Toprak Kiralık, Su Sınırsız: Tarımda Sessiz İşgal İddiası
Kırşehir’de kiralanan binlerce dönüm arazi, yoğun kimyasal kullanım ve vahşi sulama yöntemleriyle hem toprağı hem suyu tehdit ediyor. Küçük çiftçi tasfiye edilirken gıda güvenliği tartışması büyüyor.

GIDA EGEMENLİĞİNDE TEKELLEŞME! KUŞATILMIŞ TOPRAKLAR…
Sürdürülemeyen tarım. Üretme! Tüket… Amaç; sürdürülebilir servet transferi…
Milletin efendisine yapılan kötülüklerin ardı arkası kesilmiyor. Bu kötülük sadece küçük ölçekli tarım emekçileri üzerinde şekilleniyor. Varsıl çalar. Çiftçimiz fakirdendir.
Türkiye’nin tarım politikası yok. Uygulamaların tamamı uluslararası kuruluşların planlamasıyla oluşmakta. Çiftçiyi üretemez hale getirmek bilinçli yok etme planıdır. Mazot, gübre, ilaç, tohum, işçilik tarımsal elektrik fiyatlarında dayanılmaz artışlara birde iklimsel faktörler elini kolunu bağladı. Çiftçi borcunu ödemek için ahırdaki inekten, varsa traktöründen oldu. İki parça tarlası elinden alınıp rant tüccarlarına teslim edildi. Varsa tarım politikası. İşte gerçeği bu! 
Mutlak tarım alanlarının imara açılarak hobi bahçesi adıyla yağmalanması için kanun çıkartıldı. Peki mutlak tarım alanları üzerine yapılan entegre hayvancılık, örtülü tarım ve enerji tabloları ne olacak?
Talanın önü 22 Ağustos 2024 resmi gazetede yayınlanan “İşlenmeyen Tarım Arazilerinin Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilmesine İlişkin Yönetmelikle”… Açıldı! Ranta gün doğdu. Ülke tarım alanları kuşatılırken, topraksız kalan küçük çiftçi şirketlere mevsimlik amele olmaya başladı.
Adres Kızılırmak havzası.
Kırşehir Kızılırmak Havzası Endüstriyel tarımcılarla bu yıl yine işgal altında. Üst üste ekim yapılan Patates, Çilek, Kapya Biber üretiminde kullanılan aşırı toksin ilaçlar bölge topraklarını hızla kansere doğru iterken. İnsan sağlığı hiçe sayılıyor. Topraklarda verim azalıyor. Toprak 10 yıllık bir yorgunluğa giriyor.
Kamulaştırılmış araziler, yakılarak yok edilen sazlık alanlar dâhil. Çıkartılan kanunla binlerce dönüm arazi kiralandı. Kızılırmak Nehrinden su çekmek için Kilometrelerce boru döşediler. Kiralanan topraklar büyüdükçe yeni borular Kızılırmak nehrinden ekim yapılacak alanlara doğru bağlanmaya başlandı. Bunlar mevsimlik değiller. Bunlar hiç gidici de değiller. Elektrik ağı kurdular. Nehir suyunun azalması riskine karşılık, nehrin 100 metre açığına pompajlı kuyular açtılar. Sulama amaçlı devasa motopomplar kurdular. Bölgede Patates, Soğan, Kapya Biber, Salatalık ekimleri hızla sürdürülüyor. Nehir kuruyuncaya kadar. Toprak ölünceye kadar. Yeraltı suları zehirleninceye kadar onlar buradalar.
Su devletten. Toprak milletten… Bu tür üretim biçimi ürün çeşitliliği veya bolluğu anlamı taşımaz. Bunun adı tarım adıyla vurgundur. Çoğulculuk değildir. Çiftçiyi dar boğaza sokup yoksulluğunu fırsata çevirmektir. Bu faaliyetlerde toplum lehine hiçbir şey bulamazsınız.
Şirket hasat sonu ürünü kaldıracak, ekonomik değeri olmayan fireleri tarlada Bırakacak. Tarlada kalan döküntüler bölge insanı tarafından toplanıp pazarlarda organik ürün adıyla, kimyasal atıkların deposu pestisit artıkları olarak satılacaktır. Her yıl bu bölgede oynanan bir oyun bu. Bu vurgunu anlayın lütfen. Gıda güvenliği nerede? Halk sağlığını bozacak olan tarlalardan arta kalan toplanan döküntü ürünler pazarlarda halk sağlığına tehdit altında olmayı sürdürecek.
Şirketleşmiş tarım, yağma düzeninin bilinçli servet transferinin tarımsal ayağıdır.
Böyle bir tarım sürdürülebilirlik olamaz. Bu tür tarım sürdürülebilir talandır. Yoksulluk. Verimsiz, çorak, kanser topraklar. Sonuç; sürdürülemez tarım. Bozulan gıda güvenliği. Şirketler toprakları sonuna kadar kullanacak. Şirketler çekip gittiklerinde çiftçinin elinde çorak topraklar kalacak. Bunun neresi sürdürülebilir tarımdır? Gıda güvenliğini hangi tür kimyasallarla sağlayacaklar?
Bütün Dünya’da yerli tohum ve doğal ürüne yönelirken bizde tam tersine. Kendilerine yasakladıkları kimyasalları Türkiye’ye pazarlayarak tarım alanlarının kullanılamaz hale gelmesi şirketlerin aşırı kâr hırsı ile gözünü karartarak bölge topraklarına saldırması gıda güvenliğini ve sürdürülebilir tarım alanlarının korunmasını riske soktuğu gerçektir.
Bakanlığın sürdürülebilir Tarım Destekleri Organik tarım faaliyetleri, 2026 yılı tarımsal üretim desteklemelerinde öncelikli kategoriler arasında yer alıyor derken küçük ölçekli çiftçimi yoksa talan ve vurgunun baş aktörleri olan şirketler mi işaret ediliyor!
Fotoğraflar iyi bakın. Bu talan vurgun bu topraklarda hayat buldu.
Çiftçisine sırtını dönmüş iktidarlar, başka ülkelerin çiftçisinin kalkınmasına ithalat yoluyla destek veriyor, bu desteği tarım müteahhitlerine servet transferi anlayışı ile ülkede tüm talan yollarını herhangi bir bahane ile destekleyip ülkeyi yok olmanın eşiğine sürüklüyorsa ya kanları bozuktur. Ya da ülkenin görünen düşmanlarıdır. Bunun lamı cimi yoktur.
Efendilerin sürdürdükleri yaşamın ötesinde bu ülkede herşey anormal…
Tarım alanlarının korunması, gıda güvenliği ve ekolojik denge açısından hayati önem taşır. Koruma görevi içinde olanların kulaklarının üzerine yatar olması, halkın açık ara yaşamını riske ediyor. Siyasetçiden yetki alanların bana yasalardan bahsetmesi mümkün değil.
Bu ülkede her şey sistematik olarak yok ediliyor.
Tarım arazilerinin azalması, gıda arz güvenliğini tehlikeye atarken sahiplenme duygusu köreliyor. Savaşan ülkelerden patates, soğan, karpuz, buğday fasulye Ayçiçek yağı alıyoruz. Kilometrelerce uzaktan pirinç getiriyorlar. Kabile ülkesi Uganda’dan sığır getiriyorlar. Sularımız kirli. Kirletilen sularla yapılan üretimlerde gıda güvenliği olmaz. Şirketleşmiş küresel sermayeye teslim edilmiş tarımla gıda fiyatlarında artışa ve gıda krizlerine azalmaz giderek derinleşir.
Yok, edilen tarım arazileriyle birlikte, Ekolojik Denge altüst ediliyor. Tarım arazilerinin korunması, sürdürülebilir bir gelecek için hayati önem taşır. Bu ülke halkı Avrupa halklarından daha mı aptal! Bu ülke insanını sürüleştirme arzuları olanlara ve bu plana boyun eğenlere lanet olsun.
Topraklar zaten yorgun… Çok ürün için bol kimyasal. Ürünü haşerelerden korumak depo ve raf ömrünü uzatmak için kullanılan ağır pestisitler. Marketlerde satılan paketlenmiş bulguru serçe kuşu yemiyor. Yüzey ve yeraltı Sularında zehir. Yok edilen sucul yapı, bozulan ekoloji. Hadi; bugünü kurtardınız. Ya yarın? Yarın ne halt edeceksiniz. Yaşam güne göre değil. Geleceğe göre yapılmadıktan sonra sürüleşir ve başkalarına muhtaç olursunuz. Onlar mutlak tarım alanlarına kiralık fabrika gözüyle bakıyorlar. Onlar mutlak tarım alanlarına iflas etmiş çökülmesi gereken işletmeler olarak görüyorlar.
Aşırı maliyetler yüzünden üretim yapamayan çiftçi çareyi tarlasını endüstriyel tarımcılara kiralıyor. Endüstriyel tarımcılar yüksek verim için toprağı ve suyu vahşice kullanıyor. Amaç; Yüksek verim odaklı üretim. Bu amaç doğrultusunda bölgede yoğun kimyasal gübre, pestisit ve monokültür (tek tip ürün) yöntemleriyle doğayı tüketen, toprak bozunumu, su kirliliği ve Biyoçeşitlilik kaybı gibi ciddi çevresel riskler yaratan bir modeldir. Sera gazı emisyonları, antibiyotik direnci ve düşen gıda besin değeri ile halk sağlığını da tehdit etmektedir.
Endüstriyel tarım yapan şirketler üretim süresinde oluşacak olan Patates Mildiyösü (Geç yanıklık) hastalığı. Bu risk çok yüksek. (Nehir suyu aşırı kirli.) Geç yanıklığı omycete patojeni Phytophthora infestans'tan korumak için bütün dünyada kullanımı yasak olan DDT ile tohumların depolanarak koruma yöntemlerine yönelerek toprakların daha ağır baskı altına girmesini, su havzasının kirlenmesine, su ekolojisinin bozulmasına neden olacağı açıkça ortadadır.
Adını Ahlak ve İnsan Odaklı bir felsefe sahibinden alan bir Üniversite var. Bu üniversitenin birde “Ziraat Fakültesi” var. Yarın bu üniversitesinin bilimsel bağımsızlığını yazacağım.






