ÜLKENİN İTİRAZI VAR!
Topluma ahlak dayatmanın doğru olmadığını vurgulayan açıklamada,doğru ile yanlışı ayırt edebilmek için önce bireylerin kendi ahlaki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği belirtildi. Laikliğin ise bu toplum için tartışmasız bir yaşam biçimi olmasıdır

ÜLKENİN İTİRAZI VAR!
Topluma; kafanıza göre ahlak dayatmayın. Önce kendiniz için ahlak yasaları çıkartın ki! Toplum
yanlışı ve doğruyu anlasın… Laikliğin, ılımlısı, serti, yumuşağı yoktur. Laiklik bu ulus için
yaşam tarzıdır.
Hiç kimse; devlet otoritesi ve siyasi yapı dâhil! Anti-laikliği bir yaşam biçimi olarak kişilere, bir zümreye
kendi inancını dayatamaz. Zorlayamaz, dışlayamaz. Baskı altında tutamaz. Anti-laiklik, devlet
düzeninin ve kamusal alanın dinî kurallara (tanrısal haklar) göre şekillendirilmesini savunan, din ve
devlet işlerinin ayrılmasına (laiklik) karşıt olan bu anlayışı, doğal insan hakları yerine dini otoriteyi
temel alan bu yaklaşım, toplumsal yaşamın şeriat gibi dinsel hukuk sistemleriyle yönetilmesini
hedeflemişse suç işliyordur.
Anayasanın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu;
anayasanın 14. maddesi, anayasada belirlenen hak ve özgürlüklerin, laik Cumhuriyeti ortadan
kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağını; anayasanın 24. maddesi, devletin
sosyal, ekonomik, siyasi, hukuki temel düzeninin kısmen bile olsa din kurallarına
dayandırılamayacağını ifade eder.
23 yıllık iktidarda var olan en temel sorun laiklik ilkesinin uygulanmamasıdır. Çoğu siyasetçinin ve
yorumcunun sandığının aksine, en temel sorun ekonomik kriz de değildir, adaletten yoksunluk da
değildir. Çünkü bugünkü ekonomik krizin de, adaletsizliğin de temelinde, AKP’nin laiklik karşıtlığı ve
teokratik bir düzen kurma hedefi yatmaktadır. Etrafınızı hızla işgal eden tarikat ve cemaatler ve bu
toplulukların yağma düzeninde aktif rol alarak güçlendirilmesi, piyonlarının bakanlıklarda rol kapmış
olmaları.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti çağdaş normlar çerçevesinde kurulmuş olup, şeriat artığı bir ülke değildir.
Ancak şeriat artığı kimlikler bugün faaliyetlerinde aktif ve yetkili… Arap dilini kutsal sayarak ülkeye
dayatmak şerefsizliktir. Ahlaksızlıktır.
Anayasanın devlet şekli ilkesi içinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal hukuk bir devletidir” cümlelerine atıfla yemin etmiş bir
Cumhurbaşkanı olan Erdoğan. “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir bildiriye imza atan 168
aydın, yazar, gazeteci ve sanatçı için; “Hezeyan içinde azgın bir güruh”, “Millete nefret
kustular”… Diyerek onları hedef gösterdi.
İktidarın ortağı olan saman altından su yürüten Bahçeli, durur mu? Lafı yapıştırıyor. “168 kişinin
tamamı toplasan bir insan etmez…” ve “Alayınız karanlıksınız. Ruhunu iblise emanet etmiş çürük
aydınlar”… Bu hakaretlere bu ülkede siyaset deniyor… Bunlar neden bu denli rahatsızlar? Halka
hakaret etmenin neresi siyaset olabilir? Bu yaratık kendisini insan mı zannediyor!
Millet şapkasını önüne koyup bir değil üç düşünmesi gerekir. Bu çıkışlardan cesaret alan üç beş
şerefsiz meydanı boş bulup milletin çocuklarına “Arapça İstiklal Marşı” okutuyor. Resmi dili Türkçe
olan bir ülkede aynı devletin Türkçe olan istiklal marşı, “Arapça” okutuluyor. Bu şerefsizleri kolundan
tutup sınır ötesine s….ktir edecek bir adam yok mu?
Ulusal devletin harcı olan “Laiklik” bunları neden bu denli rahatsız ediyor. Çevremiz ateş çemberi.
Ülke sessiz işgalin içinde. Ülkede 17 milyonu aşmış bir mülteci yığını var. Filistin’den ve İran’dan
gelenlerin sayısı meçhul. Bunların derdi “POP”un sürdürülebilirliğini sağlamak. Toplumu baskı altında
tutmak istiyorlar. Bu işgalde rahatsız olmayan ülkeye 1 kuruşluk faydası olmayan, bahçeliyi hiç
rahatsız etmiyor!
Din baronu Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin okullara, küçük çocuklara yönelik yayınladığı genelgeyle
ramazanı siyasallaştırdıktan sonra, ramazandan çok önce hazırlanmış açıklamaya dava açacağını ilan
etti. Hızını alamadı, “bizden önce okullarda tuvalet yoktu. Diyecek kadar şuursuz”. Neden?
Millete nefret dili kullananları da, kimin kaç kuruşluk adam olduğunu ve zifiri karanlık kimliklerin neci
olduğunu bu millet çok iyi biliyor.
İktidarı tedirgin eden 168 imza, bir günde 150 bin imzaya dönüştü. Üstelik bu şiddet, baskı, tehdit,
gözaltına alma, tutuklama furyasında... Üstelik millet korkudan, karamsarlıktan, bıkkınlıktan,
umutsuzluktan, yokluktan kırılırken. Erdoğan, Bahçeli ve Tekin sayesinde laikliğin önemini millet artık
daha çok anlamaya başladı.
Elbet bu arada laikliği savunma açıklamasında hiç olmayan kavramlar, yalanlar da bildiride varmış gibi
yapıldı. İmza kampanyası doludizgin devam etmekte. İlericilik gericilik mücadelesi yalnız bugünün
değil, her zamanın meselesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka meselesi. Demokrasilerin olmazsa olmazı.
Çevremiz ateş çemberiyle sarılıyken, Amerika, İsrail İran’a saldırıya geçmişken, İran karşı hamleye
hazırlanırken, Ortadoğu’da haritalar yeniden çizilirken, emperyalizm diktalarla el ele vermişken bizim
uğraştığımız şeye bakın!
Bu ülkede Cumhuriyet, dinle pazarlık yaparak kurulmadı. Tam tersine: Din, devletin tepesinden indirildi
ki vicdanlarda özgürleşsin. Laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değildir. Bir nefes alma
hakkıdır. Tüm dinler, tüm mezhepler, inananlar ve inanmayanlar için. Demokrasi, çağdaşlık, insan
hakları, adalet, asla laiklik olmadan ayakta duramaz. Laiklik yalnızca bir ilke değil, bir yaşam biçimidir.
Şeriat isteriz demek serbest, laikliği savunuyoruz demek sakıncalı öyle mi! Üstelik bu ülkenin
hafızasında Çorum, Maraş, Sivas Madımak varken...
Laikliği savunma bildirisini ben de imzaladım. Çünkü dinin ve inancın siyasete, adalete, okullara,
askerlik kurumlarına, gösterişe, çıkara, ranta dönüşmesini ahlaki bir çöküş olarak görüyorum. Çünkü
inancın sömürüye, istismara, hırsızlığa, yozluğa alet edilmesine itiraz ediyorum.
Çünkü bilimin, eleştirel düşüncenin, yaratıcılığın nasıl geri plana itildiğini, eğitimdeki karşıdevrimi
görüyorum. “Dindar ve kindar” değil, hoşgörülü, akılcı, barışı yücelten, şiddetten, kin ve intikam
duygularından arınmış kuşakların yetişmesini istiyorum. Çünkü dinin ve inancın bir araç değil, bir var
olma, bir vicdan meselesi olduğuna inanıyorum. Devletin değil, insanın kalbinin ve ahlakının alanı
olduğun inanıyorum. Günümüzde güç sahibi yöneticiler, tüm bakanlar vb. laikliğe karşı çıktıkça hem
devlet hem bireyler yara alıyor. Allah’ın ve herhangi bir tanrının siyasete ihtiyacı yoktur. Ama siyaseti,
inanç ve din adına konuştukça gücünü değil; zaafını, beceriksizliğini, yeteneksizliğini, çaresizliğini
ortaya koyar.
Hiçbir kutsal, insanın özgürlüğünden daha büyük değildir.
Hiçbir inanç, bir çocuğun gülüşünden daha güzel değildir.
Hiçbir dogma, bir kadının, bir gencin, bir insanın hayatından daha değerli değildir.
Bu yaşıma geldim ve gördüm ki: İnsan, ancak vicdanıyla büyür. Toplum, ancak özgürlükle nefes alır.
Ve inanç... Ancak özgür kaldığında kutsaldır. O nedenle kendinize gelin, biraz da vicdan sesinizi
dinleyin.
Neye seviniyoruz biz? Bir adaletsizliğin kısmen geri alınmasına mı? Yoksa bize reva görülen
bu “silkeleme” eylemlerine, bu zulme, bu rezil hukuksuzluğa alışmamıza mı?
Adalet yok, hak hukuk yok ama daha vahimi vicdan da yok bu ülkede.
Bu zamana kadar fazla değil bir tane Türk milletinin lehine mecliste kanun teklifi verip kanunlaşmamış
şu hakkımızı da MHP sayesinde kazandık diyebileceğimiz hiçbir şey yok. Halkın yararına meclise
sunulan araştırma önergeleri dâhil muhalefetten gelen tüm kanun tekliflerine AKP il birlikte ret oyu
vermekten başka hüneri olmayan siyasi yapı aktörleri için; İktidar desen değil. Muhalefet desen değil.
Milliyetçi desen hiç değil. 40 yıllık siyasi yaşamında memlekete ve millete zerre faydası dokunmuştur
diyemediğimiz bu partinin başındaki zor yürüyen, ayakta duramayan bu zatı muhteremi 40 yıldır
besleyen arkasından hançerlenen bu millettir.
Mafya bu partinin içinde korunuyor. Ahlaksızlığın tavan yaptığı, videoları piyasaya sürülen sapıklar bu
partinin içinde. Altın kaçakçıları bu partinin içinde. En son numarası meydanlarda urgan atıp
efelendiği, Ermeni kökünde akraba oldukları ortaya çıkan katile umut hakkı için yırtınan koruyuculuk
yine bunlarda. İnanın Alparslan Türkeş’in kemikleri sızlıyordur.






