Mesele Yoksa Memleket de Yok.Ayakta Ama Yoğun Bakımda
Yaşananlar tesadüfi ekonomik dalgalanmalar değil; krizlerin bilinçli biçimde yönetildiği ve toplumun buna alıştırıldığı bir düzenin sonucudur. Sorun yoksulluk değil, yoksulluğun normal sayılmasıdır.

YAZSAM KAÇ PARA? YAZMASAM EDERİ YOK.
Bir ayda; 1050 Emekli bir meclis. 2830 Emekli bir saray ediyorsa! Mesele yok…
Vatandaş yoksulmuş! Meclis ve saray zenginse mesele yok!
Vatandaş ekmek bulamıyormuş. Meclis ve saray badem unlu ekmek yiyorsa mesele yok!
Vatandaş et, balık yiyemiyormuş. Meclis ve saray yiyorsa mesele yok!
Vatandaş sebze ve meyve yiyemiyormuş. Meclis ve saray yiyorsa mesele yok!
Vatandaş ısınamıyor ve battaniye ile oturuyormuş. Meclis ve saray ısınıyorsa mesele yok!
Vatandaş dışarıda yemek yiyemiyormuş. Meclis ve saray yiyorsa mesele yok!
Vatandaş tatil yapamıyormuş. Meclis ve saray tatil yapıyorsa mesele yok!
Vatandaş ilaçlarını alamıyormuş. Meclis ve saray ilaçlarını alıyor, eksik dişlerini Implant ile yeniliyorsa
mesele yok!
Vatandaş çocukları işsizmiş. Meclis ve saray çocuklarının işi varsa mesele yok!
Vatandaş çocukları beslenemiyormuş. Meclis ve saray çocuklarının bir eli yağda bir eli baldaysa
mesele yok!
Vatandaş çocukları, vatan uğruna şehit ve gazi oluyormuş. Meclis ve saray çocukları bedelli veya
evlerinin karşısında askerlik yapıyorsa mesele yok!
Vatandaş çocukları İmam Hatiplerde kurşun asker oluyormuş. Meclis ve saray çocukları yurt dışında
prestijli okullarda okuyorsa mesele yok!
Vatandaşın sorunları mecliste reddediliyormuş. Meclis ve sarayda sorun yaşanmıyorsa mesele yok.
Mesele nedir biliyor musunuz? Onların varlığı, vatandaşın yokluğudur.
Sipariş edilen dış güçler ortaklığı ülkede ortamı geren için “büyük iş yapıyor” diye alkışlıyor. Halk bu
illüzyona kendini kaptırmışsa mesele yok.
Halkın bir kısmı memleketi pazarlayana da “bizim adam” muamelesi çekiyor din safsatasını gerçek
inançla aynı potada işliyorsa mesele yok.
Altın, gümüş, enerji, borç, yaptırım, göç, göçmen ve güvenlik ayrı ayrı bakıldığında karışık gibi
görünür. Birlikte bakıldığında ise aynı düzenin birbirini tamamlayan birer parçalarıdır. Amaç kriz
çıkarmak ve o krizi dış güçlere yıkma marifetidir.
Kriz bir kaza değildir. Kontrolden çıkmış bir savrulma da değildir. Böyle kriz bu ülkede servet
transferidir. Keriz bol olduğunda meselede yoktur.
Dünyada olan bitenler gizli bir planın ürünüdür kendiliğinden gelişen olaylar değildir. Yaşanan şey,
krizlerin bilerek yönetildiği ve kalıcı hale getirildiği bir düzen içindeki tüm marifet ahır uşaklarının
pedagogluğundadır.
Ekonomi bozulur, hükümet ayakta kalır. Devlet millet kimsenin umurunda olmaz. Bu tesadüf değil.
Bilinçli bir tercihtir. Buda toplumun uyurgezer halidir.
“Rusya’yı ezeriz, Amerika’yı düzeriz, İsrail’i düdükleriz” Nameleriyle TV ekranlarından savaş
Çığırtkanlığı yapan “artık” kimlikleri alkışlayan bir sürü varsa. Bunun için mesele yok.
Güçlü ülkelerde hükümet geçicidir, devlet kalıcıdır. Zayıf ülkelerde hükümet kalıcı sanılır, devlet geçici
hâle gelir. Bu yüzden güçlü ülkelerde krizler yıkmaz, düzeni sertleştirir. Zayıf ülkelerde ise her kriz
devleti biraz daha çöker. Çünkü devlet, kendini koruyacak hafızayı çoktan kaybetmiştir. Bunları
bilmenize gerek yok. Nefes alıp veriyor, üç öğün yemek yiyor geceleri halvet oluyorsan mesele
memleket meselesi değil. Bunun içindir ki tüm bunlar mesele değil.
Güçlü devletler bağırmaz.
Tehdit etmez.
İfşa etmez.
Hatırlatır.
Zayıf ülkelerde ise iktidar hatırlatmaz.
İtaat üretir. Sonra! Sonrası Silivri’nin soğuk koridorları hatırlatır.
Sahne değişir, oyuncular değişir ama senaryolar hep aynıdır. Bir yerde enerjiyle, bir yerde borçla, bir
yerde güvenlikle, bir yerde hayat pahalılığıyla baskı kurulur. Sonuç hiç değişmez.
Amaç refah değildir. Yönetmektir.
Amaç huzur değildir. Kontrol etmektir.
Amaç büyüme değildir. Uzun süreli daralmayı idare etmektir.
Bu yüzden krizler bir anda patlamaz. Yavaş yavaş gelir. Yerleşir. Normal gibi gösterilir.
Bugünkü dünya, düşmeyen ama bir türlü inemeyen bir uçak gibidir. Otopilot açıktır. Motor çalışır. Ama
yön değişmez. Yolcular sarsıntıya alışır. Uçak havada kalır, irtifa ise her seferinde biraz daha düşer.
Ve yere çakılır.
Ülkede sistem yoğun bakımda. Ayaktadır ama serumla. Nabız vardır ama refleks yoktur. Tedavi
yapılmaz. Doz ayarlanır. Amaç iyileşmek değil, çöküşü geciktirmektir. Bu düzende sorunlar hata
değildir. Bilerek taşınır. Kopuş olmaz, yük başkasına aktarılır. Sistem bozulmaz. Uyuşturulur.
Bu yapı içinde karar alınmaz. Karar alma gücü törpülenir. Kurumlar çalışır gibi yapar ama yön vermez.
Hukuk vardır ama herkese eşit işlemez. Devlet vardır ama hareket edemez hale gelir.
Bu düzende hükümetler, devleti ve milleti perişan ettikleri sürece ayakta kalabiliyor.
Vatandaş başka bir yerde sıkışır. Çalışır ama karşılığını alamaz. Konuşur ama kimse duymaz. Oy verir
ama sonucu değiştiremez. Hayat pahalıdır, gelecek belirsizdir. Bu bir suskunluk değil, kabullenmedir.
Devlet bağlandıkça toplum sıkışır. Toplum sıkıştıkça bu düzen daha rahat yürür. Sistem kırılmaz.
Donar. Kriz çözülmez. Uzatılır. Bu düzen tek bir kişinin ya da tek bir gücün işi değildir. Ortak bir akılla
yürür. Para, güvenlik ve korku aynı yönde çalışır. Bazen piyasa konuşur, bazen belirsizlik, bazen risk.
Ama mesaj hep aynıdır. Halkın biçareliği değil. Halkın ne kadarından ne kadar alınacağıdır bütün
mesele.
Bu yüzden bazı yerlerde ekonomi çöker ama düzen devam eder. Huzursuzluk artar ama yön
değişmez. Saat çalışır ama zaman herkes için aynı akmaz. Bedel hep birilerinin sırtına yazılır.
Ödeyenler ve ödeyecek olanlar zaten bellidir.
Aynı sebeplerle yaşanan sorunlardan, yine aynı sebeplerle düzelme beklemek, toplumların yaptığı en
büyük yanılgıdır. Bu düzen baskıyla değil alışkanlıkla ayakta durur. Eğitimle yıkılır. İnsanlar kaybı
normal sayar. Daralan hayatı kabullenir. Akademi anlatır, siyaset taşır, toplum uyum sağlar.
Çünkü yıkım açık değildir.
Çünkü baskı sessizdir.
Çünkü bilgi vardır ama yön yoktur. Bu düzen kendini savunmaz. Kendini tekrar eder.






