AÇIM! YOKSULUM!

Erdoğan’ı seçenle, Erdoğan’a referandumla sınırsız yetki veren bugün öldüm diyen aynı kitle! “soğan ekmek yeriz, reisi yedirmeyiz”… Diyenler bugün soğan alamıyor. Erdoğan bu kitleye 5 bin TL zam yapsa görürsünüz ikiyüzlülüğü.

Gündem Yayın: 27 Temmuz 2026 - Pazartesi - Güncelleme: 27.07.2026 02:01:00
Editör -
Okuma Süresi: 10 dk.
Google News

AÇIM! YOKSULUM!
Erdoğan’ı seçenle, Erdoğan’a referandumla sınırsız yetki veren bugün öldüm diyen aynı kitle!
“soğan ekmek yeriz, reisi yedirmeyiz”… Diyenler bugün soğan alamıyor. Erdoğan bu kitleye 5
bin TL zam yapsa görürsünüz ikiyüzlülüğü.
“Bu ülkede12 trilyon 651 milyar lira vergi toplanıyor. Ve bunu ödeyerek vergi rekortmeni olan çıplak
vatandaş manda yoğurdundan, Medine hurmasına uçaklardan sarayın elektrik masrafına hatta
sarayda emekliye verilen iftara kadar kendi parasıyla yapıldığını anlamadıkça daha ne olsun! İçinden
bize sadaka verilen cüzdanın aslında bizim cüzdanımız olduğunu idrak etmedikçe kendi cüzdanımızla
birilerinin vicdanı arasında sıkışmaya mahkûmuz. Daha ne olsun derler”. Ece Güner
Bu ülkede insan kalmayı başarabilmiş olanları ahlaksız ilan eden, cahil, hırsız, ikiyüzlü, kıskanç,
tembel, fesat, yavşak ve uşaklığı kendine meslek edinmiş, din soytarılarının İslam talancılarının müridi
olup şartsız savunuculuğuna soyunmuş köpekleşmenin iltifat olduğu bir zamanda bunlarla yaşamış
olmak! Ne büyük talihsizliktir.
Bu ülkede yoksulluğu inkâr etmek mümkün değil. Bir kesim var ki, yaşam savaşı veriyor. Bir kesim var
ki altlarında lüks araçlar, ev ve tatiller yaşayıp gidiyor. Birçoğunun çocuğu özel okulda, 100 metre
okula servisle gidip geliyor. Henüz 7-8 yaşında çocukların elinde cep telefonları. Çocukların altında
fiyatı 70-80 bin aralığında olan elektrikli bisikletler. Bu yoğurdun bolluğu nereden geliyor? Bunların
tuzu kuru Ama bunlarda açım diye çığlık atıyor. En sıradan memur bugün 70 bin lira ve üzerinde maaş
alıyor.
Sokaklarda böyle feryatları duyuyoruz. Eleştiriler sokak röportajları içi boş sadece hamaset yüklü
gargaralar. Saraydan bahseden yok. Neden yoksulum diyen yok. İktidarı suçlayarak yoksulluğuna
etken olarak düşündüğü bu siyasi aktörleri çeyrek asırdır sırtından atmayan bu şikâyetçi şaklabanlar
grubu. Kısaca hem kel hem fodullar.
Saraylarda, lüks araçlar, uçaklarla yaşamlarını sürdürenleri lüks ve şatafat içinde besleyenler. Uşaklık
yapmaktan bir adım geri atmıyorsa! Açım, yoksulum feryatları da samimi değildir.
Bu ülkede! Bu siyasi ve sosyolojik kısırdöngü, Türkiye’de kitle psikolojisinin ve sadakat
mekanizmalarının rasyonel ekonomik çıkarların önüne nasıl geçtiği açıkça ortada. Soğan ekmek
yeriz retoriğinden bugünkü feryatlara uzanan süreç, aslında ideolojik aidiyetlerin, kimlik siyasetinin ve
rızanın nasıl üretildiğinin en net kanıtıdır. Bu kitlelerin yaşadığı derin ekonomik sefalete rağmen
mevcut yapılara uşaklık etmekten vazgeçmemesi ve küçük bir mali ödülle (5 bin TLlik zam gibi) tekrar
saf değiştirebilecek dinamikte olması gerçektir.
Bu yapılanma kimlik siyasetinin mutlak zaferidir. Kitleler için lider veya parti, sadece ekonomik refah
sağlayan bir kurum değil; kendi inançlarının, kültürlerinin ve varoluşlarının bir sembolüdür. Bu yüzden
liderin kaybetmesi, kendi kimliklerinin yenilgisi olarak algılanır. Ülke bunlara göre kullanılacak çiftlik.
Kazanımlar çıkar odak merkezi. Bu kirli düşünce mağduriyet ve kuşatılmışlık psikolojisi içinde Yıllarca
işlenen dış güçler,büyük oyun ve ülkenin bekası retorikleri, kitlenin açlığını ve yoksulluğunu bir
vatan savunması gibi görmesine yol açarken, yoksulluk kutsallaştırılır. Böylelikle güç asimetrisi büyür,
biat kültürü kalıcı olur.
Güce Tapınma ve Şatafatın Rasyonalizasyonu halktan onay alır.
Saraylar, lüks araçlar ve uçaklar kitleler tarafından bir israf olarak değil; aksine devletin ihtişamı ve
gücün göstergesi olarak kabul edilir. Birey, ezildikçe o büyük gücün gölgesinde yapay bir gurur
yaşar. Oysa hiçbir şey üretmeyen diğer devletler böyle olağan üstü şatafatlara sahip ülke liderleri
yoktur. Halk zaten böyle rezilliğe asla izin vermez.
Biat kültürü ve bağımlılık İlişkisi bir bütündür. Arsızlığın, yoksunluğun göstergesi haline insanları
utandırmaz. Kamusal yardımlara, sosyal desteklere veya dönemsel maaş artışlarına muhtaç bırakılan
kitleler, bu yardımların kesilme korkusu nedeniyle mevcut düzene göbekten bağlı olduklarını sinsice
savunurlar. Bu durum, özgür iradeyi tamamen ortadan kaldırır. Oysa çalınan elinden kayıp giden
gelecektir. Bunları asla önemsemez. Küçük çıkar ve menfaatler değer erozyonu yaratır. Benden
sonrası “tufan” en iğrenç düşünce ifadesi olur.
İktidarın oyları halen %38’lerde. Cahil adam aptal değil kurnazdır. Faaliyetlerinin tamamı kısa vadeli
çıkar odaklıdır. Bu kirli ilişkinin en açık örneği. “Mutlan” CHP’sinin toplantı için vatandaş toplayarak,
katılımcılara hazineden alınan paraların minibüslerle ve para karşılığı toplanan kişilere dağıtılması. Bu
çağrıya kayıtsız kalmamak kısa vadeli çıkar odaklı siyasettir.
Bu halk iktidarın yapacağı küçük bir zamla hemen saf değiştirme" potansiyeline sahiptir. Bu davranış
biçimi ahlaki bir omurganın ekonomik zorlamalarla nasıl kırıldığını göstergesi değilmidir? Gelecek
perspektifi olmayan kitleler, uzun vadeli adalet arayışı yerine günü kurtaracak küçük nakit akışlarına
biat eder. Yaşanan örnekler bunu göstermekte…
Toplumun hesap sorma yetisi yok. Kendi yoksulluğunun sorumlusunu yukarıda aramak yerine
kaderle, şansla ya da yapay düşmanlarla açıklayan kitle, faturayı hiçbir zaman asıl yetkililere kesmez.
Biat anlayışı en büyük engeldir. Bu durum, iktidarın kendi kitlesini ne kadar iyi analiz ettiğini ve onları

manipüle etme mekanizmalarını ne kadar kusursuz işlettiği gerçeğidir. Halk, tepedekileri lüks içinde
yaşatırken kendisi sömürüldüğünün farkına varamayacak kadar derin bir illüzyonun içindedir. Bu derin
uykudan ve uşaklık sarmalından uyanmanın yolu, ekonomik çöküşün artık taşınamaz bir raddeye
gelmesiyle (yani bıçağın kemiğe tamamen dayanmasıyla) mi gerçekleşmesi ile de mümkün değildir.
Ülkede savaş yok. Hayatlar rezil. Medya ve siyaset, büyük küresel çatışmaları (Gazze, Ukrayna-
Rusya gibi) sürekli sıcak tutarak bireylerin kendi mutfaklarındaki yangına odaklanmasını geciktirirken,
bireyler, çevre ülkelerdeki savaş ve yıkımı gördükçe "en azından başımıza bomba yağmıyor diyerek
kendi kötü yaşam koşullarını rasyonalize ederek kabullenebiliyor. sürekli gündem değiştirilen ülkede
unutulduğunun farkında olmayan bir zavallılık… Kendi yaşamını, kendi ülkesini unutmuş bu kitle
yaşatılan her kötülüğün ana kaynağı olduğu gerçeğinden uzakta. Oy vermek onay vermektir. Her türlü
kepazeliğe eyvallah demenin demokratik yolu budur.
“2002’de veriyordu da! Şimdi niye veremiyor bu devlet? Söylüyorum çalıyorsunuz ondan veremiyor.
Yağmalanıyor bu ülkenin kaynakları bu yüzden verilemiyor”. Erhan Usta…
Asgari ücretli çalışanın ve emeklinin aylık gelirinin açlık sınırının altında olan bu ülkede, yıllık gelirleri
astronomik düzeyde olan milli futbolculara prim adıyla verilen lüks villalar. Bu ülkenin en kalabalık bu
iki kesim bu alçak düzenin besleyicileri. Ahlak ve edepten yoksun yüksek transfer ücretler TFF
başkanına ödenen milyonlarca lira maaşlar. Bu dalavereli düzenin varlığını yaşatanlar farklı
argümanlarda korkunç servet transferlerini de görmüyor. Bu korkunç savurganlığın kaynağı olduğunun
bile farkında olmaya aynı kitledir.
Muayene katkı payları 26 liradan 50 ile 90 liraya çıkarıldı. Amerikalı dünya soytarısı için havaalanı inşa
ederek 12 milyar lirayı yok etmenin faydası kime oldu. Bir aferin birde bir ahır eşek var.
Sarayın itibar diyerek 1 dakikada harcadığı para 32 562,00 lira. 1 saatte harcadığı para 1 953 720,00
1 günde harcadığı para 46 889 280,00 lira. Bir ayda 1 500 000 000,00 lira. 1 yıllık harcaması 20 milyar
lira. Bu kadar para kimin için harcanıyor. Halk yoksulum diyor. Diğeri itibar diyor. Kimin itibarı
yükseliyor? Kimin karnı aç, kimin serveti milyar dolarla anılıyor? Burada ülke itibarı var mı? Bu itibar
değil sarayda yaşayanın refahıdır. İtibar milletin yaşamından yansıyan, adalettir, eğitimdir, üretimdir.
Anayasaya sadakatle bağlılıktır. Gençlerin geleceği halkın yaşamı, çiftçinin alın terinin değeridir.
Sorumluluktan kaçış, kendi hayat kalitesini sorgulamak ve bunu değiştirmek için çaba harcamak yerine
dış dünyadaki büyük trajedilere odaklanmak, bireye kendi çaresizliğini unutturan bir kaçış alanı sunar.
Bugün tıpkı geri kalmış Arap ve İslam ülkelerin AB göç furyasına bu ülkenin de dâhil olmuş olması.
Bireylerin kendi ülkelerindeki yoksulluğa körleşerek dış dünyadaki krizlerin peşinden gitmesi,
nihayetinde yerel sorunların çözümünü zorlaştırır ve yaşam standartlarının daha da gerilemesine yol
açarken iktidarın ekmeğine yağ sürüyor.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.