HERŞEYİMİZ VAR! AMA HİÇBİRŞEYİMİZ YOK…

Amerika’da haftanın 3 günü “çiftçi pazarı” kuruluyor. Amerika’da siyasiler çiftçileri için “Ekonominin bel kemiği”… Diyor. Amerikalı kendi çiftçileri için; “kutsal insanlar. Bizleri besliyorlar”… Diyor.

Gündem Yayın: 17 Mart 2026 - Salı - Güncelleme: 17.03.2026 23:42:00
Editör -
Okuma Süresi: 5 dk.
Google News

HERŞEYİMİZ VAR! AMA HİÇBİRŞEYİMİZ YOK…
Amerika’da haftanın 3 günü “çiftçi pazarı” kuruluyor. Amerika’da siyasiler çiftçileri için
“Ekonominin bel kemiği”… Diyor. Amerikalı kendi çiftçileri için; “kutsal insanlar. Bizleri
besliyorlar”… Diyor.
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nde
“Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici köylüsüdür. O halde herkesten daha çok refah,
mutluluk ve servete müstahak ve layık olan köylüdür.” Demiş. Bu sözü bir kenara bırakın Türkiye’yi
besleyen bu kadim insanlara gereken değeri neden vermemişiz.
Köylüleri eğitimsiz bırakarak, köyleri cahil imamlara bırakırken, köylüyü oy deposu olarak gören bir
zihniyete ülkeyi teslim etmişiz. Seçilenler köy ziyaretlerinde üç beş köy yumurtasına, köy tavuğuna,
tereyağına, peynirine çöreklenmiş. Kesilip önüne getirilen kuzuyu yemiş. Ama bir türlü feodal yapıyı
yıkamamış. Köylüyü daha aydın daha donanımlı kılacak politikalar üretmemişler.
Pazarlarda alışveriş yapan tüketici pahalılık bir yana; “yerlimi” diye soruşturuyor. “Doğal mı, Organik
mi” diyenler bir bilgi içinde sağlıklı ürün alma içinde geziniyor.
Ülkede çiftçiye gereken değer verilmediği için çiftçi küstürüldü.
Türkiye, özellikle enerji ve tarımsal girdiler başta olmak üzere birçok alanda yüksek dışa bağımlılığa
sahip bir ülke konumuna geldi.
Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılık oranı %67,8 civarında seyredip, doğal gaz ve petrol gibi fosil
yakıtların ithalatı dünya standartları arasında ilk sırada. Ayrıca, tarımsal üretimde tohum, gübre ve zirai
ilaç gibi girdilerde ithalata bağımlılık, gıda fiyatlarında artışa ve üretim sıkıntılarına yol açabilmektedir.
Bu dünya sıralamasında ilk 3ncü sıraya çıkarttı.
Bu ülkeyi Türk çiftçisi yerine, Rus, Ukrayna, Bulgar, Sırp, Hırvat, Kanada, Norveç, Çin, Endonezya,
Malezya, Sri Lanka, Pakistan, Hindistan, Afganistan ve hatta Suriye çiftçileri besliyor. Nasıl üretildiğini,
hangi ilaçlarla raf ömrünün uzatıldığını bilmediğimiz bu ürünlere yüksek paralar ödeyerek yarı aç, yarı
tok yaşıyoruz.
Gıda enflasyonu fırsatçıların yarattığı ekonomik krizi üreten çiftçiyi de üretemez hale getirdi. Hayvanlar
için Bulgaristan’dan saman, sera üretimi için Sri Lanka’dan Hindistan cevizi kabuğu, İtalya’dan Zeytin
ve Zeytinyağı ithal ediliyor. Meralarımız, ekili alanlarımız, zeytinliklerimiz ya betona, ya madencilere
teslim edildi.
Şimdi endüstriyel tarım icat edildi. Küçük toprak sahiplerinin elinde klan topraklar birleştirilerek, toprak
ağalarına alanlar açıldı. Bunun en açık örneği Kızılırmak Havzasında. Burada kullanılan kimyasallar
akıllara zarar. Kızılırmak nehri kıyısına kadar tarım alanına açılan topraklar. Pestisitlerle ve diğer
mücadele ilaçları olan kimyasallar suya karışırken, aynı suyu kullanan diğer tarım alanları bu zehri
bünyesine, ürüne ve tüketiciye ulaştırıyor.
Kendisi için üretenler hariç. Pazara çıkartılan organik, üretimden tüketime kadar sentetik gübre, böcek
ilacı (pestisit) veya hormon kullanılmayan üretim yok. Doğaya zarar vermeden üretildiği iddia edilen bu
ürünler, temelinde olması mümkün değil. Yanı başındaki ilaçlamaya açık, asit yağmurlarıyla etkili, yola
yakın karbonla yoğrulan, zehir akan su ile sulanarak yetişmiş bir sebze, meyve organik değildir.
Tarım sektöründe üretim maliyetlerinin artması ve tohum/gübrede dışa bağımlılık, tarımsal üretimi
"ithalat kolonisi" haline getirdiği gerçeği ile iç içe yaşıyoruz.
Bir başka dışa bağımlılık Hayvancılık. Ülkede bu gıda sektörde tekelleşti. Türkiye'de hayvancılık
sektörü, artan maliyetler ve ithalat politikaları nedeniyle küçük üreticilerin yok olduğu ve üretimin büyük
firmaların elinde tekelleştiği bir sürece girmiştir. Yem ve girdi maliyetlerinin yüksekliği, süt üreticilerini
anaç hayvanlarını kesime göndermeye zorlarken, et ve süt ürünlerinde fiyatları erişilemezken Yurt
dışından peynir ve süt ithalatı başlatıldı.
Nereye kadar? Ben bu sorunun cevabını biliyorum. “Sarhoş yıkıldığı yere kadar gider”… Sonra ayağa
kalkar mı, yoksa! Bunu siz düşünün.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.