Kırşehir’de maden tartışmasının merkezinde yalnızca altın yok
Çıkarılan cevherin nerede işlendiği, katma değerin hangi ülkede kaldığı, konsantre içindeki stratejik elementlerin akıbeti ve madencilik sonrasında Kırşehir’de kalacak çevresel maliyet yeni soruları beraberinde getiriyor.

Kırşehir’de yıllardır devam eden maden tartışmasını yalnızca “Altın madeni açılsın mı, açılmasın mı?” sorusuna sıkıştırmak, meselenin asıl boyutunu gözden kaçırmak olur. Çünkü burada tartışılması gereken yalnızca madenin çıkarılması değil; çıkarılan cevherin gerçek değeri, bu değerin kimlere kazanç sağladığı, hangi aşamalarda işlendiği ve geride nasıl bir çevresel maliyet bıraktığıdır.
Asıl soru şudur:
Kırşehir’in toprağından çıkarılacak servetin gerçek değerini biliyor muyuz ve bu servetten kim kazanıyor?
Asıl Katma Değer Nerede Oluşuyor?
Bir maden yatağının değeri yalnızca içerisindeki altın miktarıyla ölçülmez. Cevher çıkarılır, kırılır, öğütülür, zenginleştirilir, ayrıştırılır, rafine edilir ve sonunda sanayide kullanılabilecek ürüne dönüştürülür. Ekonomik katma değerin önemli bölümü de bu zincirin ileri aşamalarında ortaya çıkar.
Tam da bu nedenle Kırşehir’den çıkarılacak konsantre cevherin nereye gönderildiği hayati önem taşımaktadır.
Eğer cevher burada çıkarılıyor, çevresel risk Kırşehir’de üstleniliyor, su ve toprak üzerindeki baskı burada yaşanıyor; ancak ayrıştırma, rafinasyon ve yüksek katma değer başka ülkelerde oluşuyorsa, ortada ciddi bir kalkınma problemi var demektir.
Bu noktada sorulması gereken soru açıktır:
Neden Türkiye kendi zenginleştirme, ayrıştırma ve rafinasyon kapasitesini geliştirmiyor?
Türkiye yalnızca cevher sağlayan bir ülke değil, kendi yer altı kaynaklarını işleyerek yüksek katma değere dönüştüren bir ülke olmalıdır.
Ya Mesele Yalnızca Altın Değilse?
Konuya başka bir açıdan daha bakmak gerekiyor.
Kırşehir Kent Konseyi tarafından geçmişte kamuoyuyla paylaşılan bazı araştırmalarda ve analizlerde proje sahasından alınan örneklerde altının dışında farklı elementlerin bulunduğuna ilişkin değerlendirmeler gündeme gelmişti.
Bu bulgular elbette geniş kapsamlı, bağımsız ve bilimsel analizlerle kesinleştirilmelidir. Ancak zaten mesele de burada başlamaktadır.
Çıkarılan cevherin içerisinde hangi elementlerin bulunduğu şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır.
Altın ne kadar?
Başka değerli metaller var mı?
Nadir toprak elementleri bulunuyor mu?
Varsa bunların miktarı ve ekonomik değeri nedir?
Bu analizler yalnızca yatırımcı şirketlerin beyanlarıyla sınırlı kalmamalı; kamu kurumları, üniversiteler ve bağımsız laboratuvarlar tarafından da yapılmalıdır.
Çünkü günümüzde nadir toprak elementleri ve diğer stratejik hammaddeler savunma sanayisinden elektrikli araçlara, enerji teknolojilerinden elektronik üretimine kadar birçok alanda kritik önem taşımaktadır.
Bir devlet kendi toprağından çıkarılan cevherin içerisinde ne bulunduğunu eksiksiz biçimde bilmelidir.
Kazanç Giderken Tahribat Burada Kalmamalı
Meselenin diğer tarafında ise çevresel maliyet bulunmaktadır.
Açık ocaklar, atık depolama alanları, su kaynakları üzerindeki baskı, tarım ve mera alanlarındaki kayıplar ile faaliyet sonrasında arazinin yeniden eski haline getirilmesindeki güçlükler madenciliğin gerçek maliyetinin bir parçasıdır.
Bir şirket yıllar sonra faaliyetini tamamlayıp bölgeden ayrılabilir.
Fakat Kırşehir burada kalacaktır.
İnsanlar burada yaşamaya, tarım yapmaya, hayvancılıkla uğraşmaya ve suya ihtiyaç duymaya devam edecektir.
Bu nedenle meseleyi yalnızca “kaç kişiye istihdam sağlanacak?” sorusuna indirgemek doğru değildir.
Geçici ekonomik kazanç ile kalıcı çevresel maliyet aynı terazide değerlendirilmelidir.
Türkiye Ham Madde Ülkesi Olmamalı
Türkiye’nin hedefi, yer altındaki cevheri çıkarıp konsantre halde başka ülkelere göndermek olmamalıdır.
Asıl hedef; cevheri çıkarmak, işlemek, ayrıştırmak, rafine etmek, stratejik elementleri kazanmak ve bunları sanayinin girdisi haline getirmek olmalıdır.
Çünkü gerçek zenginlik yalnızca doğal kaynağa sahip olmak değildir.
Gerçek zenginlik, o kaynağı bilgiye, teknolojiye ve yüksek katma değere dönüştürebilmektir.
Kırşehir’in Talebi Net Olmalı
Kırşehir’in talebi “Hiçbir maden çıkarılmasın” gibi basit bir slogan olmamalıdır.
Talep çok daha güçlü ve rasyonel olmalıdır:
Çıkarılan cevherin gerçek içeriği bağımsız biçimde belirlensin. Stratejik elementler şeffaf biçimde açıklansın. Mümkün olan işleme, ayrıştırma ve rafinasyon süreçleri Türkiye’de gerçekleştirilsin. Katma değer ülkemizde kalsın. Çevresel etkiler en düşük seviyeye indirilsin ve faaliyet sonrasındaki rehabilitasyon güçlü hukuki ve mali güvencelere bağlansın.
Çünkü mesele yalnızca altın değildir.
Mesele, milli servetin nasıl değerlendirildiği, kazancın kimde kaldığı ve gelecek nesillere nasıl bir Kırşehir bırakacağımızdır.
KIRŞEHİR'DEKİ MADEN RUHSAT SAHALARI :






