BU ÜLKEDE 100 YILDIR DEMOKRASİ ANLATILIR.
Toplum henüz etkilenmediği değişimleri hissetmiyor. Ülkede bilinçli bir yıkım uygulanıyor. Dışa yansımaları da geçici olağan olarak görüyor. Aktörleri artık o kadar açık, net ve şeffaflar ki! Toplumsalduyarlık sadece “ekonomik” ritüellere dayandı.

BU ÜLKEDE 100 YILDIR DEMOKRASİ ANLATILIR.
Bu ülkeyi Ulus Devlet kimliğinden arındırmak, Siyasal İslam aracılığıyla Araplaştırma. Arap
olmayan bir bölgede Arap olmayan nüfusa sahiplenmek, Arap dilini kutsallaştırarak, Arap
kültürüne ve Arap kimliğine uydurma tarihsel evreler yaratıp, dinsel ritüelleri dayatmak ve
dayatmanın zorlanması asla kabul edilemez. Bu hâl önlenemez bir kaosun kapısını aralar.
Tüm bu dayatmalar sistematik olarak yapılıyor ve yaygınlaştırılıyor. Bu işin baş aktörü yobaz ağırlama
merkezine dönüşmüş Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yapılıyor.
Körfez (özellikle Katar) Araplarının Türkiye’deki nüfuz, yatırım ve faaliyetleri, mevcut iktidarın eliyle
Araplaştırma projesi ve Suriyelilerin mevcudiyetinden bile daha kritik bir rol oynamaktadır.
Kolonizasyonun en basit veçhesi olan kitlesel turizmden kaynaklı mekânsal dönüşüme dönüşüyor.
Türkiye hızla Araplaşıyor. İstanbul’un özellikle göreceli semtleri ve Sapanca’dan, Mudurnu’dan Doğu
Karadeniz’in yaylalarına kadar uzanan bir coğrafyada kalıcı değişimler gerçekleşmeye başladı. Neden
bu kadar suskunuz! Bu bir devlet aklı olamaz. Doğrudan doğruya planlı olarak etnik bir kültürün ülkeye
yığılması hareketidir.
Toplum henüz etkilenmediği değişimleri hissetmiyor. Ülkede bilinçli bir yıkım uygulanıyor. Dışa
yansımaları da geçici olağan olarak görüyor. Aktörleri artık o kadar açık, net ve şeffaflar ki! Toplumsal
duyarlık sadece “ekonomik” ritüellere dayandı. Yıkım hızla sürdürülüyor.
Laikliği savunmak suç olamaz. Asıl savunmamak Anayasaya karşı gelmektir.
Laik bir devlet, resmi olarak belli bir dini kabul ettiğini belirtemez. Anayasasında böyle bir kabule yer
veremez. Bu tür bir durumun gerçekleşmesi halinde, o devlet tarafından din ve inanç hürriyeti tanınmış
ve güvence altına alınmış sayılamaz. Anayasada belirlenmiş resmi bir dini olmayan devlet, belli bir
dinin kurallarını vatandaşlarına benimsetmek için faaliyette bulunamayacağı gibi zorlayıcı tedbirler de
alamaz.
Milli Eğitim bakanı olan kimlilk, Laikliği savunanlar hakkında dava açıyor. Oysa laiklik hukuk sistemini
de koruyan en önemli unsurdur. Adım, adım çember daralıyor. Bu işi bugün yargı, yarın silahla
yapmayacaklarının güvencesi yok.
Önce Anayasa; Anayasa bir devletin en üst yasasıdır. Anayasalarımızda da Türkiye Cumhuriyeti’nin
temel değerleri açık ya da dolaylı bir şekilde yer almıştır. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluş felsefesini ve politik geçmişini yansıtan 1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında laiklik ilkesi
ilk dört madde içinde yer almıştır.
Anayasa, bir devletin temel kuruluşunu, örgütlenişini, yönetim biçimini, organlarını, bu organların
birbirleri ile olan ilişkilerini, bireylerin devlete karşı, devletin de bireylere karşı olan hak ve görevlerini
düzenleyen, öbür yasalardan daha temelli, daha geniş kapsamlı, onlara kaynaklık eden en üstün yasa
anlamına gelmektedir. Anayasa bir milletin milliyeti, dili, dini ve vatan bütünlüğünün kilididir.
Anayasayı en tepeden aşağıya hiç kimse çiğneyemez. “Bir kere çiğnenmekten bir şey olmaz”
diyenden, “İki ayyaşın yaptığı anayasa oluyor da, bizim yaptığımız niye olmuyor”! Diyemez. Bu
Türk milletine hakarettir. Düpedüz yasa tanımamaktır. Burada kastedilen, devletin belli bir dine
üstünlük tanımaması, onun kurallarını kanunlar ve diğer devlet işlemleri yoluyla vatandaşlarına
uygulatmaya çalışma girişimleridir.
Anayasadan Laikliği çıkartırsanız ortada Türkiye kalmaz. Afganistan, Bangaldeş, Pakistan, BEA, Sudi
Arabistan, İran, Irak, Suriye, Yemen, Katar, Kuveyt, Tunus, Cezayir, Somali ve benzerleri kalır. Neden
Bir Fransa, İngiltere, İsveç olmak için gayretimiz yok! Neden Arap gibi yaşama dönük duruyoruz.
Tembel, üretmeyen, hırsız ve namussuz bir toplum olan Arapların neresine özenilir?
Yönetenlerin saltanatı için çırpınan bir avuç şerefsizin oyuncağı olmak, halkın erkek, kadın ve
çocuklarının köleleştirilmeleri hangi aklın ürünü olabilir.
Anayasasında belli bir dine üstünlük tanıyan, örneğin bir dinin veya mezhebin ismini zikreden, devlet
başkanlarının, yasama organı üyelerinin yeminlerinde bu dine atıfta bulunan uygulamalar yapılıyorsa
laik yapının bir tarafı kadüktür. Aşındırma buradan başlamıştır.
Çıkar odaklı kurgulanmış toplumlarda referans dindir! Özgür çağdaş, bağımsız bir ülkede birey
olmak. Nasıl anlatılır? Nasıl örneklenir? 100 yıldır aşındırılan yurttaşlık ve bu bilince
ulaşamamış topluma hiçbir şey anlatamazsınız.
Bu konjektör üzerinden 100 yıldır bedel ödemiş, ödemeye devam eden şairler, ozanlar gazeteciler
siyaset bilimcileri akademisyenler entelektüeller var. Aydınlanmanın en önemli argümanı laikliği ağzına
almaktan korkan “oy kaybederim” kaygısına düşmüş bir muhalefetin varlığıdır.
Laik devletin belli bir dini, belli bir mezhebi olamaz. Laik devlet, belli bir dinsel inancı savunamaz,
yayamaz, onu mali yardımla destekleyemez; dinsel inanç sahibi yurttaşlar ile belli bir dinsel inancı
olmayan yurttaşlar arasında ayırım yapamaz; herhangi bir dinsel inancı ya da inançsızlığı
yasaklayamaz, yasal hak ve özgürlüklerden dışlayamaz. Herhangi bir dinsel inanca veya inançsızlığa
karşı başka kişiler ya da gruplar tarafından yöneltilen baskı ve şiddeti önlemek, laik devletin görevidir.
Laik bir devlette hiç kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini din kurallarına
dayandırmak ya da kişisel çıkar ve nüfuz elde etmek için din duygularını ve dinen kutsal sayılan şeyleri
sömüremez ve kötüye kullanamaz. Laik bir düzende dinsel kişi ve kurumlar devlet işlerine, dünyevi
alana ve de yurttaşların düşünce ve inanç özgürlüklerini ve yaşam biçimlerini kısıtlayıp engelleyecek
biçimde özel hayata müdahale edemez.
Laik devlette hukuk düzeni, dinsel dogmaları referans alamaz; tüm yurttaşların yasa önündeki eşitliğini
ortadan kaldıran din kaynaklı hukuksal düzenlemeler yapılamaz.
Laik bir devlette eğitim, dinsel inançlara ve yöntemlere göre değil, bilimsel bilgi ve bulguları esas alan,
evrensel gelişim ve değişimleri izleyen ve yurttaşların maddi ve manevi nitelikteki dünyevi
gereksinimlerini karşılamayı amaçlayan bir anlayışla örgütlenir.
Laik bir toplumda kişiler dinsel inancı ya da inançsızlığı nedeniyle kınanamaz; din buyruklarını yerine
getirdiği ya da getirmediği gerekçesiyle suçlanamaz; her yurttaş eşit biçimde inanç, düşünce ve vicdan
özgürlüğüne sahiptir.
Laiklik dinsel inanç karşıtlığı ve dinsizlik olmadığı gibi, dinsel inançsızlığın doğrudan karşıtı veya
yandaşı da değildir. Laikliğin esasını oluşturan ‘din ile devletin birbirinden ayrılması’ kuralı, din
alanında isteyenin her istediğini dinsel inanç kisvesi altında serbestçe yapabilmesi anlamına gelecek
şekilde yorumlanamaz. Bu durumda laik devletin, kişi hak ve özgürlüklerini güvenceye alan hukuk
düzenini korumak üzere ve yasalara uygun biçimde müdahale hakkı vardır.
Dinlerin beslendiği en önemli kaynak korkudur! Korkuyu besleyen her sistem dinsel grupların dostu
olmuştur ve olmaya devam edecektir. Özgür düşünce ve birey ancak korkunun yokluğuyla var olabilir.
Özgür düşünce ve birey laikliğin de teminatı niteliğindedir. Buda ancak korkunun ortadan
kaldırılmasıyla mümkündür.
Bu millet demokrasiyi nasıl algılar biliyor musunuz? Sadece lafügüzaf olarak. Bunu ben bu ülkeyi çok
daha iyi yönetirim diyebilen siyaset aktörlerine teslim eder. Benim oyum dağdaki çobanla aynı
olamazın altında yatan sıkıntı budur.
Kim ne düşünür, ne hisseder, neyin hesabını yapar. Beklentisi nedir? Anlamak mümkün değil. Bundan
daha net bir karanlık olmaz. Oysa her kurumun meslek yapısıyla bağlı olduğu etik kurallar vardır. Bu
kurallar evrenseldir. Bu kurallara Eğitim, Yargı, Kolluk güçleri, Ordu… Bu birimleri yönetenler ve
mensupları bu kurallara uymak mecburiyetindedir. Bu kural Anayasal mecburiyettir.
Ülkede gazeteciler akademisyenler, sanatçılar, entelektüeller, öğrenciler bedel ödeyecek. Meydanlara
çıkan, Özgür özel “laikçiliğe” dair bir tek cümle kurmayacak. Din mi devleti, devlet mi dini yönetecek
cümlesini kuramayan Özgür Özel iktidar olacak. Veya Erdoğan iktidarını sürdürsün, o aşındırsın biz
onarırız amacı içinde mi? Bilmiyorum. Bu suskunluktur “muhalefetin” muhalefet tuhaf bir biçimidir.
Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesinin ana nedeni, apansızlığı muhalefetin varlığıdır… Muhalefet için
neden “Atanmış” deniliyor!
Bugün Hamaset ile yönetilen kandırılan, halkın, muhalefetin aynı dil ile ülkeyi yönetmeye talip
olmasının bir değişim olmadığı gerçektir.
“Yıl 2026 laiklik her gün biraz daha aşındırılıyor. Ekonomiden eğitime, anayasaya aykırı biçimde devlet
dinselleştiriliyor. Ülke tarikatların, cemaatlerin oyun alanına dönüştürüldü. Laik cumhuriyete meydan
okuyan din adamları, dini siyasete alet eden siyasiler; ağır bir din istismarı… Türkiye bunu hak
etmiyor". Sinan meydan.
Laiklik en genel tanımıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devletin dinler karşısında tarafsız
olması, siyasi düzenin dinden değil, akıl ve bilime dayanan beşeri iradeden kaynaklanması anlamına
gelir.
Türkiye’de laiklik, cumhuriyetin değişmez bir niteliği ve özel öneme sahip olan ilkesidir. Ülkemizdeki
uygulanma biçimiyle laiklik, hem hukuksal boyutta, hem de toplumsal alanda sonu gelmeyen siyasi ve
toplumsal tartışmalara konu olmamalıdır.






