İsyanı Olmayanın Erdemi Olmaz
Suskunluğun erdem sanıldığı, hukuksuzluğun normalleştirildiği, yoksulluğun kader diye dayatıldığı bir ülkede; adaletin, aklın ve vicdanın neden çöktüğüne dair sert bir yüzleşme.

İSYANI OLMAYANIN ERDEMİ OLMAZ…
Bugün ülkenin ve yaşayanlarının geldiği son. Halkın suskunluğudur... Totaliter iktidarın amacı insanları bir şeylere inandırmak değil, hiçbir şeye inanmayana kadar şüpheye düşürmeye çalışmaktır. Bugün Türkiye’yi yakanlar, yangına kulp arıyorlarsa, kavrulanlara değil, ateşe odun atan maşalara bakması gerekir.
Yaşam ağırlaştı. Hızla karanlığa göç halinde bir toplum geleceğini değil günü kurtarma derdine düşürüldü.
Bir çete lideri mahkemeye korumalar eşliğinde geliyor. Hâkim ve savcıların girdiği kapıdan giriyor, korumalarla aynı kapıdan çıkıp gidiyor. Bu ülkede bunun adı; “suçluyu korumaktır”.
Devlet tarikatlar arasında paylaşıldı. Bu ortaçağ artığı düşünceyle mücadele edeceğinden bahsetmeyen, tek bir cümle kurmayan bir muhalefet var.
Fakir fukara edebiyatı yaparak iktidar olanlar “utanmıyoruz” diyerek son noktayı koydu. Aynı cümleler kurarak meydanlara inen kendi iç kargaşasından kurtulamamış bir muhalefet; kendi maaşlarından söz etmiyor.
Bu memleketin başına ne geldiyse, kendi çıkarlarını milli çıkar diye yutturanları görmezden gelen suskunluğundandır.
Devlet kesesinden beslenen rant kanalının ana aktörleri ve bu aktörlerin siyasilere ve üst düzey bürokratlarına balya, balya dağıtılan komisyonları alanlar bu ülkeyi yönetiyorsa ve Emekli halen iktidarı devirmekten bahsediyorsa önce kendi kaypaklığını test edecek. Utanmayanlar ne dedi! “Biz garibanlar sayesinde iktidardayız”… Dedi mi. Dedi. Emeklinin kaypaklığı bu şekilde tespit edildiğine göre, emeklinin kaypaklığı ortada değil mi? Öyleyse sana biçilen yaşamı yaşayacaksın. Senin bu tutumun milyonlarca insanı etkilediğini bilmiyor musun?
Bir yanda yaşananlar, diğer yanda yaşananları seyredenler. Bir ülkede zenginin köpeğine aldığı sütü, yoksul; çocuğuna alamıyorsa. Adalet yoktur.
Milletin paralarını gasp eden bir iktidar var. Birde bu iktidarı avuçları patlayıncaya kadar alkışlayanlarla, muhalefet meydanların da ana avrat sövenler! Aynı kişiler.
22 yılda; Türkiye’de Nepotizm; ‘akrabacılık, ayrımcılık, kayırmacılık’ anlayışıyla tanıştı.
22 yılda; Türkiye’de Klientalizimcilik; müştericilik, seçmenleri müşteri gibi görme alışkanlığı ile tanıştı.
22 yılda; Türkiye’de Kroni Kapitalizm; çürümüşlük, ahbap çavuş ilişkisi içinde oğul, kız, yeğen, kardeş, akraba ve bunların yakınlarıyla kurulmuş ilişkiler içinde, kamu görevlileri ile yapılan çarpık ve gayri ahlaki ilişkiler içinde kamu kaynaklarının alabildiğince hatta vahşice kullanımı, paylaşımı, aktarılması. İhaleler verilmesi, vergi borçlarının silinmesi, borçların sıfır faizle ötelenmesi milli para politikası oldu.
Düşüncelere pranga vurduran, zindanlara gönderen, üniversite kapılarına kelepçe taktıran ve bu toprakları vatan diye kabullenmemiş bir yığın varsa, bu yığın toplumsallaşmamış sürüdür. Çünkü tüm yaşanan olumsuzlukların her biri isyanı gerektirir. Suskun kalmak erdemsizliktir. Erdemli toplumlar başkaldıran toplumlardır.
Roma yanarken, halk çığlık çığlığaydı. çığlıkları duymayan Neron sarayında keman çalıyordu…
İnsanlar düşünmeyi bıraktıklarında ne olacağını, nerelere sürükleneceklerini bilmiyorlar. Kötüleştiklerinde değil, inandıklarında değil, gerçeği yalandan ayırt etmeyi bıraktıklarında köle olmayı kabullenmiş olacaklar.
Eğitimli ve kültürlü bir halkın nasıl karanlığa gömüldüklerinde, kendilerini emperyalist devletlerin ahır uşaklarının yönettiğini, din safsatası içinde yoğrulmuş Taliban uşaklarının yalanlarıyla avuttuğunu anladıklarında zaman çok geçmiş olacak.
İnsanlar gerçeği umursamayı bıraktıkları an, önemli olan her şeyi kaybetmekle kalmayacaklar! Milliyetsiz kalmanın başlarına nasıl bir dert sardığını anladıklarında geri dönüşü olmayan yola çocuklarını da sokmuş olacaklar. Bu topraklarda olumsuzlukların farkında olmayan toplum çoğunluğun karanlığına tepilmesinde rol üstlenmiş gibiler.
“Türkiye Cumhuriyetini ‘Hukuk Devleti’ olmaktan çıkartıp; ‘Bir korku imparatorluğu haline getirmek isteyenler, iktidar” Vural Savaş
İçini dökmek üzüntünü ve sinirini boşaltmak. Mesela biri gelip sana ülkemdeki yolsuzluğa hukuksuzluğa çok üzülüyorum dese. Masumlar yerden yere vurulurken suçluların baş tacı edilmesine ailelerin evlatlarının eşlerinin rehin tutulmasına yıllar yılı başkanlık yapmış birinin bile halkı değil kendini düşünmesine gizli ortaklıklara kadınların çocukların gençlerin artık sokakta rahat yürüyememesine çok üzülüyorum. Kahroluyorum. Bu konuşmamın sonunda sana içimi dökmeye ihtiyacım vardı. Dese!
Öte yandan ülkenize 17 milyon mülteci doldurularak demograf yapınız değiştiriliyor farkında mısınız? Ülkenizde rant sahipleri daha cesur daha aktif ve de daha öfkeli daha kontrolsüz daha patavatsız olmuşsa seni yönetenler açtı ağzını yumdu gözünü dediklerinde sen değil ben üzülüyorum dese!
Bir arkadaşınıza git artık bizden aldığın çaldığın yetmedi etmediğin hakaret kalmadı. Dinimize, milliyetimize ismimize yediğimize, içtiğimize giydiğimize her şeyimize yaşamımıza karıştın mutlak bir laf ettin. Defalarca seni istemiyoruz dedik. Yeni gelen arkadaşımıza bin bir türlü iftira attın. Güzel olan her şeye karşısın. Bizim varlığımıza da karşısın. Lütfen biraz yüzün olsun git artık. Her şeyi çok uzun süredir içinde tutuyordun. Siz olun yol arkadaşlarınızı iyi seçin.
“Düşünmek zor zanaattır. Bu yüzden çoğu insan sürüyü takip eder”. Zarl Gustav Jung
Kullan at siyasetin aktörleri; fırsatçıdırlar. Zamanın darlığını bilirler ve devletin malına çökerler. Doğayı katlederler. Dinleri sahtedir. Milliyetçilikleri sahtedir. Hem dini, hem de milliyetçiliği cehaletin üstünde baskı olarak kullanırlar. Halk kendine pay alamayınca yoksulluğa “kader” der. Talan ve vurgunun başoyuncusu planlayıcısı hep araka planda kalır. Vurgun ve talan sağcı düşüncenin ana gövdesindeki akıldır.
‘Suriye’yi ayağa kaldıracağız”… Recep Tayyip Erdoğan… Zatıâlileri Suriye Cumhurbaşkanımı! AKP Genel Başkanımı. Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımı? Türkiye’de yoksulun ekmeğine, yaşamına ortak edilip istisnai vatandaş ilan edilip besiye çekilen Suriyeliler yetmedi. Suriyelilere Suriye topraklarında yapılan 250 bin konut, okullar, hastaneler bedava verilen elektrikler. Şimdi doğalgaz verilecekmiş! Emekliler. Garibanlar daha beteri sizi bekliyor. Farkındamısınız?
‘Farkında mısınız? Adamlar bizim ödediğimiz vergileri, alın terimizi gözümüzün içine bakarak çatır, çatır yiyip hem mültecilere yani işgalcilere dağıtıyorlar, hem Ortadoğu ülkelerine gönderiyor, hem de ABD de mal mülk satın alıyorlar… Bizde sadece izliyoruz hamdolsun… Bu kadar salak bir millet nasıl olduk’? Haluk Bilginer.






