SORUMSUZ ÜRETİM… TEHLİKELİ TÜKETİM! (2)

Gelişmiş ülkeler toplum refahını daha ileriye taşımak amacıyla sürdürülebilir sağlıklı yaşam için geleneksel tarıma dönerken bizde tam tersine doğru gidiliyor.

Gündem Yayın: 14 Mayıs 2026 - Perşembe - Güncelleme: 14.05.2026 00:50:00
Editör -
Okuma Süresi: 13 dk.
Google News

SORUMSUZ ÜRETİM… TEHLİKELİ TÜKETİM! (2)
Tarımsal Tekelleşme ve Rantın Gölgesindeki Ekolojik Yıkım.
Gelişmiş ülkeler toplum refahını daha ileriye taşımak amacıyla sürdürülebilir sağlıklı yaşam için geleneksel tarıma dönerken bizde tam tersine doğru gidiliyor. 
Bu ülkeler; toplum refahını ve gıda güvenliğini öncelerken, sürdürülebilir, ekolojik yöntemlere dayalı tarım uygulamaları (organik tarım, yerli tohum agroekoloji) için devlet çiftçinin tüm girdilerini sübvanseye etmekte. Türkiye'de tam tersi yapılarak modern tarım palavrası içinde çiftçi ve tüketici tekelleşmeye kurban edilirken gıda güvenliğini de ortadan kaldırıyor. Bu uygulama modern ağalık sisteminin önünü açarken talan ve vurgunu beraberinde getirdi.
Avrupa’da "Çiftlikten Çatala" stratejisiyle, 2050 yılına kadar tarımda pestisit ve kimyasal gübre kullanımını azaltmayı, organik tarım alanlarını artırmayı hedeflerken biz artan maliyetleri fırsata çeviren Gruplar için kesenin ağzına açan, toprak ve su havzaları talanlarını önceleyen kanunlarla Türk çiftçisinin ve doğrudan tüketiciyi etkileyen kararlar alınıyor.
Kızılırmak Havzası Su “denetimini” yapması gereken DSİ neden bu görevini yerine getirmiyor? Neden uyurgezer gibi. İstilacı şebeke denetim sistemini yukarıdan halledip aşağıdakilere nanik yapıyor. Aşağıdaki yani taşra kuruluşları eli kolu bağlı oturan kuklalar ise! Bu millet sadece adı olan kurumlarda makam işgal edip yoksul milletin sırtından besleniyor olmuyor mu? Tekelcilik nasılsa yağma düzeninde en geçer akçe. Nasıl ki birçok üst kurullar kapatıldıysa bunları da kapatılsın. İş yapmayan toplumsal fayda sağlamayan, çiftçi ve hayvan yetiştiricisini önemsizleştiren küçük çiftçiyi parmağını oynatamaz hale getirip elinde kalan bir avuç toprağına ahırdaki süt sağdığı tek ineğe göz diken taşeron grupların işgal ettiği DSİ, İl Tarım ve Orman, Çevre Şehircilik Müdürlükleri de kapatılsın.
Şirketleşmiş tarım. Diğer adıyla Endüstriyel Tarım.
Birileri bana kızıyor. Neden? Yazdıklarımın hepsi doğru. Tekelleşmenin önünü açan bir siyasi yapı toplumsal fayda sağlamıyor. Talan düzenini kontrol ediyor demektir. Çiftçiyi ve tüketiciyi korumayan bir yapı sadece günün vurgununu, geleceği düşünmeden yapıyor ve yaparak idareyi sürdürüyorsa bu sürdürmeyi de güvenlik güçleriyle yasallaştırıyor tüketici yerine tekelleşmeye sahipleniyor anlamı çıkar.
Türkiye'de devede kulak tarımsal destekler devam etse de, küçük çiftçiler artan maliyetler ve ithalat baskısı altında ayakta kalma mücadelesi vermekte, dayanamayan havlu atanlar tarımsal üretimden vazgeçer olması bu toprakların ve kamunun ortak malı olan su havzaları büyük ölçekli işletmelere doğru evrilmesi kamu malının altın tepside sunması biçimidir.
Endüstriyel tarımı toprakla buluşturan tekelleşmenin önünü açan girişimlerle bölge ekolojisi kırıma sürüklenmiş olması geleceğin tarımsal alanda dışa bağımlılığı daha da artıracağı dünyada kendine yeten ülke olmaktan çıktığımız artık kaçınılmaz oldu. Hiçbir şey üretmiyor, dışa yönelik rekabet gücünüz de kırılmış ise nasıl ayakta kalacaksınız? Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti ilan etmeden İzmir İktisat Kongresini düzenlemiş, Tarımı önceleyen önemli faaliyetler sıralamasında ilk sıraya almış, tarımsal işlemeyi üretimin altında değerlendirmiştir. Ülke bunun içindir ki Türkiye; Dünya’da kendine yetebilen ülke haline gelmiştir. 
Kamulaştırılmış, araziler ve su havzalarını vahşi kullanıma açılmasında parmağı olan herkim olursa olsun şerefsizdir, alçaktır. 
Açık, açık soruyorum.
İl Tarım ve Orman Müdürü bölgeyi gidip gördün mü? Bu yağmayı görüp vicdanın sızlamadı mı? Lütfen bu topraklar işgal altında değil. Üç beş çakalın oyun alanı da olmamalı. Bunları bu kadar cesaretlendiren yukarıdan aldıkları güç kadar aşağıdaki denetimsizliğin kamu malının fütursuzca yağmalanmasının işareti değil midir? Kızılırmak havza boyunca işgal edilmiş. Ağır kimyasallarla bu toprak gelecekte insanlığa nasıl fayda sağlayacak. Bugünü kurtaran akıl yarını nasıl şekillendirecek hiç kafa yordunuz mu? Zehirlenmiş terk edilmiş topraklar elinde kaldığında sizlerde olmayacağınız gibi maharetiniz geleceği nasıl ipotek altına alıp elin gâvuruna muhtaç hale getirdiğiniz konuşulmayacak mı zannediyorsunuz?
DSİ Şube Müdür ya siz zatıâlileriniz. Saha indiniz mi? Su havzalarının nasıl yağmalandığı, yüzey ve yeraltı sularını tüketmek için kıçını yırtan bu şirketlerin bölgeyi nasıl tahrip ettiğini gördünüz. Bölgeye, Genel müdürlüğe bu şehirde su havzaları talan ediliyor diye not düşebildiniz mİ? Hiç zannetmem. Zira DSİ şube Müdürlüğü birileri için sağlanmış makamdan öte bir kuruluş değil. Bu talan çerçevesinde “Kamu yararını” anlatsanız da bizde gördüklerimiz için illüzyon desek mümkün mü? 
Kırşehir’i çepe çevre kuşatmış taş ocakları dururken, “Taşkını önleme” için hazırladığınız proje ve müteahhitleri mutlu etme bazında ihale veren, projedeki taş ihtiyacı için Kırşehir’in bir avuç ağacına göz dikip talan ettiren kuruluşsunuz. Ama sizin hakkınızı yememek lazım. Maşallah kedi gibisiniz! Önce içine ediyor sonra üzerini örtüyorsunuz. Müteahhittin tahrip ettiği alan tahrip edildiği şekliyle kaldı. Kim eski haline getirip bölgeyi ağaçlandıracak? Bu kurumun bu şehrin kırsalında küçük derelerin önüne bentler kurarak kuruttuğu. Çeşme yataklarına havuzlar yapıp atıl kaldığı onlarca yapı. Kimin parasını bu denli harcıyorlar?
Masal dinlemeye karnımız tok. Masal anlatmayın. İşte gerçekler. Doğal hayatın düşmanlarısınız. Sizler uygulamalarınızla ortaya çıkan sonuçlar çiftçi dostu olmadığınızın göstergesidir. Sizler yaratılan krallara taşeronluk yapan kurumlar haline dönüştünüz.
Endüstriyel gıda zinciri, dünyada işlenen tarım arazilerinin yüzde 75'nden,tarımsal suyun yüzde 80'inden fazlasını ve fosil yakıtların yüzde 90'ını kullanıyor. Bununla birlikte gıdaların ancak yüzde 30'undan azını üretiyor.
Köylü işletmeleri ise, işlenen tarım arazilerinin yüzde 25'inden azını kullanmasına karşılık dünya nüfusunun yüzde 70'ini besliyor. Köylü işletmelerinin suyu ve fosil yakıtlarının çok azını tüketmesi yanında dünyayı endüstriyel tarım işletmelerine göre çok daha yüksek düzeyde besleme gücüne sahip oldukları gerçeğine hangi palavralarla cevap verebilirsiniz?
Bütün bu gerçeklere karşın kapitalizm, tarımda da yapısal özelliği nedeniyle çevre ülkelerinde de; köylülüğü mülksüzleştirme sürecine sokarak işletmelerin dev kapitalist işletmelere dönüştürülmesi doğrultusunda girişimlere hız verdi. Bu yolla kırsal nüfusun azaltılması uygulanmakta olan politikalar, yoksullukla birlikte hastalıklar ve ölümler yaratan yıkımlara neden oldu.
Kapitalizm, Türkiye köylülüğü tasfiye ediyor ve gıda krizini ortaya çıkartıyor. Bu ülkede 34 milyon dönüm tarım alanının üretimden, bir başka anlatımla Trakya, Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ kadar toplam tarım alanının yitirildiği ve 650 bin çiftçinin sistemden çıktığı, 10 milyon dönüm alanının tarıma döndüremeyecek noktaya geldiği ve de çiftçi borcunun 730 küsur milyar TL'ye yükseldiği bildiriliyor. 
Ya Kırşehir nasıl. Onlara göre iyi noktada mıyız? 
Siz niçin varsınız?
Aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli köylü işletmelerinin desteklenmesi ve örgütlenmesi
Dev işletmelerde yapılan endüstriyel tarımda ortaya çıkan olumsuzluklara karşı en uygun model, genellikle aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli çiftçi/köylü modeli iktidarı ve dolaylı olarak sizleri neden korkutuyor.  Küçük ve orta ölçekli çiftçi/köylünün kafalarını kopartmak için icat edilmiş sistem aktörleri gün gelir bu sistem mucitlerinin de kafalarını kopartır.
Çiftçi/köylü modeli işletmelerde toplam etmen verimliliğin, büyük işletmelerden daha yüksek olduğu bilinmekte. 
Esra’yı 40 gün hapsederek toplumu zapturapt altına alınmış olması toplumu sindirmek değil, öfkesini artırmaya yaradı. 

Türkiye’de sistematik olarak 20 yılda, Trakya bölgesi büyüklüğünde (yaklaşık 1.5 - 2 milyon hektar) birinci sınıf tarım alanı hatalı kullanım, erozyon, tuzlanma ve sanayi kirliliği gibi nedenlerle ekolojik yıkıma (eko-kırım) uğradığı, ekilebilir maliyetlerin aşırı yükselmesi ile birlikte topraktan kopuş giderek artarken,  Kırşehir’de bu kopuş %2,5’lik bir kesimini teşkil ediyor. 

Ağırlıklı olarak bu talan Akarsu kıyıları ve tatlı su havzaları bölgesinde kümeleşiyor. Bu durumun arkasındaki plansız ve yok etmeye yönelik projeler, temelde tarım topraklarının “sermaye ve rant aracı” olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. 

Mutlak tarım alanları üzerinde oluşturulmuş yapılaşma (Hobi bahçeleri) kaldırılması yönünde hazırlanan yasaya Kırşehir bu işgali meşrulaştıracak alternatifler üretmesi ne kadar ahlaki? Tarım alanlarının yok eden bu ranta öncülük eden Kırşehir Belediyesi.

Ardı arkası kesilmeyen çıkar odaklı projelerin hangisiyle mücadele edeceksin. Çiftçiyi mağdur eden girdilerin aşırı pahalılığı. Çiftçinin çıkış yolu olarak toprağını ya global tarım işletmelerine kiraya veriyor, ya da hobi bahçeleri adıyla yağmanın içine itiliyor. Aslında mutlak tarım alanların mevcut durumu dışında kullanmak zaten suç.

Geleneksel tarım yöntemlerinin yerini rant odaklı endüstriyel tarıma bırakması ve mutlak tarım alanlarının tekelleşmesi, Türkiye'de ve dünyada ekolojik tahribatı (ekokırım) hızlandıran en önemli etkenlerden biri haline gelmiştir. 

 

Türkiye'de özellikle son yıllarda çevre, tarım ve sanayi politikaları, sürdürülebilirlik ile ekonomik kalkınma arasındaki denge nedeniyle yoğun tartışmaların odağında.


İlgili Bakanlıklar yoluyla halkın aleyhine rant projelerinin mimarları olan Genel Müdürlükler. (Türkiye’nin Su Kaynaklarını yöneten yatırım kuruluşu DSİ.  Orman Genel Müdürlüğü. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü. Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü ve Hayvancılık Genel Müdürlüğü) 

bakanlıklar, yürüttükleri projeleri "yeşil dönüşüm", "kalkınma", "güvenli şehirler" ve "enerji bağımsızlığı" gibi kavramlarla savunurken, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve yöre halkı bu projeleri "rant" ve "çevresel tahribat" gerekçesiyle eleştirmektedir.

Bakanlıkların Projeleri ve Çevresel Tartışmalar

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı:
"Türkiye Yüzyılı" Vizyonu: 11 ilde konut inşası, kentsel dönüşüm ve deprem bölgelerinin rehabilitasyonu öncelikli faaliyetler olarak sunuluyor.
2B Arazileri: Orman vasfını yitirmiş arazilerin (2B) satışı ve imara açılması, 748 bin hak sahibine tapu verilmesi gibi masum görünümlü işlemlerle "mülkiyet sorunu" çözümü olarak sunulsa da, orman alanlarının azalmasıyla eleştiriliyor.
Eleştiriler: Çevre ve iklim değişikliği ile şehirciliğin aynı bakanlıkta olması, "çevreyi korumak yerine yapılaşmayı teşvik ettiği" yönünde eleştirilmektedir.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı:
Mega Endüstri Bölgeleri: Sanayinin Marmara'dan Anadolu'ya taşınması amacıyla 16 yeni mega endüstri bölgesi planlanıyor. Bu, "deprem riski azaltma" ve "doğayı koruma" ambalajıyla sunulsa da, yeni tarım ve orman arazilerinin sanayiye açılması riskini taşıyor.
Yeşil Sanayi Projesi: Dünya Bankası destekli projelerle karbonsuzlaşma ve temiz üretim hedeflense de, mevcut fabrikaların tarım arazilerini kirletmesi (örneğin, Orhangazi'deki Cargill fabrikası) sık sık gündeme gelmektedir.
Tarım ve Orman Bakanlığı:
Planlı Üretim ve Destekler: "2024-2028 Stratejik Planı" kapsamında su verimliliği ve planlı üretime geçiş vurgulanıyor.
Eleştiriler: Son 22 yılda büyük miktarda tarım arazisinin (yaklaşık 2,5 milyon hektar) kaybedildiği rapor ediliyor. "Ekoturizm" veya "hobi bahçesi" adı altında tarım ve orman arazilerine yapılaşma izni verilmesi, tarımsal alanların betonlaşmasına yol açtığı gerekçesiyle tartışılıyor. [1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13]
"Masumane" Gösterilen Rant Projeleri İddiaları
Bakanlıklar projelerini genellikle "istihdam", "güvenli konut", "temiz üretim" ve "milli enerji" (Güneş Enerjisi Santralleri - GES) gibi terimlerle ifade etmektedir. Ancak, Çeşme'de olduğu gibi (sabancı GES projesi örneği), tarım veya orman alanlarına kurulan enerji projeleri, yerel halk tarafından tarım topraklarının yok edilmesi olarak nitelendirilmektedir. 2026 itibarıyla tarım arazilerinde yapılaşmaya karşı daha sıkı cezalar (yıkım, hapis) getirilmiş olsa da, istisnaların (Toprak Koruma Kurulu izniyle yapılaşma) kötüye kullanıldığı iddiaları devam etmektedir. [1, 2, 3, 4]
Not: Türkiye'de orman arazilerinin imara veya turizme açılması, 1982 Anayasası'nın 169. maddesi gereği orman vasfını yitirmiş olsa dahi, sadece yeniden ağaçlandırma amacıyla kullanılmaları gerektiği için hukuki tartışmaların odak noktasıdır

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.