UYUMAK GÜZELDİR!

Ülke çıkarlarını bir yere iterek kişisel çıkarlarını yüksek tutan, sorgulama yetisi olmayan halkların uyuma hâli ölümcüldür. Yarın bir başkasına uşaklık yapmak, bir kilisede zangoç olmak! Bu uyuma hali toplu tutsaklıktır.

Gündem Yayın: 30 Temmuz 2026 - Perşembe - Güncelleme: 30.07.2026 00:42:00
Editör -
Okuma Süresi: 10 dk.
Google News

UYUMAK GÜZELDİR!
Ülke çıkarlarını bir yere iterek kişisel çıkarlarını yüksek tutan, sorgulama yetisi olmayan halkların uyuma hâli ölümcüldür. Yarın bir başkasına uşaklık yapmak, bir kilisede zangoç olmak! Bu uyuma hali toplu tutsaklıktır.
Başka topraklardan gelip, bu ülkede efendi olanlar iyi biliniz ki; önce kendilerine, sonra meşruiyet aldıkları efendilerine hizmet ederler. Kendi ülkesinde özgür iradesiyle yurttaş olmayı beceremeyen, sorgulamayan ve korkuya teslim olan halklar, piyonların elinde savrulurlar ve eninde sonunda iradelerini kaybederek başkalarına teslim olurlar. 
Kendi topraklarında efendi olamayanlar, yarın başka bir gücün, başka bir ideolojinin veya yabancı bir iradenin sadece "çanını çalan" hizmetkârlara (zangoçlara) dönüşürler. Bu, bağımsızlığın ve kimliğin tamamen yitirilmesidir. Bu ülke hızla müstemleke olma yolunda böyle yol alıyor. Bunun farkında olmayan bir yığınla aynı topraklarda yaşıyoruz.
Halkın bir kısmı kişisel çıkarı için emperyalistlerin atadığı uşaklara hizmet ederken, bir kısmı ölüyor, bir kısmı zindanlarda çürüyorsa, ülke çıkarları bir yere itilip birilerine sadakat için ülkenin savrulmasına, dağılmasına neden oluyor, görmezden gelip “sen mi kurtaracaksın” diyenler, ülkenin bu hale gelmesinin ve getirilmesinin asli suçlusudur. Böyle bir toplumun sevinçte, tasada ortak bir geleceği olamaz.
Ortak ahlak çökünce, kolektif çöküş kaçınılmaz olur. İnsanlar korktuklarında, makro düzeydeki adalet, özgürlük ve vatan gibi kavramları savunmayı bırakıp mikro düzeydeki kişisel konfor alanlarına, yani "günü kurtarma" derdine düşerler. Argoda “zevahiri” Türkçede “gö..” kurtarmak denir. Bugün bu ülkede bu olmaktadır.
Kelimelerin İçi Boşaltılarak Siyaset Yapılıyor. Anlamsız ve hep aynı nakaratlar. "Yeni söylem" yeni, yeni oluşturulan cehaletin beynine layık uydurma propagandalar düşünce ufkunu daraltırken oyun kuran kelimelerle düşünceler yok ediliyor. 
Dünde benzer olaylar vardı. Bugün daha kötüsünü yaşıyoruz. Türkiye’deki siyasi hat, kavramların içini boşaltarak işliyor. Örneğin "adalet", "hukuk", "özgürlük" veya "terör" gibi kelimeler evrensel anlamlarından koparılmış; kimin söylediğine göre anlam değiştiren taktiksel aparatlara dönüşmüştür. 
Millete ait olan  “din, iman, ezan, kuran, bayrak, vatan” gibi efsane değerler siyasi kimlikler tarafından 25 yıldır millete pazarlanıyor. Bu ulus, siyasetçinin sahte dil ve uydurduğu metaforlarla bir illüzyonun içine itildi. Güç zehirlenmesi millete dinini, bayrağını vatanını yeniden tanımladığı sarhoşluğuna girdi. Bu değerler geçmişte de bugünde halkın ortak kutsal değerleriydi. Cehalet bu kavramları emperyalistlere göbeğinden bağlı ahır uşaklarınca kendilerine sunulduğunu bir uyduruk politika kıskacı olduğunu değil kutsal değerlere sahip çıktığını zannedenlerin aslında bu kavramların düşmanı olduğunun farkına varamadı.
Siyaset biliminde buna "sembolik siyaset" veya "kimlik siyaseti" denir. Maddi kayıpların, ekonomik krizlerin ve kurumsal aşınmaların üzerini örtmek için toplumun en hassas olduğu dini ve milli semboller birer rıza üretme aracına dönüştürüldü. Toplum, manevi değerleri koruduğunu zannederken maddi varlıklarını kaybetmeye başladı. 
Milletin boğazından, emeğinden, yaşam konforundan toplanan vergilerle, harç ve cezalarla yapılan inşa edilen milletin malı olan, ekonomik değeri yüksek fabrikalar, işletmeler limanlar, ormanlar, kıyılar. Kan dökülerek vatan yapılan bu topraklar ve kimliklerimiz satıldı. 
Yerin altını da, üstünü de talanın insafına bıraktılar. Satın alanlar Araplar, Suriyeliler, Afganlılar. Tarumar edenler bu milletten zannettiğimiz vurguncular ve onların dış mihraklı ortakları. Bugün bir sarayı beslemek için yırtınan halk uyumanın bedelini aç susuz kalarak, yaşayan ölüye dönüşmüş olarak yaşıyor. 
Bu bir devlet aklıyla yönetilmenin bedeli değil, talan vurgununda ötesinde bir ulusu yok etmenin senaryolarının hayata geçirilmesi işlemleridir. 
Bunlar batılılar için “sömürgeci” diyorlar. Öylemi! Ekonomideki rezilliği ‘Dış Güçler’ yapıyor. Diyorlar. öylemi! Defalarca seçilmiş. Hiç ders çıkartılmamış! Defalarca tekrara düşülmüş. Sahtekârların 25 yıldır ürettiği yalan politikalara inanmış olmak, milletin kimliğini ortaya koyar. Yalan mı? Halk geçim, Muhalefet uyum, İktidar rejim derdinde… Sebep halk! Sonuç arpalık… Akıllı toplumlar rejimi değil, seçilenleri her 5 yılda değiştiren toplumlardır.
T.C. Devletine, değerlerine, ulus devlete kim sahip çıktıysa düşman hukukuyla zindanlara tıkıldı.  Yıllarca çıkartamadıkları maden yasasını çıkartıp, bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerini; Ortaçağ yöntemleriyle, en vahşi biçimde ‘küresel şirketlere’ yağmalattılar. İhale kanunu birilerinin çıkarları için 106 kez değiştirdiler. 
Farklı ülkelerden mülteci palavrasıyla bilinçli ve planlı olarak transfer edilmiş, kendi nüfusun ¼’nü besleyen, sessiz işgale gıkını çıkartmayan toplumun çöplükten beslenmesi kimseyi rahatsız etmiyor. Böyle bir işgalin dünyada eşi ve benzeri yok. Bizim gibi boynunu büküp oturan bir millette yok. 
Bunun adı silahsız işgal, Bunun adı Demografik Çözülme, Bunun adı Kültür deformasyonu, bunu adı Ekonomik ve Sosyal çöküştür…
Göçlerle oluşan yolgeçen hanına dönüşmüş sınırlar ve sınır güvenliğini olmadığı bu topraklarda yoğun ve kontrolsüz nüfus hareketlerinin, yerel halkın kendi bölgesinde azınlık durumuna düşmesine yol açtı. Toplumu bir arada tutan dil, gelenek, görenek ve toplumsal hafıza gibi kurucu kimlik unsurlarının zamanla silinmesi veya değişime uğramasını planlamışlardı. Bu plan sistematik olarak işliyor. 
Bunlarla evlilik bağları kuruldu… Tüm ülkede mülkiyet yapısının, yerel esnafın ve çalışma dinamiklerinin dışarıdan gelen sermaye veya ucuz iş gücü ile radikal biçimde başkalaşırken kişiler istisnai yurttaş kavramına kavuşturuldu. Vergi muafiyeti, sağlık, ithal ürün otomobil ve devlet desteği önceliklendirildi. Toplumsal Bütünleşeme yerini kültürel erozyon ile paralel giden gettolaşma süreçlerinin, toplumsal kutuplaşmaları ve aidiyet krizlerini tetikledi. 
Devlet kimden yana oldu!
Cehenneme çevirdikleri cennet ülkenin her yerinde düşman ateşleri yaktılar. Doğu batıdan, batı doğudan, bir tarla sıçanı korkusuyla sürdüre geldik yaşamımızı.
Modern Türkiye, Silahsız işgal ile Ortadoğu çöplüğüne dönüştü. 25 yıldır bu ülkeyi tarikatlar vakıflar koalisyonu ile yönetiyorlar... 15 Temmuz gününü, Demokrasi Bayramı diye kutluyorlar. Görev ve yetkisini Anayasadan alması gereken Cumhurbaşkanı, Bakanlar, Devletin Ordusu, Yargısı, Milli Eğitimi, Emniyeti, Sağlık sistemi bugün anayasanın dışına çıkmışlardır. Anayasa işgal altında. 
Din elden gidiyor denildiğinde ayaklanan ahali vatan elden gidiyor denildiğinde yerinden oynamıyorsa ortada vatan diye bir şey kalmamış demektir. Şunu iyi biliniz ki; Hiçbir ‘din’ insanı kimlik sahibi yapmaz. Laik sisteme tepkili olanlar “Ruhban” okulunun açılmasına neden tepkisizdirler. 
Terör gazilerine 28 bin lira maaş veren anlayış, 15 Temmuz gazilerine neden 75 bin lira maaş verir. Bunun nedenleri ortada! Ortaklık bozulup çıkar çatışmasına dönüşen taht kavgası birisinin “Allahın lütfüne” doğru yol alması ve kendi saltanatını yıkmak isteyenlere direnenlere karşı kişinin saltanatını korunması sonucudur. Oysa OHAL gazileri devletin ülke bekası için, yani yurdun tamamı için canını ortaya koyanlardır. Bunu anlamamaktan gelmek aklın kiraya verilmesi sonucudur.
"Akıllı toplumlar rejimi değil, seçilenleri her 5 yılda değiştiren toplumlardır." 
Rejim değişti. Yaşam konforu bozuldu. Liyakat terk edildi. Çıkar sistemleri sisteme yüklendi. İtibar ve prestij kelimeleri milli değer kıstasında yoksulluğun, esaretin üzerine örtüldü. 
Kurumsal çürüme devletin siyasi olarak ele geçirilmesi demektir. Anayasa yoktur. Hukuk yoktur. Anayasal kurumlar sadece A4 kâğıt üzerindedir. Kurumlar siyasi aktörlerin oyuncağı olmuşlardır. Tolumun geneli ayrıcalıklı halkanın dışına itilir. Görünmez olur. Siyaset artık toplumun genelini değil sadece dar bir grubun varlığını korumayı amaç edinir. Bunları da hizmet, yatırım amaçlı servet transferleriyle yapar. 
“Ardına kadar açık kapılarla başladık. Zamanla kapıya bir çengel taktık. Olmadı, asma kilit yaptık. Olmadı, demir kapı yaptık. Olmadı, çelik kapıya çevirdik. Baktık olmadı, çelik kapıya 3 farklı kilit yaptık. O da yetmedi. Her kilidi üç defa kilitledik. Yetmedi birde alarm taktık, yetmedi. Kamera sistemi de kurduk… Bütün bu önlemlere rağmen, sabah uyandığımızda donumuza kadar soyulmamış olma ihtimalimiz fifty, fifty. 
Bu ülkede 90 bin cami var. Eğer din ahlaklı nesiller yetişmesini sağlıyorsa, bu kadar hırsız saksıda mı yetişti”! Banu Avar…
Esasta bu ülkede ekmek herkese yetecekti, insanlığımız ağır bastı! Seçtiklerimiz. Seçtiklerimizin atadıkları tarafından yoksulluğumuzun üzerine ziyafet sofraları kurdular. Bir baktık ki; tarlaya karga, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami dadanmış. Onlar semirip zenginleşirken, bizler sıskalaşıp yoksullaştık. Bir baktık ki; bizden olmayan, binlerce sülük doluvermiş topraklarımıza, ekmeğimizde, soframızda yer tutmuşlar. Ne ormanlarımız, ne kıyılarımız, ne adalarımız, nede yaylalarımız kaldı. Şöyle baktık; ha bugün, ha yarın giderler dedik. Geldikleri gibi gitmediler. Kiminin iti kapımız önünde, kiminin piçi kucağımızda, kiminin de biti koynumuzda palazlandı. Saflığımıza geldi. Yoksa mümkün müdür bu kadar şerefsizin bizden olması… Desem!

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.