PLANLI ARTIKLAR! BUGÜN DAHA AKTİFLER…
Liyakatsizlik ve Güven Kaybı. Ekonomik ve Sosyal Cendere. Kutupsallaşma ve Hukuksuzluk. Halkın hareket alanının daralması. Hayatta kalmak için debelenme halidir.

PLANLI ARTIKLAR! BUGÜN DAHA AKTİFLER…
Liyakatsizlik ve Güven Kaybı. Ekonomik ve Sosyal Cendere. Kutupsallaşma ve Hukuksuzluk. Halkın hareket alanının daralması. Hayatta kalmak için debelenme halidir.
AKP bu anayasa maddelerini yıllardır ihlal ettiği halde, muhalefet siyasetçileri ve AKP iktidarına karşı olduğunu iddia eden yorumcular, bu konuyu ısrarla gündeme getirmemektedir!
Anayasanın 24ncü maddesi. Din ve vicdan hürriyeti. “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz”… Der. Anayasayı takmayan bir iktidarın. Ve hatta çiğneyen anlayışa destek veren bir güruhun varlığıdır esasta cenabet olan.
Devrim yasaları milletin gözünün içine bakarak çiğneniyor.
Eğitimde Birlik (Tevhid-i Tedrisat). Milli Eğitim Bakanlığı'nın çeşitli tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokoller, laik ve bilimsel eğitim ilkesini zedelediği gerçeği ve devrim yasalarına aykırı olmasına rağmen neden bu kadar cesur ve apansızlar!
Cumhuriyet değerleriyle kavgalılar. Oysa oturdukları makamlar cumhuriyet varlığının birer parçası. Bir kiliseye zangoç olamayacak bir adam bu ülkede Milli Eğitim Bakanı. Gençlerin Atatürk’e mektup yazılmasını yasaklıyor. Bu kimlik Manisa Turgutlu ilçesinde sözde bir öğretmen bir şerefsiz it görevli olduğu okulda Atatürk’e ağza alınmayacak hakaretler ediyor. Yargıç kamusal alanda olmadığı gerekçesiyle suç saymıyor. Okullar kamusal alan değil mi yargıç efendi. Öğretmen görevine dönüyor.
Tarikat ve Cemaat Faaliyetleri; 30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı kanunla yasaklanmasına rağmen. Tekke, zaviye ve türbelerin faaliyetlerine alenen devam etmesi tarikatların eğitim ve kamu alanında yapılanması yasanın açık ihlali değil mi? Halkın güvencesi ortadan kaldırılırken, yobazlara sağlanan güven ve yapılanma destekleri devlet eliyle yapılması gerçeğini kimse inkâr edemez.
Laiklik ve Hukuk Devleti olarak kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devletince; Şer'iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasına rağmen dini inançların toplumsal ve hukuki yapıda "kalkan" olarak kullanılarak eşitsizlikler yaratılması, anayasal laiklik ilkesini alenen çiğniyor.
Harf Devrimi; Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkındaki Kanun'a rağmen tabelalarda ve eğitim materyallerinde başka dillere veya alfabeye özenti gösterilmesi, harf devrimine aykırı uygulamalar alenen işleniyor devlet makam odalarına “Arapça” levhalar asılıyorsa bu da normal görülüyorsa. Geriye daha ne kalmıştır.
Devrim yasalarına göre birer suç örgütü olan cemaatler ve tarikatlar el üstünde. Milli Eğitim Bakanlığı yobaz ağırlama merkezi haline dönüşmüş. Gerici cemaatler, ordunun, istihbarat örgütünün, Emniyet’in içine sızıyorlar. Bakanlıklar taksim edilmiş gibi! Sanki hiçbir şey olmamış gibi, takkeli, şalvarlı cemaatleri devlet protokolü ile karşılanıp görüşme yapmaları sıradanlaştı. Devrim yasaları açıkça çiğneniyor.
Bunlar karanlık çağlardan değil, tekelci kapitalizmden geliyorlar. Beslendikleri eski dünyanın planlı artıkları bugün küresel sermayenin destekleriyle daha aktifler. Eskiye dair feodal, gerici veya karanlık unsurlar, ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere "planlı bir şekilde" varlıkları sürdürüyorlar. Aslında bunlar orta çağ artığı gibi gözükseler de yenidünya düzeninde modern kapitalizmin bir ürünü ve işlevsel parçalarıdır. İpleri elinde tutanlar için çok önemli kuklalardır.
Eskiye dair feodal, gerici veya karanlık unsurlar, ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere "planlı bir şekilde" bugün daha aktifler. Küresel sermeyenin aparatları. Bunları yaratan tanrı değil. Küresel sermayedir. Bunlar küresel güce uşaklık ederek oluştukları alanda toplumu sürekli baskılarlar. Kitleleri manipüle ederek varlıklarını sürdürürler.
“Laiklik Dinsizlik Değil, İnancın Namusudur! Bizi dinsizlikle suçlayanlar iyi bilsin ki; laiklik devletin her inanca eşit mesafede durması, kimsenin kimseye inanç baskısı kuramamasıdır. Biz laikliği savunurken aslında dinin, siyasetin kirli dehlizlerinde paspas edilmesini engelliyoruz. Laiklik, inançlı insanın ibadetini, inançsızın ise hayat tarzını güvence altına alan bir özgürlük zırhıdır. Onu hedef alanlar, özgürlüğü değil, kendi diktalarını arzulayanlardır”.
Ekonomik krizin ekonomik nedenlerinin başında, sanayi, teknoloji, tarım sektörlerinde etkili ve nitelikli bir üretim ekonomisinin var olmaması yer almaktadır. Plansız üretim. Yokluğu, üretim kaynakların sürdürülebilirliği ortadan kaldırılması tüketimi tetikleyerek yoksulluğu getirmiştir. Lüks ve şatafat düşkünlüğünün ana temelinde görgüsüzlük ve iktidar sarhoşluğu içinde gücü yönetme arzusudur.
Ancak Türkiye’de ekonominin bugünkü haline gelmesinin ilk siyasi nedeni, AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın “nas” söylemi ve uygulamasıdır. Erdoğan anayasanın 24. maddesini ihlal ederek faiz stratejisini din kuralları ve “Kuran’ın zorunlu kıldığı buyruklar” üzerinden belirlediği ve faizleri düşürdüğü için, Türk Lirası radikal bir değer kaybına uğradı ve buna bağlı olarak yüksek enflasyon ortaya çıktı. “Nas” devalüasyona, devalüasyon enflasyona neden oldu!
Aynı durum, adalet ve hukuk alanındaki sorunlar için de geçerlidir. Petrol ve doğalgaz gibi doğal kaynakların olmadığı, nadir elementlerin yabancı sermaye ortaklığı ile talanın önünün açılmış olması yanı sıra bir ülkede, hukuk devleti ve adalet de yoksa o ülkede ekonomik kalkınmanın neredeyse olanaksız olduğu doğrudur.
Ancak Türkiye’de neden adalet, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı yoktur ve masum insanlar hapislerde yatarken, hırsızlar, katiller sokaklarda cirit atmakta iken bu karmaşa içinde AKP teokratik bir düzen kurmayı amaçlamaktadır!
Kamuoyunda sık sık karşılaştığımız “patrimonyal sultanizm”, siyaset bilimsel açıdan AKP düzenini tanımlamak için uygun bir kavram değildir. Bu kavram AKP’nin laiklik karşıtı siyasetini yok saymaktadır. AKP teokratik bir monarşi kurmak peşindedir! Laiklik, bir yandan dinin, devlet, siyaset, hukuk, eğitim işlerine karışmamasını, bir yandan da dini inanç, ibadet ve din dışı felsefi görüş ve yaşam tarzı özgürlüğünü sağlar.
Laikliğin olmadığı bir ülkede demokrasi ve cumhuriyet değil, teokrasi olur. Teokrasinin olduğu bir ülkede halk, millet, ulus değil, ruhban sınıfı egemen olur. Bu nedenle laiklik cumhuriyetin özünde olan zorunlu ilkelerden birisidir. Ancak laiklik aynı zamanda, emperyalizme karşı mücadelenin ve ulusal birliğin, ulusal bütünlüğün, ulusal güvenliğin sağlanmasının da önkoşullarından birisidir.
Çünkü emperyalizmin yöntemlerinden birisi, ülkeleri din ve mezhep üzerinden bölmektir. Laikliğin geçerli olduğu ülkelerde ise tüm dinler. Mezhepler ve din dışı felsefi görüşler bir arada var olabildiği için, belli bir dinin belli bir mezhebinin belli bir yorumu tüm vatandaşlara devlet ve hükümet tarafından dayatılmadığı için, dayatma olmamasından dolayı kutuplaşma ve çatışma ortamı da oluşamayacağı için, vatandaşlar ulus, vatandaşlık ve anayasa bilinciyle birbirine bağlı olacağı için, emperyalizm sonuca ulaşamaz.
Laiklik ayrıca, eğitim, bilim, felsefe, sanat, siyaset, kadın ve erkek eşitliği alanlarındaki gelişmelerin de yolunu açtığı için, başka bir deyişle cehaleti önlediği için, cahil toplumlar da emperyalizm tarafından kolayca kullanılabileceği için, laikliği savunmak bu açıdan da yaşamsal önemdedir.
Laiklik, emperyalizmin önüne konması gereken en önemli barikatlardan birisidir. İnsan gibi yaşamanın, çağdaş akılcı felsefenin ürünüdür. Yaşamsal kuraldır.






