103 yıl önceki idealler, 103 yıl sonra gelinen final!
19 Mayıs 1919’dan, 26 Ağustos 1922’ ye uzanan yol. Büyük taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve kazanılan zafer. Bağımsızlığa giden yol, Mustafa Kemal tarafından yakılan kahramanlık ve ideallerin meşalesi ile aydınlanmıştır.

103 yıl önceki idealler, 103 yıl sonra gelinen final!
19 Mayıs 1919’dan, 26 Ağustos 1922’ ye uzanan yol. Büyük taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve kazanılan zafer. Bağımsızlığa giden yol, Mustafa Kemal tarafından yakılan kahramanlık ve ideallerin meşalesi ile aydınlanmıştır.
Büyük Zafer’den iki yıl sonra Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer’in önemini şu şekilde ifade eder. “... Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır...”
1922 yılının Haziran ayı ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa kemal, taarruza geçme kararını almıştır. Asıl amaç; yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktır. Büyük Taarruz ve bu taarruzu taçlandıran Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını ve zirvesini teşkil etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşımıştır.
Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra kamuoyunda ve TBMM’de taarruz için sabırsızlıklar baş göstermiştir. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.” diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlamıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pek kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bilirim”. Diyerek Türk Ordusuna Armağan ettiği 30 Ağustos Zafer Bayramı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün engin ileri görüşlülüğüyle kurulan Cumhuriyet, ulusal egemenliğe dayanan yönetim biçimi olmasının yanı sıra kapsamlı bir aydınlanma ve çağdaşlaşma atılımıdır. Cumhuriyet’le birlikte hayata geçirilen devrimler, ulusumuza çağdaş bir yaşamın kapılarını açmış; laik ve demokratik Cumhuriyet’e sahip olmanın onurunu yaşatmıştır.
Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamak ve yolunu takip etmek yeter.
Bu ülkede yapılan devrimleri ona borçluyuz.. Bu ülkede kul değil yurttaş isek ona borçluyuz… Bu ülkede emperyalizm kovulmuşsa ona borçluyuz… Hurafelerden değil, bilimden ve akıldan söz ediliyorsa ona borçluyuz.
Şu gerçeği aklınızdan hiç çıkartmayın!
Cumhuriyetten Atatürk’ü çıkartırsanız, geriye, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Yemen, Pakistan, Mısır, Ürdün, Lübnan, Tunus, Filistin, Suudi Arabistan, kalır… Kadın pazarlarının kurulduğu, Kadınların insandan sayılmadığı. Çok eşlilik, Sübyan mektepleri, cehalet ve Orta çağ karanlığı. Yobazların saltanatı kalır. Saraylar, lüks ve şatafat kalır. Tebaa kalır. Kul kalır. Osmanlıya vahşice vergi veren, savaşlarda ölen Anadolu’nun yoksul, cahil bırakılmış köylüsü kalır. Bunun içindir ki; Türkiye Cumhuriyeti devleti; Atatürk’ün milenyum mucizesidir…
‘Türk milletinin, medeniyet ve terakki yolunda kafasında ve beyninde tuttuğu meşale müspet ilimdir’… Diyen Kemalist düşünceden ayrılıp siyasal din baronlarının peşine düşerek, gerçek kimliğinden idealist gelişimden uzaklaşan bir millet haline dönüştü. Bunun içindir ki; Milli Bayram kutlamaları çok önemlidir.
Onlar; Yani ‘Dış Güçler’; diyor ki; ‘Mustafa Kemal Atatürk Anadolu ve Trakya’da dağılmış bulunan Türklerden on beş yıl içinde bir millet yarattı. Milli şuur ve mukadderatına karşı mistik bir itimat verdi. Halkını hazırlıksız ve bir intikal devresine tâbi tutmadan modern hayatın ve ilim medeniyetinin cereyanına attı. İrade, zekâ ve enerji kuvveti ile ‘Türk Mucizesini’ tahakkuk ettirdi’. O günlerde Türkiye’ye dışarıdan bakış, böyledir. Bugün tüm kötülüklerin altından ‘Dış Güçler’ hikâyesi çıkartan bir iktidarın. Bugün değiştirilmiş rejiminin piyonları haline nasıl geldik?
Haçlılar; "1000 yıl mücadele edip, Türkleri ve Devletlerini yok ederek emelimize ulaştık. Şimdi sıra bunları geldikleri yer Orta Asya'ya sürmeye geldi" dedikleri iyi bilinir. Dört yıl süren Kurtuluş Savaşının sonucunda onlar geldikleri gibi gittiler. Bugün bu ülkeyi yönetenler atalarının yapmak isteyip te yapamadıklarını demokrasi havariliğine soyunmuş boyunların da haç taşıyan temsilcileridir.
Osmanlı İmparatorluğu, 1918 yılının sonlarına gelindiğinde; 1nci Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılmış, Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak dağılma sürecinin sonuna gelmiş bir devlet görünümündeydi. Avrupa devletlerince hasta adam olarak nitelenen Osmanlı; imzaladığı ateşkes ile boğazların hâkimiyetini, yeraltı kaynaklarının kullanım haklarını ve donanma ile ordu üzerindeki tüm emir haklarını İtilaf Devletleri'ne devretmişti. Bugün ki iktidar saraydan alınmış yetkiyi tekrar saraya topluyor.
Bugün bu iktidarın maden yasası ve özelleştirme palavrası ile ülkeyi 7 düvele parsel, parsel etmesinin geçmişten ne farkı vardır?
Amerika B. Elçisi bir köpeğin Osmanlı çıkışlarıyla kendini padişah gören kimliğe teslim edilmişsek. Önce bu millete yazık.
Yüze Türk milletinin bağımsızlık savaşının, özgürlüğün adı olan. Kanla irfanla bu toprakları bize vatan olarak veren başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önünde saygıyla eğilirken, Yüce Türk Milletinin Zafer bayramını kutluyorum…