BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SEMBOLÜ; MİLLİ BAYRAMLARIMIZ…
Milli bayramlarımız (23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim), sadece tatil günleri değil, bir milletin bağımsızlık savaşı vererek küllerinden doğduğu, devlet temelinin atıldığı ve milli şuuru canlı tutan "diriliş" sembolleridir.

BAĞIMSIZLIĞIMIZIN SEMBOLÜ; MİLLİ BAYRAMLARIMIZ…
Milli bayramlarımız (23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim), sadece tatil günleri değil, bir milletin bağımsızlık savaşı vererek küllerinden doğduğu, devlet temelinin atıldığı ve milli şuuru canlı tutan "diriliş" sembolleridir. Tarihin canlı hafızalarıdır. Bu günler, toplumun ortak değerlerini, birlik ve beraberliğini pekiştirir; günlük siyasi çekişmelerin ötesinde bir ortak payda oluşturur.
Milli bayram şuuru, bir milletin ortak tarihinden gelen bağımsızlık, özgürlük ve bütünlük değerlerini özümseyerek, bu değerleri gelecek nesillere aktarma kararlılığı ve coşkusu olarak ele almak istemeyen bir ahlak emperyalistlere ahır uşaklığı yapmayı sürdürüyor.
Siyasal İslam ideolojisinde milli bayram algısı, genellikle "seküler kimlik" ile "İslami kimlik" arasındaki gerilim üzerinden şekillenir. Bu bakış açısı, milli bayramları modernleşme ve ulus-devlet inşasının sembolleri olarak gördüğü için mesafeli veya dönüştürücü bir yaklaşım sergiler. Ülkede oluşan her olumsuzluk siyasal anlamda birer fırsat olarak algılanır. Oysa milli bayramlar dirilişin sembolleridir.
İster iktidar, ister muhalefet olun! Günümüz siyaset ikliminde, ortak acılar veya krizler çoğu zaman toplumsal dayanışma yerine siyasi birer koz, fırsat olarak görülebiliyor. Bu da toplumdaki kutuplaşmayı besleyen bir döngü yaratıyor. Milli bayramlar, devletin laik ve modern yapısını temsil ettiği için, İslamcı ideoloji tarafından "kültürel revizyon" veya "batılılaşma" ürünü olarak görüldüğü gerçeği vardır.
23 Nisan çağdaş adımlar çıkışı siyasal İslam demokrasinin bitiş çizgisidir. Siyasal İslam, milli bayramları ortak değerler bütünü olarak görmekten ziyade, laik cumhuriyetin sembolleri olarak algılayıp, toplumsal hafızada dini günlerin gerisine düşürmeyi hedefler.
23 Nisan 1920, Saraydan alınıp Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) açıldığı ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiğinin ilan edildiği, laik ve demokratik Cumhuriyetin temellerinin atıldığı tarihi bir dönüm noktasıdır. Ulusal devletin temellerinin atıldığı gündür. Birlik ve beraberliğin ilanıdır.
O kadar apansızlar ki; 23 Nisan Haftası absorba etmek için “kutlu doğum haftası” icat ettiler. Emperyalistlerin ahır uşakları Doğum Haftası gibi dini içerikli anmaların, milli günlerle yarışır hale getirilme girişimleri. Milli bayramların vurguladığı "ulusal egemenlik" kavramı yerine, "ilahî egemenlik" (hâkimiyet Allah'ındır) vurgusu ön plana çıkarılır olması çağdaş düşüncenin yerini ilahi güçlere teslimiyet anlayışının hâkim kılınma arzusu.
23 Nisan'ın Çağdaşlığa giden yolda, saltanat ve hilafet anlayışının reddedilerek ulusal egemenliğe dayalı, laik ve demokratik bir devletin kurulduğu gündür. Atatürk'ün bu günü çocuklara armağan etmesi, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma hedefine olan inancı simgeler. 23 Nisan ruhu, yönetimin dine dayandırılmasını reddeden ve hukuk devleti ilkesini savunan bir anlayışı temsil eder.
Akademik ve siyasi tartışmalarda, 23 Nisan 1920'de temelleri atılan laiklik ve ulus iradesi (milli egemenlik) ilkelerinden uzaklaşarak, dini toplumsal ve siyasal yaşamın merkezine koyan yaklaşımların, demokrasinin ve temel hakların işlevsizleşmesine neden olabileceği görüşü sıkça vurgulanmaktadır.
Ulusal Egemenlik ve Laiklik Bağlantısı: 23 Nisan, "Hâkimiyet Bila Kaydü Şart Milletindir" düsturuyla ilahi dayanaklı saltanat rejiminden, halkın iradesine dayalı laik bir cumhuriyete geçişin simgesidir. Bu yaklaşımlar, yurttaşlık bilinci oluşması dahil; laikliğin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve bireysel özgürlüklerin güvencesi olduğunu savunur.
Ülkede Siyasal İslam ve Demokrasi Tartışmaları 100 yıldır sürüyor.
Çağdaş Adımlar: Çağdaş Türkiye'nin korunması; hukuk devleti, laiklik ve ulusal egemenlik ilkelerinin sürdürülmesiyle mümkündür. 23 Nisan, çağdaşlaşma yönünde atılan en güçlü adım olarak görülürken, toplumsal yaşamın dini kurallarla yönetilmesini isteyen siyasal İslam yaklaşımları, demokratikleşme ve çağdaşlaşma süreçlerinin önünde bir engel olarak değerlendirmektedir.
Temel Haklar ve Demokrasi üzerinde Laiklik ilkesinin zayıflamasının, eğitimde bilimsel ve çağdaş ilkelerden uzaklaşılmasına, kadın haklarının gerilemesine ve inanç özgürlüğünün tek tipleşmesine yol açabileceği endişesi dile getirilmektedir. Dini yaklaşımların kamusal alanı domine etmesi, farklı inanç veya inançsızlığa sahip bireylerin haklarının kısıtlanması riski olarak görülmektedir.
Laiklik Karşıtı Söylemlerin Eleştirisi bugün; 23 Nisan'ın sadece "Çocuk Bayramı" olarak kutlanıp "Ulusal Egemenlik" boyutunun arka plana itilmesi ve dini referansların kamusal hizmetlerde öne çıkarılması, cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik bir tehdit olarak tartışılmaktadır.
Akademik görüşler, laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil, devletin inançlar karşısında tarafsızlığı ve toplumun akıl ve bilim temelinde yönetilmesi olduğunu vurgular.
Tarihsel Bağ ve Kimlik Güçlenmesi sağlayan milli bayramlar, geçmişte yaşanan mücadeleleri, zaferleri ve kahramanlıkları günümüze taşır. Bu sayede bireyler, ortak bir tarihe ve kültürel mirasa sahip olduklarını hatırlayarak milli kimlik duygularını güçlendirirler. Toplumsal Birlik ve Beraberlik oluşur. Toplum fertlerini ortak sevinç ve heyecan etrafında buluşturan bu günler, kardeşlik, dostluk, sevgi ve saygı duygularını pekiştirir. Bireylerin üzüntüde ve kıvançta birleşmesini sağlayarak sosyal dayanışmayı artırır.
Milli Hafıza Canlı Tutulur. 29 Ekim, 30 Ağustos, 23 Nisan gibi günler, milletin güven alanı oluşturduğu ve bağımsızlık ruhunu tazelediği önemli hafıza noktalarıdır. Kuşaklararası Aktarım sağlıklıdır. Bayram kutlamaları, çocukların ve gençlerin ülkelerinin tarihi hakkında bilgi edinmelerini ve bu şuuru devralmalarını sağlar.
Dinamizm ve Aidiyet duygusu toplum refleksini, mukavemet ve atılım gücünü harekete geçirerek milli gururu artırır. Bu anlayış ulusun bölünmez bütünlüğünün temelini oluşturur.
Milli Bayramlar sadece bir tatil değil, “Anma ve Anlama” Günüdür. Kutlama Coşkusu ve Katılım, şiirlerin okunması, törenler, oyunlar ve geçit resimleri ile bu coşku 7'den 70'e herkes tarafından yaşanması gereken millet olma şuurudur. Vefakâr yaklaşım ile şehit aileleri ve gazilerin ziyaret edilmesi, bayram sevincinin onlarla paylaşılması bu şuurun gereğidir. Ve siyasiler birlik Mesajları ile milli bayramlar, toplumdaki kutuplaşmaları azaltan, ortak paydada buluşmayı sağlayan köprüler olarak vermeleri önemlidir.
23 Nisan 1920, TBMM'nin açıldığı ve milli egemenliğin ilan edildiği tarihtir. Atatürk, bu önemli günü 1924'te bayram ilan etmiş, 1929'da çocuklara armağan ederek dünyadaki tek "Çocuk Bayramını” yaratmıştır. TBMM'nin kuruluşu ve çocuklara duyulan güvenin simgesi olan bu bayram, her yıl coşkuyla kutlanması gereken ulusal değerdir.
Kılıçdaroğlu’nun himayelerinde siyasete dönmüş, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını sürdüren, Başbakanlığı döneminde Suriye politikalarını eline yüzüne bulaştıran, Türkiye’nin bugün bataklığa sürüklenmesinde en büyük paya sahip kendinden maruf basiretsiz bir adam… Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta olan vahim olaylarla ilgili 23 Nisan kutlanmamalı diyor. “Bu ülkede çocuk ve gençlerin bugün bu halde olmalarının ana etkenlerinin başında sen ve senin gibi sakat düşüncelerin payı var”. Diyen yok. Diğer siyasi İslamcılar gibi Ahmet Davutoğlu ahlaksızca ve alenen Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını sürdürüyor.
Atatürk’e düşmansınız. Lozan’a düşmansınız. Laikliğe düşmansınız. Cumhuriyete düşmansınız. Ulus topluma düşmansınız. Milli Günlere, bayramlara düşmansınız. Düşmanlıkların arkasında genellikle ideolojik farklılıklar, kişilerin siyasi çıkarları, tarihsel önyargılar ve köklü kültürel/inançsal çatışmalar yer almaktadır. Oysa 106 yıl önce kurulmuş ve millet iradesinin çatısı altında olmanız ve inkârcılığınız halka değil kime hizmet ettiğinizi hatırlatıp bir ihanetin içinde varlığınızı inkâr ediyor olmuyor musunuz?






