LOZAN VE TAM BAĞIMSIZLIK…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi olan Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Bu sıradan bir tarih değildir.

Gündem Yayın: 25 Temmuz 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 25.07.2026 01:28:00
Editör -
Okuma Süresi: 8 dk.
Google News

LOZAN VE TAM BAĞIMSIZLIK…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi olan Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Bu sıradan bir tarih değildir. Türk milleti, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bağımsızlık mücadelesi verdikten sonra Anadolu ve Trakya’nın Türk toprağı olduğunu, yeni Türk devletinin tam bağımsız olduğunu Lozan’da tescil ettirmiştir. Bunun için Lozan’a “tapu” deniyor. Bu tapu kanla alınmıştır. Süresi yoktur. Hiç kimse bu milleti çokta hafife almamalıdır.
“Lord Curzon bana şöyle dedi: Lozan Sulh Muahedenamesi müzakeresinden hiç memnun değiliz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Şimdi reddettiklerinizin hepsini cebimize koyuyoruz. Harap bir memleket devralıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız olacak. Bu parayı almak için bize gelip önümüzde diz çöktüğünüz zaman şimdi cebimize attıklarımızı çıkarıp önünüze koyacağız!” 
O günlerde hiçbir şeyimiz yoktu. İnanılmaz şeyler yatık. Türk mucizesi yaratıldı. Bugün her şeyimiz varken hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülke bir kuşatmanın içinde.
Emperyalizm, o zaman Lozan’da yaptıramadıklarını Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrası işbirlikçi hükümetler aracılığıyla yaptırdı. Milli eğitimi de milli ekonomiyi de milli savunmayı da kendine bağladı! Sınırlarımızla oynadı. Ege’de adalarımıza el kondu. Kıbrıs’ta çıkarlarımız yok sayıldı. Üyesi olduğumuz NATO Suriye sınırımızda ve Irak’ta PKK terör örgütüne devletçikler kurması için destek oldu. Yanlış politikalarımız sonucu, göçlere yol açtık. Ülkemiz demografik yangınla boğuştu boğuşuyor. Ülke için bir son hazırlıyorlar. Piyonlar işbirliği içinde. 
Lozan var olmanın sonucudur. Doğu Trakya, İstanbul, Boğazlar ve Anadolu topraklarının bölünmez bir bütün olduğunu tescillenmesidir. Kapitülasyonlar kaldırıldı. Kendine yeten bir Türkiye inşası zaman kaybetmeden sürüyor adı “Türk Rönesans’ı” küçük Asya’da parlıyordu. Türkiye’deki yabancılara ve yabancı kapitalist şirketlere yeni ayrıcalıklar verilmedi. Ekonomik bağımsızlığı kendi içine dönüştürüldü. 
Türkiye’deki yabancı okulların denetimini Türkiye’ye verildi. Yargı bağımsızlığı ve hukuk birliği sağlandı. Yabancı denetleme komisyonlarını kabul edilmedi. Türkiye bu anlayışla tam bağımsızlığını sağladı. Türkiye böylece gerçek barışa kavuştu. 
Lozan Barış Antlaşmasına dil uzatanlar… Bu kazanımlar için kursakları kabarıyor. Gerçek bu. Kendini bir halt zannedenler işkembeden konuşmayacak… 
Müslüman sandıklarınız Lawrence’nin mirasçıları, Türk Milleti’nin ölüm fermanını yazanlar, Dürrizade’nin ruh ikizi ortaklar çıktı. Artık farkında olun. 
Şimdi içerideki hainlerle birlikte iç barış bozulsun istiyorlar. Arı kovanına çomak sokma peşindeler.
Cumhuriyeti “kanlı 1923 darbesi” olarak niteleyen vatandaşın makam şoförü meczup eski milletvekili çıktı ortaya… Adamdan sayıldı…
Verilmiş sözler. İmzalanmış sözleşmeler… Yalana inandırılmış bir halk… Batıcılık ve Avrasyacılık’ta ittifaka zemin teşkil eden ideolojinin öznesinin başka devletler olması durumunda, otonomi kaybı yaşanır. Başka bir devletin ya da ittifak bloğunun uydusu haline gelmekle sonuçlanır. Türkiye’deki Batıcı ve Avrasya’cı grupların bu hataya düştükleri ve kendileriyle birlikte tüm toplumu tehlikeli sulara sürükledikleri şüphe götürmez bir gerçektir. Türkiye’nin Ortadoğu bataklığında oluşturulmuş olan çalkantı içine düşmesine bir adımı kaldı.Amerika Başkonsolosu TomBarrack etnik bölünmeyi ve etnik ve dinsel farkındalıkları sürekli kaşıyor.
Türk ulusunu oluşturan “unsurları” her fırsatta ve de kasıtla “etnik kimlik” vurgulamasıyla anmaya başlayan, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını hatırlamak istemeyen siyasiler ortaya çıktı. 
Türk ulusu yalnızca adları sayılan o birkaç alt unsurdan ibaret değildir. Bu sakıncalı beyanlar, adı anılmayan diğer alt unsurlara ulus içinde yer almadıklarını hatırlatmanın yanı sıra yok sayıyor. Yok, saydıklarını başka bir yol arayışına doğru itiyor. Yugoslavya böyle parçalanmış, Çekoslovakya böyle ayrışmıştı! Vekâlet savaşları alan savaşlarına dönmeye başladı. Amerika, İngiltere, Fransa ve Hatta İtalya ve Yunanistan. Bu ateşin altına sürekli odun taşıyorlar. 
Bağımsız Kürdistan fikri, "her ulus, kendini yönetme hakkına sahiptir" ilkesine uygun olduğu kadar, emperyalist devletlerin "böl ve yönet" ilkesine de uygundu. Türkiye'nin dostu olmayı hiçbir zaman içine sindiremeyen Amerika, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Ermenistan ve diğer ülkeler için de, Türkiye'nin Güneydoğu - Kürt sorununu kaşımak, Türkiye'yi müşkül duruma sokmak için bulunmaz bir fırsattır. Şimdi bu fırsat birilerine oy devşirmeye evirilme yönünde kullanılıyorsa, uslu çocuk olma rollerini iyi oynadıkları içindir.
‘Ortadoğu; Amerika’nın son savaşı. Bütün askeri tatbikatlar bu senaryo üzerinden yürütülecek. Bu savaşı yüz yıldır sürdürüyoruz. Kazanan mutlaka Amerika olacaktır. Ortadoğu Amerika’nın bin yıl besleyecek zenginliklerin kaynağıdır’. Bu sözler bir Amerikan filminde Başkan rolü oynayan aktörün sözleri… Bu sözler BOP şekillenmesinin ana başlığıdır. 
AKP liderine verilen Görev herkesçe malum. (Ortadoğu Eş Başkanlığı) bu görevi verenlere bağlılığını ifade eden çok önemli olduğu gerçeği; ‘Gerekirse şu mücadeleyi verirken, eğer benim komuta merkezim bana papaz elbisesi giyeceksin diyorsa gider papaz elbisesini giyerim. Niye? Bizim mücadelemiz sıradan bir mücadele değil’… Bir Müslüman ve olası olarak kendini dindar ilan eden bir adam Hristiyan patronlarının emriyle bu mücadele için Papaz Elbisesini giyer mi? Bilmem ama Bu cümlenin kodları yine kendi ağzından dökülüyor.‘Doğu, Güneydoğunun Kürdistan eyaleti olduğunu görecekler. Doğu Karadeniz’in Lazistan eyaleti olduğunu görecekler. Bunlar bizim tarihimizin bize devrettiği mirastır. Bunları görmemezlikten gelemezsiniz. Kullanamayacaksınız artık. Ne Türk kavramını, nede Türkiye ismini kullanamayacaksınız’. Recep Tayyib Erdoğan…
Ve milli eğitim bakanı boş durmuyor. Okul müfredatlarıyla oynuyor. Ülkenin milli değerlerini küçültmek için uğraşıyor. “Neden kurtulduk”… anlamsız açıklama yapıyor.
‘Öyle bir zaman gelecek ki! Bazı ülkelerde bazı yöneticiler halklarını kendi istediği şekil ve inançlara eviremeyeceklerini anlayıp dışarıdan kendilerine uyan başka toplumları getirip onlara vatandaşlık verecekler’ George Orwel…
Ama bu operasyonların, içlerinin önemli ölçüde boş olduğunu ve geri tepeceğini de hesaplayarak, seçimi kazandıracak asıl oyun planını aslında belediye operasyonlarından önce devreye sokuyor: Kürt meselesi, Öcalan ve DEM ile ittifak.
‘Var olan düzeni kabullenip, onunla mutlu yaşayan herkes birer sosyal böcektir’. Albert Caraco
Türk ulusu; ulus birliğini öteleyen, dinsel birlikteliği önceleyen, toplumsal bütünleşmeyi engelleyen ve ayrımcılık yolunu açan siyasilerin ne yapmak ve nereye varmak istediklerini artık açıkça meydandadır ve bilinmektedir. Etnik kimlik vurgusuyla anayasal yurttaşlığı öteleyen bu anlayışın toplumu ne hale getireceği bunların çokta umurlarında değil.
Zamanla bu tür ayrımcılığa bağlı olarak yeni siyasal heveslerin ortaya çıkacağı, yeni mücadelelerin başlayacağı, sonuçta toplumsal birliğin bozulacağı ve bugünkü sorunun benzerlerinin yeniden yaşanabileceği gerçeği vardır.
İktidarın oluşturduğu mevcut düzenin temsilcilerinin uluslararası alana çıktıklarında adalet savaşçılarına dönüştüğünü zannedenlerin tarih boyunca emperyalist ülkelerin kanlı boğazlaşmalarına geniş halk yığınlarını ikna etmek isteyen şoven politikacı ve aydınlardan herhangi bir farkları yoktur. Eşitsizliklerin, yolsuzluk ve zorbalığın kol gezdiği, zayıf ve çelimsiz olmak bir yana alabildiğine semirmiş kapitalist sınıfıyla bugünkü Türkiye'de savunulacak hiçbir yanı da yoktur. 
“Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilir” uyarısı ve sonrası. Lozan’la yeniden doğmuş bu ulus.  

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.