İTİBAR, PRESTİJ

Bu kadar yağcılık. Bu kadar işkence… Düşünmenin suç olduğu gerçeğinin altında diktatörlüğün ayak sesleri var. Monarşinin anlam kazanması var. Bugün bu ülke düşünceden kasten tutuklu. Hükmü NATO’mu verecek? Yoksa BOP’mu?

Gündem Yayın: 08 Temmuz 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 08.07.2026 23:20:00
Editör -
Okuma Süresi: 7 dk.
Google News

İTİBAR, PRESTİJ
Vatan kurtaran “Şabanlardan; Zübüklere...  Buradan Musa’nın hapishanesine” uzanan bu yolda kendisine kahraman arayan halk! Bu gidişat sadece açlıkla, yoklukla, yoksullukla değil, bağımsız yaşam mücadelesi içinde özgürlüğün. ‘Ben insanım’ demenin, tarikat esaretine, Yer Tanrılarının hükümranlığına başkaldırı gününde polis copu. Jandarma postalı hâkim kılındı.  Bağımsız olmaktı! Yine olmadı… Bizi biz yapan seçimlerimiz devlet şiddetiyle hâkim kılındılar.
Yoksulluğun üzeri milyonlarca liraya süslenmiş brandalarla örtüldü. 11 milyara özel havaalanı yapıldı. Temsil ağırlama giderler için 160 milyon dolar ayrıldı. Bu bir zenginlik midir? Dalkavukluk mudur? Bu şatafat ne uğruna yapılıyor. Yoksulluk diz boyu. İnsanlar Pazar artıklarıyla, çöp knteynir kalıntılarıyla besleniyorken. Polis protesto edenleri copluyor. Ters kelepçeliyor. Tekmeliyor. Bu polis aldığı emri yerine getiriyor. Emre veren nereden besleniyor. Maaşlarını NATO’mu ödüyor? 
NATO toplantıları bitecek iktidar prestij üzerine nutuklar atacak liboşlar ağızlarını köpürte, köpürte yağcılık üzerine methiyeler düzecekler. Muhalefet yalandan ağzını buruşturacak. Bunlar Kuvvai-Milliye olmak için kafalarındaki takkeleri çıkartıp yerine kalpak takacaklar. Eskimiş akıllar, eskimeyen tehlikeler bu kez daha apansız gelecek yurdum üzerine.
Bu kadar yağcılık. Bu kadar işkence… Düşünmenin suç olduğu gerçeğinin altında diktatörlüğün ayak sesleri var. Monarşinin anlam kazanması var. Bugün bu ülke düşünceden kasten tutuklu. Hükmü NATO’mu verecek? Yoksa BOP’mu?
Korku İklimi toplumda oto sansürün artmasına neden olurken, hukuk güvenliği ortadan kalktı. Bireylerin adalete ve yargı bağımsızlığına olan inancı bitti. Çoğulculuk Kaybı ile birlikte, farklı seslerin kısılması, toplumsal gelişimi ve inovasyonu durdurdu.
Uluslararası İtibar ve Gelişim:
Türkiye’yi ziyaret eden yabancı devlet başkanları Anıtkabiri ziyaret eder. Bu köklü bir devlet geleneğidir. Bu ziyaretler Türkiye Cumhuriyetinin kurucu değerlerine ve egemenliğine duyulan saygının bir sembolü olarak kabul edilir. Atatürk Türk Milleti için dürüstlük, bağımsızlık ve yüksek ahlaki değerlerin sembolüdür. Bu kutsal alanı ziyaret için kişinin bu değerlere sahip olması gerekir. Pedofili hastası, katil ve ahlaksız bir gerzek böyle bir ahlaka sahip değil. Gitmiş olsaydı o yüce makamı kirletirdi. 
Bu hastalıklı ahlaksızın ülkesini temsil eden Büyük elçiliği Atatürk Orman Çiftliği içinde yağmalanmış 36 dönüm içinde yer alıyor. Ankara’da başka yer kalmamış gibi bir kıyakta Amerika’ya böyle çekilmiştir. Saray’a çok yakın. Bu hibe ile Atatürk’ün mirasının korunması değil, ABD’nin prestiji önceliklenmiştir.
Yağcılıkta 1 numarayız. Yerimizi koruyalım. Safları sıklaştıralım…
04 Temmuz ABD’nin kuruluşu. Bu yıl 250nci yılını kutladılar. Tarih aynı. 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. 4 Temmuz 2026 Fatih sultan köprüsü Amerika renkleriyle aydınlatıldı. Müstemleke veya manda olmanın işareti değilse neyin nesidir. 
Yaşadığını zanneden bir ülke!
Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre, Dünya’da genel Sıralama: Türkiye, 143 ülke arasında 118. sırada yer alıyor. “Hükümet Yetkilerinin Sınırlandırılması” Yargı bağımsızlığı ve denetlenebilirlik açısından 135. sırada. Temel Haklar ve İfade Özgürlüğü: "Temel Haklar" (ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü dahil) alt kırılımın da Türkiye, 143 ülke arasında 133. Sırada. İtibar ve prestij yan yana! Eleştiriler bağlamında yazarlar, sanatçılar tutuklu… Ekonomi alanında 184 ülke arasında 111. sırada yer almaktadır. Yoksulluk ve prestij!
Bir tarafta Tam bağımsız ülke için canlarını verenler. Diğer yanda 413 Cezaevi yapanlar. Yarım milyon insanın tutuklu olması.
Amerika’dan bir Mektup.
"Sen binlerce kişinin katledilmesinden sorumlu olmak istemezsin, ben de Türk ekonomisini mahvetmek istemem ki bunu yaparım… Eğer Türkiye benim eşsiz ve emsalsiz bilgeliğimle sınırların dışında gördüğüm bir şey yaparsa, Türkiye ekonomisini tamamen mahveder ve yok ederim (daha önce yaptım!) Sert adamı oynama. Aptallık etme! Seni daha sonra arayacağım" Trump…
Çökmüş ekonomi. Şatafatlı ağırlamalar, karşılamalar. Yurttaşın içine itildiği işkence.
Bir tarafta “Teslim Alınmış” Olanlar. Diğer tarafta “Sisteme Boyun Eğmeyen Düşünceler ve Tepkiler”!
Bu ülkede insanlar ne kadar özgür. Ne kadar bağımsız? Bu ülke insanlarının protesto hakları yok. Daha ne olsun. 
Kasten! Bir Ülke Tutuklu… Adalet mekanizmasının fikirleri cezalandırmak için bilinçli bir araç olarak kullanıldığı artık alenen. Toplumun korku ve baskı ile entelektüel olarak hapsedilmesi düşünce özgürlüğünün artık ortadan kalktığı gerçeğidir. Demokrasiden bize ne diyenler. Bu fragmanı çok iyi izlemeli. Zira sonradan vizyona konulacak film daha çok can yakacak. 
Yaşatılanlar ve yaşayanlar ve izleyenler… Toplumsal duyarsızlık, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışının sonucudur. Demokrasi kaybının mutlak bir bedeli olacak bu bedeli eninde sonunda tolumun her katmanı bir şekilde ödeyecektir.
Birini hapsettiğinizde, susturulduğu zannedilir. Bu aslında susturmak değildir. Onu ikon haline getirmektir. Siyasi tarihsel bir paradokstur. Fikir önderlerini hapsetmek veya yok etmek, onların düşüncelerini öldürmez; aksine onları ölümsüzleştirir ve kitleler için birer simge (ikon) haline gelirler.
Güç odakları, baskı araçlarını (hukuk, medya, kolluk kuvvetleri) kullanarak toplumu sindirir. İnsanlar doğruyu bilseler bile, kendilerinin ve ailelerinin güvenliği için sessiz kalmayı seçerler. Bu durum, yanlış politikaların sorgulanmadan uygulanmasına yol açar.
Bilinçli Körlük başlar. Bireylerin veya grupların, kendi ideolojik çıkarları, konfor alanları ya da güç ortaklıkları bozulmasın diye gözlerinin önündeki adaletsizlikleri ve çöküşü görmezden gelmesidir. "Görürsem ses çıkarmak zorunda kalırım, ses çıkarırsam düzenim bozulur" mantığıdır.
Adamsendecilik ve Nemelazımcılık: Toplumsal bağların zayıflamasıyla oluşan aşırı bireyselleşmedir. Ortak geleceğe dair sorumluluk hissetmeme durumu, kurumların içinin boşaltılmasına göz yumulmasıyla sonuçlanır.
Kutuplaşma ve Kimlik Siyaseti, toplumu "biz ve onlar" olarak böldüğünde, kitleler kendi taraflarından olan yöneticilerin yaptığı en büyük hataları ve hukuksuzlukları bile "karşı tarafa koz vermemek" adına savunur hale gelir. Bu, ülkenin ortak aklını yok eder.
Bugün bu ülkede bunlar yaşanmaktadır.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.