5 Milletvekilinin Tamamını Muhalefete Veren Kırşehir’in İlçelik Hikâyesi
1954 seçimlerinde 5 milletvekilliğinin tamamını muhalefete kazandıran Kırşehir, kısa süre sonra ilçe yapıldı. Akademik araştırma, 756 öğrencinin protestosundan Meclis’teki oylamaya, 1957’de geri verilmeyen iki ilçeye kadar dikkat çekici ayrıntıları gün yü

Türkiye’nin çok partili siyasi tarihinde önemli tartışmalara yol açan Kırşehir’in ilçe yapılması kararı, akademik bir araştırmayla yeniden gündeme geldi. Dicle Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Ömer Taylan’ın İstanbul Üniversitesi’nin Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları dergisinde yayımlanan çalışması, 1954 ve 1957 yıllarındaki idari değişiklikleri seçim çevresi mühendisliği olarak değerlendiriyor. Araştırmaya göre Demokrat Parti, muhalefetin güçlü olduğu Kırşehir’in sınırlarını değiştirerek siyasi avantaj sağlamayı hedefledi. TBMM tutanakları da incelendi. Dönemin gazete haberleri de tarandı.
Makalede kullanılan “gerrymandering” kavramı, seçim çevrelerinin iktidardaki partinin lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmesini ifade ediyor. Taylan, Kırşehir’in statüsündeki değişimin yalnızca idari haritayı değil, milletvekili dağılımını da etkilediğini belirtiyor.
Beş Milletvekilliğinin Tamamını Muhalefet Kazandı
2 Mayıs 1954 genel seçimlerinde Demokrat Parti ülke genelinde yüzde 58,4 oy alırken Kırşehir’de Osman Bölükbaşı liderliğindeki Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) öne çıktı. Yaklaşık yüzde 43 oy alan CMP, kentin beş milletvekilliğinin tamamını kazandı. Seçimden yalnızca 28 gün sonra Kırşehir’in ilçe, Nevşehir’in ise il yapılacağı radyodan duyuruldu.
Araştırmada, dönemin Adalet Bakanı Osman Şevki Çiçekdağ’ın Kırşehirlilere yönelik “Sizden hayır kalmadığı anlaşılıyor, hakkınızda bir şeyler düşünülmeli” sözleri, kararın siyasi cezalandırma olarak algılanmasını güçlendiren örneklerden biri olarak gösterildi.
756 Öğrenci Tepki Gösterdi, Meclis Kararı Onayladı
Karara karşı çıkan 756 üniversite öğrencisi Başbakan Adnan Menderes’e telgraf göndererek düzenlemenin durdurulmasını istedi. Meclis’te de sert tartışmalar yaşandı. 30 Haziran 1954’te yapılan oylamada tasarı 259 kabul, 39 ret oyuyla geçti. Üstelik Demokrat Partili 11 milletvekili de tasarıya karşı oy kullandı. Kırşehir, 20 Temmuz 1954’te Nevşehir’e bağlı ilçe statüsüne düşürüldü.
Bölükbaşı Ulaşım Mesafelerini Hatırlattı
Osman Bölükbaşı, kararın idari ve ekonomik gerekçelerini sorgularken ilçelerin birbirine uzaklığını gündeme getirdi. Mucur’un Kırşehir’e düzgün yoldan 26 kilometre, Nevşehir’e toprak yoldan 72 kilometre uzaklıkta olduğunu belirtti. Kaman’ın ise Kırşehir’e 55 kilometre mesafedeyken 140 kilometre uzaklıktaki Ankara’ya bağlanmasını eleştirdi. Hükümet düzenlemeyi kamu hizmetlerinin etkinliğiyle savunsa da Taylan, bu gerekçelerin siyasi tartışmaları gidermediğine dikkat çekti.
Dönemin resmi gerekçesinde ulaşımın gelişmesi, ekonomik ilişkilerin değişmesi ve hizmetlerin daha verimli sunulması öne çıkarılmıştı. Buna karşılık araştırma, Nevşehir’in yeni il merkezi olmaya yönelik altyapı hazırlıklarının yetersizliğine işaret ederek gerekçenin tartışmalı olduğunu kaydediyor.
İl Statüsü Geri Geldi, Sınırlar Değişti
Kırşehir, 1 Temmuz 1957’de yeniden il oldu. Ancak Hacıbektaş ve Kozaklı Nevşehir’de kalırken Mucur, Kaman ve Çiçekdağı Kırşehir’e bağlandı. Araştırmaya göre CMP’nin güçlü olduğu iki ilçenin dışarıda bırakılması muhalefetin temsil gücünü azaltmaya yönelikti. CMP, 1957 seçimlerinde Kırşehir’i yeniden kazanmasına rağmen milletvekili sayısı beşten dörde düştü. Nevşehir’in dört milletvekilliğinin tamamıysa Demokrat Parti’ye gitti.
1957’deki geri dönüşün yaklaşan seçimlerle bağlantılı olduğu değerlendirmesi de çalışmanın önemli bulguları arasında yer alıyor.
Yassıada’da da Gündeme Geldi
Kırşehir’in ilçe yapılması, 1960 sonrasındaki Yassıada yargılamalarında Anayasayı İhlal Davaları kapsamında ele alındı. Çalışmada, Menderes’in bu kararı anayasal hükümlere aykırı ve siyasi bir hata olarak değerlendirerek pişmanlığını dile getirdiği aktarılıyor.
Taylan, Kırşehir örneğinin idari sınırların siyasi amaçlarla değiştirilmesinin seçmen iradesini ve demokratik temsil dengesini nasıl etkileyebileceğini gösterdiğini vurguluyor.







