Kırşehir’in Önündeki En Büyük Engel: Seçilmişlerin Sessizliği
Kervansaray Dağları’nda planlanan maden faaliyetleri yalnızca doğayı değil, Kırşehir’in geleceğini de tehdit ediyor. Seçilmişlerin sessizliği ise bu talanın en büyük dayanağı.

KIRŞEHİR’İN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL. SEÇİLMİŞ SİYASİLER…
Doğa talanını, yaşanan birtakım yerel ya da münferit olaylar gibi düşünmek elbette mümkün değil. Doğa talanı; küresel ve sömürgeci bir rejimi işaret ediyor.
Türkiye’nin korunan alanlarından ormanlarına, tarım alanlarından meralarına, kıyılarından kültürel varlıklarına her türlü doğal ve kültürel değeri madencilik faaliyetlerine açıldı. 2004 düzenlemesinin etkisini maden izinlerine yönelik istatistiki verilerden takip edebilmek mümkün. Öyle ki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre; 1923-2004 döneminde yaklaşık bin 500 kadar maden arama ve işletme izni verilmişken, 2004-2009 tarihleri arasında toplam alanı 288 bin km2’ye ulaşan 43 bin 500 adet maden arama ve işletme izni verildi. Kırşehir’de bu talan düzeninin içinde yerini aldı. Kervansaray dağları uzantısı bu talana teslim edildi.
Yeni yasa düzenlemeleri içinde yaşam hakkı çıkar odaklı talan düşüncesine altında eziliyor. Yasanın hiçbir maddesi insan yaşam hakkına bağlı değil. Ortaya çıkan ve çıkacak olan sonuçlar, ormanlık alanların yanı sıra tarım alanlarının hedefte olmasının ekolojik ve toplumsal boyutlarının bölge yaşamı üzerinde oluşturacağı etkiler telafisi mümkün olmayan sonuçlara doğru iteceği gerçeği var. Bir maden sahasının eski haline dönüşmesi için 400 yıl gerektiği bilimsel olarak açıklanıyor. Bu düzeltme ekolojik şartların bozulmadan sürdürülebilir olmasına bağlı iken, bu ülkenin Küçük Asya coğrafyasında bir şehir olan Kırşehir bir müstemleke kenti olarak yağmaya bu kadar açık olmamalı.
Bu şehirden seçilip gitmiş olmak onların istikbalini kurtarmaktan daha fazla bir şey değil. Kırşehir’de planlı olarak oluşturulmuş korkunç talan ve erozyona ya ortaklar. Ya seslerini çıkartamayacak kadar güçsüzler.
Bu ülke, bu şehir vahşice bir talanın içine itilmiş, çıkar odaklı ihanet ediliyor, bir avuç ormanlık alanımız talanın içine itiliyorsa seçilmişlerin basiretsizliğinden. Bunun lamı cimi yok. Seçtiklerimiz bizlerin yaşam formlarını etkileyen kararların altına imzalarını atıyorlarsa ve sessizlikleri sürüyorsa bu kentin milletvekili değildirler.
Sürdürülebilir bölge yaşamını etkileyecek, kazanımı çok kolay Kapadokya Turizmine paralel “Eko Turizm”… Engel. Bölgedeki planlı yağma. Alanın Maden sahası olarak belirlenmiş olması. Bölgenin su kaynağı olan Kervansaray Dağlarının bütünüdür. Kirlilik bu kez dağdan bölge ilçelerine sulak alanlarına, tarım alanlarına akacak. Türkiye’nin taraf olup 2030 yılına kadar yapmayı taahhüt ettiği sözleşme ortadan kalkacak Ekolojik varlık bölgede son bulacak. İnsan psikolojisini bozacak belki de göçe zorlayacak bir faaliyet bölgesel yaşama engel olacak boyutta.
Omurilik kanseriyim. Eve kapanmadım. Son nefesime kadar bu şehir için proje üretmeyi sürdüreceğim.
Kırşehir ve çevresinde yaşamı etkileyecek, yeni kapılar aralayacak bir oluşum projesi hazırladım. Projemde Doğaya bağlılığın doğa yürüyüşlerine katılım yerel toplumlarda ekonomik katkı ve motivasyonu üzerindeki etkisini artırmayı hedefledim. Amacım bizim insanımıza yeni yaşam platformları oluşturmak. Bunun için. gelişmiş ülkelerde yapılmış örnekleri baz aldım. Bölgemizde alan taraması yaptım. En uygun olarak Özbağ - Boztepe dağ geçiş bölgesini seçtim ve bir trekking rotası oluşturdum.
Proje dosyamı İl Orman İşletme Müdürlüğüne teslim ettim. Proje içeriğine hâkim “Rota” birlikte gezildi. Rota üzerinde yapılması gereken donanım, dinlenme çardakları, tanıtım ve gözetleme istasyonları dâhil mali portesi 500 bin TL civarı.
Rotanın zorluk derecesi 3-4 olup orta seviye rotalar, daha fazla fiziksel hazırlık gerektirecek tırmanış patikalarına sahip. Bu parkurda yükselti deniz seviyesinden 500-700 metre arasında. Yürüyüş süresi dinlenmeler dâhil 4-5 saat. Bisiklet ve atlı yürüyüşlerde yaklaşık 2 saat. Dar patikalar ve sık ormanlık alanlardan geçmekte. İleriye dönük bu rotalar kent merkezinden Telesiyejlerle cazibesi daha da artırılabilecek bir öngörüye sahip.
Bu rota, yoğun kış aylarında kayak pisti olmaya uygun.
Kuş gözlemciliğine. Doğa Fotoğrafçılığına uygun.
Atlı sporlar için uygun.
Dağ bisikleti ile sert inişlere uygun.
Bölgede soft tırmanış yamaçları mevcut. Yaya yürüyüş için rota mükemmel. Bölgeyi (Şehri ve Seyfe Gölü Sulak Alanı) panoramik izlemeye uygun.
En güzel yanı ise Kara Çam ormanları içinde eşsiz bir doğa güzelliği. Bölgede, Vaşak, Karaca, Tavşan, Anadolu Yaban Koyunu, Yaban Domuzu Gri Kurt, Şah Kartal, Yüzlerce Ötücü kuş sesleri, binlerce yaban biteyi ve çiçeklerin salgıladığı koku atmosferi. Şubat ayı içinde Kardelenler, Çiğdemler (Öksüz Çiğdem, İstanpulos, Ankara Çiğdemleri) Çiçek açtı. Yakında Dağ laleleri, Kafkas Süsenleri, Kurt Pençesi açacak. Ardından 4 renk yabani süsenler (Zambaklar) açacak.
Anadolu da bu coğrafya bu alan “maden Sahası”.
Bu ülkede siyaset ve politikalar insan temelli değilse, kişilerin çıkarına hizmet ediliyor demektir.
Kırşehir yaşayanları. Doğaseverler lütfen bu çağrıma kulak verin. Maden sahalarını açılarak bu güzelliklerin yok edilmesine, insan yaşamının tehdit ve tehlikelere, yabanın yok edilmesine izin vermeyin.
Çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel bir ortamdır. Bunu bilmeyen var mı?
Çevre kirliliği temel olarak hava, toprak ve su kirliliği şeklinde doğada oluşmakta ve sonuçta insanın da içinde olduğu tüm ekosistemi etkilemektedir. Bu kirliliğe yüzyıllarca birlikte yaşamamıza yol açacak maden talanlarını ekleyin. İnsan sağlığını veya çevresel dengeleri bozacak şekilde havanın birleşiminin değişmesi, insan Ekoloji sağlığı için zararlı olan maddelerin toprağa, suya ve havaya karışması sağlığımızı etkileyeceği kesin.
Toprağın verim gücünün düşmesi, toprak özelliklerinin bozulması sonucu toprak kirliliği ortaya çıkacak. Asit yağmurları yüzey ve yeraltı sularda ekili alanlarda etkisini artırtacak. Bu felaket tellallığı değil. Gerçek. Toprak kirliliği ise doğada giderilemeyen ve dönüşümü olmayan, insan sağlığını tehdit eden kirliliktir. Ormanlık alanların yok edilerek açılan maden sahaları. Sanayi tesislerinden ve yerleşim yerlerinden kaynaklanan atık suların arıtılmadan ortama aktarılması, tarımda kullanılan ilaç ve gübrelerin bilinçsiz şekilde kullanılması yüzeysel ve yer altı sularımızın kirlenmesi daha da artacak.
Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi ancak sağlıklı bir çevre ile mümkündür.






