Kullanılmış F16’lar için izin alamadınız. Avrupa Erofay’dırlar için bile öngörüsü belirsiz
şartlar öne sürülmüş olması çaresizliğin açık göstergesi değilse nedir.
Paranızla kapılarımda beklersiniz. İnanılmaz taahhütler verir, halkı allanmış, pullanmış yalanlarla
sadece kandırırsınız. Onların üçüncü, dördüncü nesil silahlarını, araçlarını ve mallarını satın alıp durur.
Ekonominiz onlarca kez çöker. Türkiye’de üretilen her şey son 23 yılda ya el değiştirdi. Ya kapatıldı.
Amerika ve İsrail bölgede güçlü ülkeler istemiyor. Bunun için bölge ülkelerine kendilerinin ürettiği ahır
uşaklarını lider olarak görevlendiriyorlar. Mesele salt savunma sanayisine yatırım yapmak değil. Sorun
bunun çok daha ötesinde.
1974 yılında silah ambargosu uygulanmış bu ülke, kendi iç dinamiklerini hareket ettirip beş yıl içinde
ayağa kalkıp bölgesinde hâkim güç oldu. Ne oldu da bugün her yönüyle dışa bağımlı hale getirildi.
NATO’nun en güçlü ordusuna sahip ülke bugün neden çokta ciddiye alınmaz hale geldi. Bugün içeride
bir iç kargaşanın ipini çeken bir iktidar ve otağı, bunların değirmenine su taşıyan bölücü şer ocaklarının
temsilcileri var. Bunun adı çoğulcu demokrasi, değil, olası bir kaosun hazırlığıdır.
Amerikan üsleri (İncirli, Erhaç) konuşlanmış silahlar (Uçak ve Silah Sevk Araçları) bu topraklarda
kullanılırsa, siz doğrudan tarafsınız. Siz aynı zamanda karşı tarafın hedefi sayılırsınız.
Ukrayna kendisini koruması için Ülkesinin nadir toprak elementlerinden başlayan tüm ekonomik
varlığını Amerika’ya %50’si ile teslim etmesinin altında yatan şey koruma karşılığı ülkenin soyulması.
Bizde durum çok farklı değil. Türkiye hangi anlaşmalarla imza atıp, ülkenin geçmişte toplu iğne
üretemiyordu sahteliği ile baskıya zemin hazırlıyorlar. Türkiye, Amerika ortaklık, işbirliği anlaşması diye
önümüze kapitülasyon anlaşması ambalajlandığı açıkça ortada.
Bana göre Hameney’in ölümüne sevinmek aşağılık düşüncedir. Dinsel baskılarla ülkesini yöneten.
Halkı zorbalıkla, ağır cezalarla susturan lider olması onun öldürülmüş olması toplumsal erozyonun dış
güçlerin kucağında hangi bağlantıyla refaha ulaşacağı en büyük yanılgıdır. Yıllar önce Humeyninin
boynuna takılan tasma ve binlerce insanın vinçlerle sokaklarda asılması. Bugün Amerika kimi
tasmalayıp İran’ı nasıl yağmalayacak, nasıl yalaka köpeğe dönüştürecek göreceğiz.
Demokrasi getirdiği ülkelere bakın. Irakta 1,5 milyon insan öldüren, 500 bin kadının ırzına geçen.
Bugün kadın cariye pazarları kurulan Afganistan’da 750 bin insan öldüren. İran’da okul vurup 85
çocuğu öldüren Amerika’ya, Filistin’de 45 bin masum insanı öldüren İsrail’e bir cümle kuramayanlar
varsa! Bunların getireceği demokrasi yerin dibine batsın.
Bizim savaştan, terörden yana olacak halimiz yok. Ülkenin demokratik ilkeler, barış kuşkusuz ortak
umut, ortak hedefi olmalıdır. “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin sahibi büyük dahi Mustafa Kemal
Atatürk’ü akıllardan çıkartmamak gerekir.






