NEREDEN NEREYE!

Mustafa kemal Atatürk’ün Türkiye cumhuriyeti devlerini kurarken iki ana temel prensipler üzerinde yoğunlaşmıştır. İlki: laiklik prensibine dayanarak din işlerini devlet işlerinden kesin şekilde ayırmak.

Gündem Yayın: 12 Nisan 2026 - Pazar - Güncelleme: 12.04.2026 20:35:00
Editör -
Okuma Süresi: 9 dk.
Google News

NEREDEN NEREYE!
Mustafa kemal Atatürk’ün Türkiye cumhuriyeti devlerini kurarken iki ana temel prensipler üzerinde yoğunlaşmıştır. İlki: laiklik prensibine dayanarak din işlerini devlet işlerinden kesin şekilde ayırmak. Bir diğeri ise “dışa karşı kayıtsız şartsız bağımsız olmak”. Türk devriminin iki ana motifi budur. 
Bugün bu motiften geriye hiçbir şey kalmadı dersem çokta abartmış olmam sanırım. Bugün Siyasal İslamcı bir parti 24 yıldır bu ülkeye yön veriyor. 24 yılda neler değişime uğramadı ki! Neler bu ülkenin elinden kayıp gitmedi ki. Kuruluş felsefesinde sürdürülebilir hedefleri olan bu ülkenin daha ileri gitmesi gerekirken modern çağın dışına çıkartıldı. Bilgi tepildi. Bu süreçte yaşanan değişimler, Türkiye'nin modernleşme çizgisi, eğitim sistemi, laiklik algısı ve toplumsal yapı üzerinde dönüşümü çok zor derin etkiler bıraktı. Dinsel algılar propaganda aygıtına dönüştü.
Modernleşme ve Laiklik Tartışmaları ve eleştiriler açıklama ve düşünceler iktidar tarafından tehdit olarak algılanır hâle geldi. "ortaçağ karanlığı" veya "modern çağın dışına çıkma" anlayışı partizan bir tutumun dışarıdan planlı olarak şekillendirilerek topluma dayatılması durumu oldu. 
Alıştırmak. Çözüm kanallarını kapatılması veya askıya alınarak kullanılmaz olması.
Eğitim müfredatındaki dini ağırlığın artması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yetki ve bütçesinin genişlemesi, yaşam tarzına müdahalede etkili oluşu ve laiklik ilkesinin yorumlanmasındaki farklılıklar üzerine temellendiriliyor. 
"Dünyada her şey için maddiyat ve maneviyat için ve muvaffakiyet için en hakiki mürşit bilimdir; fendir. Bilim ve fenden başka kılavuz aramak gaflettir; bilgisizliktir; doğru yoldan sapmadır." Mustafa Kemal Atatürk.
Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında son yıllarda imzalanan protokoller ve yürütülen ortak projeler, eğitim sisteminde dini içerikli faaliyetlerin artmasına neden olurken, "eğitimin dinselleşmesi" veya "MEB'in Diyanet'in danışma/uygulama merkezi haline gelmesi" açıkça görünür olmuştur. ÇEDES Projesi: MEB, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet arasında imzalanan "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum" (ÇEDES) projesi kapsamında, okullarda "manevi danışman" adı altında imam, vaiz veya kuran kursu öğreticileri görevlendirilmeyle başlayan program geriye dönük dinselleşmeye açık kapı haline dönüşme şeklidir.
Manevi Danışmanlık gibi saçmalıklarla dolu beyin yıkama girişimi eğitim kurumlarına din hizmeti sunulması ve öğrencilerin Diyanet Gençlik Merkezleri'nden faydalanması ülke eğitimindeki başlıca tehlikedir.
Kaynak aktarımı MEB bünyesindeki bazı projelerin materyal basımı gibi işlerinin Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) gibi kurumlara verilmesi mali yönden güçlü kılmak. Diyanet'in klasik dini hizmet anlayışından çıkarak, özellikle gençler ve kadınlar gibi gruplara yönelik toplumsal ve ideolojik yönlendirme merkezine dönüştüğü açık ara ülkenin 100 yıl geriye gitmesidir.
Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesi ve Sürdürülebilirlik: Kuruluş felsefesinin temel aldığı rasyonalizm, bilimsellik ve batılılaşma hedefleri, bu süreçte yerini daha muhafazakâr ve yerel değerlere vurgu yapan bir anlayışa bıraktığı gerçeği, Türkiye'nin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma hedefinde kesin bir sapma olduğu, yüzünü Ortadoğu’ya çevirdiği gerçeğidir. Bazı din sapkını öğretmenlerin ülkenin kurucu değeri olan Mustafa Kemal Atatürk’e açıkça hakaret etmesi. Bu affedilemez ahlaksızlığı aklayan yargı. Bu olacak şey midir? 
Eğitim sisteminin sık sık değişmesi, imam hatip okullarının yaygınlaştırılması, özendirilmesi ve bilimsel eğitimden ziyade değerler eğitimine ağırlık verilmesi, "bilginin tepilmesi" ülkeyi karanlığa sürüklediği artık gizli ve saklı değil. 24 yıllık süre zarfında devlet yapısında, hukuk sisteminde ve toplumsal yapıda meydana gelen yapısal değişiklikler, Türkiye'nin demokratikleşme süreçlerini ve hukuk devleti ilkesini de tartışmaya açmakla kalmadı. Hukukun üstünlüğü tolumun yarattığı üstünlerin hukuku anlamıyla eteğe kemiğe büründü.
Mustafa Kemal Atatürk’ün temel ilkeler sadece yazılı materyallerde kaldı. Örneğin mecliste. “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir”… Mahkeme salonlarında yargıcın arkasında duran, “Adalet Mülkün temelidir”… 
Sessiz zafer çığlıkları atan. Özledikleri sistemin geleceğine inanmış iktidarı destekleyen kesimler ise bu dönemi; "sessiz devrimler", "vesayet sisteminin kaldırılması", "altyapı yatırımları", "dini ve kültürel değerlerin iadesi" ve "demokratikleşme" olarak savunuyor olmaları kendilerince ülkenin "yerli ve milli" değerlerinin korunduğu inancıyla bir rotaya girdiğini savunmaktadır.
Bu ülkede ahlaki bir seçim yapılır. Sonuçlar içeriğinde, Türkiye'nin son 24 yılı, farklı değerler sistemi ve vizyonları savunan kesimler arasında keskin bir hesaplaşma ve değişim dönemi olarak tarihe geçecektir. 
Ülkede 24 yıllık değişimlerin olumlu veya olumsuz sonuçları, içinde parti devleti içine girmiş, güçsüz bir ülke. Ekonomik olarak dağılmış. Olarak değerlendirmek mümkün olacaktır.
Ekonomik Kırılganlık ve Dağılma: 2018 sonrası başlayan ve özellikle 2021-2024 döneminde derinleşen kur şokları, yüksek enflasyon (2024'te %60'lar seviyesi) ve hayat pahalılığı vatandaşın alım gücünü düşürmüştür. Enflasyon ve işsizlik en önemli sorunlar olarak öne çıkmıştır.
Parti Devleti İddiaları ve Kurumsal Yapı: Siyasi iktidarın devlet mekanizmalarını (yargı, bürokrasi, ordu ve diğer kolluk güçleri) kontrol ettiği, kurumların özerkliğini yitirdiği "parti devleti" eleştirileri yoğunlaşmıştır. Hiçbir kurum yetkisini anayasadan değil. Siyasal İslamcı bir partinin yapısından almaktadır. 
Uluslararası raporlarda hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve insan hakları konularında gerilemeler yaşandığı belirtilmektedir. Eğitim sistemindeki sık değişimler ve bürokraside liyakat yerine sadakat esaslı atamaların yapıldığı iddiaları kurumsal kapasiteyi zayıflatmıştır. 
2002 yılında koalisyonların yarattığı istikrarsızlıktan çıkan Türkiye, zamanla tek parti yönetimine dayalı bir yapıya evirilmiştir. Bu dönem, özellikle 2010'ların ortalarından itibaren "kriz yönetimi" odaklı hale gelmiş, dış politikada bölgesel güç olma çabası ekonomik kırılganlıklarla (yüksek cari açık, dış borç) gölgelenmiştir. Sonuç olarak, fiziksel altyapıda büyük gelişim yaşanırken, kurumsal demokrasi ve ekonomik istikrar konularında ciddi zafiyetler oluşmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk’e mektup projesini engelleyen bakanlık. Çok değil 1 ay kadar önce 168 aydının okullardaki Ramazan etkinliklerine karşı “Laiklik Bildirisi” açıklamasına verilen tepkiler, ülkenin kimlerin düşünceleriyle kabuk değiştirdiğinin açık örneği değil midir? 
“Kimin gerici, kimin yobaz, kimin temel hak ve özgürlüklere düşman olduğunu hukuki süreçte göreceğiz"… MEBakanı Yusuf Tekin
"Nesli tükenmekte olan bir kısım yobaz..." Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Din, bireyin yaratıcı ile veya inanç sistemi ile kurduğu özel bir bağdır. Atatürk'ün de vurguladığı gibi, "Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir" .Anayasal olarak (Madde 24) herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse dini inançlarını açıklamaya zorlanamaz veya inançları nedeniyle kınanamaz.
Hakikat hiç kimsenin tekelinde değildir ve müminlere düşen görev, inançları dayatmak değil, daima hakikatin yolunda olmaktır.
İslam inancına sahip olmayan veya inancını açıkça söyleyen kişiler (ateist, deist vb.), inançsızlıkları nedeniyle sıkça "kâfir" veya "imansız" gibi terimlerle etiketlenebilmekte ve dışlanabilmektedir.
Japonya’da “büyü” evli çiftleri ayırmıyor. İsveç’te kimseyi “cin” çarpmıyor. Norveç’te kimseye “nazar” değmiyor. Amerika’da kimseye “cin” musallat olmuyor. Rusya’da kimse “cinden” hamile kalmıyor. Almanya’da hiç kimse “Şeytanın” gazına gelmiyor.  Tekkeye, yatıra adak adayan, çaput bağlayan yok. Kimse iş için, ders notu için ölülere yalvarmıyor. Neden bu ritüeller bizde çok fazla? 
Aydınların aydınlatamadığı halkı, soytarılar aldatır." Cemil Meriç

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.