ADALET; GÜÇ VE PARAYA GÖRE İŞLİYORSA, İNSAN GÜCE TAPACAKTIR…
Adalet; bir zamanlar bu ülkede hem kişisel hem toplumsal ahlâkın merkezinde erdem, insanın bütün davranışlarına yön veren temel ilke olarak görülürdü.

ADALET; GÜÇ VE PARAYA GÖRE İŞLİYORSA, İNSAN GÜCE TAPACAKTIR…
Adalet; bir zamanlar bu ülkede hem kişisel hem toplumsal ahlâkın merkezinde erdem, insanın bütün davranışlarına yön veren temel ilke olarak görülürdü. Bugün haklı olanı güçlü kılamadığımız için, güçlü olanı haklı kılan bir yargıya sahibiz. Korkunun temeli karanlıklar değil, ucu görünmeyen tünellerde kaybolmaktır.
Parti devleti değiliz diyorlar!
Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı… Parti Yasama, Yürütme ve Yargıda tam etkin.
İl Sağlık Müdüründen bir saatte Sağlık Bakanı.
Savcıdan bir günde Adalet bakanı.
Genelkurmay Başkanından 1 günde Milli Savunma Bakanı.
Rektörden bir günde Milli Eğitim Bakanı.
Belçika vatandaşından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı.
İngiliz’den Maliye Bakanı.
Güreşçiden Bankacı,
Hayvanat Bahçesi Müdüründen TUBİTAK Genel Müdürü.
Hırsızlardan ve İmamlardan Büyükelçi ve Ateşe… Tanım ve tarifleriyle parti devletinin kısaca özeti budur.
Adalet ülkede zulme dönüşen bir güç haline gelmiş ise, adaleti olmayan güç zalimdir, gücü olmayan adalet ise acizdir. Adalet güçlünün çıkarına göre işlediğinde, toplumda huzur ve güven kalmaz. Bugün yaşamda hukukun üstünlüğünü arıyorsak. Sokaklarda insanlar “hak, hukuk adalet” diye ünlüyorsa düşünmek gerekir. Nereye gidiyoruz?
Beşeri Adalet; ya da İlahi Adalet. Beşeri adalet hukuksal kavramın dışına çıkmış üstünlüğü, üstünlere devretmiş ise, İlahi Adalet tecellisi ile avunmak nasıl bir çözüm getirecektir?
Hırsızı hukuk değil, siyasetçi aklıyorsa adalet yoktur. Hiç kimse dokunulmaz değildir.
Bu ülkede avukatlar ve savcılar eliyle para karşılığı tutuklananları salıvermek üzere dava borsaları kuruluyor. Birtakım vaatlerle “gizli tanık” yalan ve iftira gerekçelendiriliyorsa. Öte yanda, Saray’ı ve iktidarı eleştirmeye kalkan, kendisini polisin, savcının karşısında buluyorsa! Düşünce özgürlüğünün sadece Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ile belirlenmesi normal midir?
Her kesimden herkes, her şeye dokunulabiliyorsa! Genel anlayışın içinde olan insanca, insan gibi yaşamın ana faktörü olarak değerlendirilen “Devlet Aklını”n kuram ve kurallarını bizde eleştirelim. Bu millet için olmazsa olmazlarından olan değerleri eleştirilebiliyor ise Hukukta, Yargıda eleştirilmeli. Adalet için bu ülkede “Hükümsüzdür.” Denilmeye başlanmışsa birileri başını ellerinin arasına alması gerekmez mi? Biz iktidarız diyerek bir keyfiyetler ülkesi yaratılıyorsa bu halk olası kaoslara gebe bırakılmıştır... Demektir.
Bu ülkede suç işleyenler neden ceza almıyor? Bunca yıldır çocukları, kadınları, hayvanları, doğayı katledenler neden cezalandırılmıyor. Çevreye kamu malına zarar verenlere neden hak ettikleri cezalar verilmiyor? Veya derinlemesine araştırma neden yapılmıyor? Olaylar olup bittikten sonra önlem alınsa ne olur, alınmasa ne olur. Bu ülkede 50 bin kişinin katiline “umut hakkı” isteyen siyasetçinin yönettiği devletten çıksa, çıksa ne çıkar?
Adaletin güce ve paraya hizmet aparatı haline dönüşmesi, adalet sisteminin yozlaştığını ve temel işlevini yitirdiğini gösteren yapısal bir sorundur. Zulme dönüşen, Adaleti olmayan güç zalimdir. Gücü olmayan adalet ise acizdir. Adalet güçlünün çıkarına göre işlediğinde, toplumda huzur ve güven kalmaz. Toplum güven endeksinde yargı alt sıralarda yer alıyorsa. Bu gösterge normal değildir.
Adaletsizliğin Hâkimiyeti; Adaletin para ve güce bakması, haklının değil güçlünün haklı sayılmasına yol açar. Böylelikle Yasalara Karşı Güvensizlik; Modern hukuk sistemlerinde "eşitlik" ilkesi güç odakları karşısında kırılganlaşır ve bu durum hukuka olan güveni de sarsar.
Adaletin güce ve paraya hizmet aparatı olması beraberinde toplumsal çürümenin mülkün (devletin) temeli ve kâinatın nizamında da gözükür. Adaletin olmadığı yerde sadece ahlaki çöküş değil, liyakatsizlik de baş gösterir. Liyakatten artık söz eden yok. Toplum liyakatsizliğin aparatı haline dönüşür. Açıkça adaletin güçlünün işine gelen bir mekanizmaya dönüşmesi, "güçlü olanın haklı olduğu" bir toplumsal düzeni yaratır.
Her gerçek inkâr edildiğinde, her yalan kanıt ‘haklı’ olduğunda, gerçek gücünü kaybeder. Ve bununla birlikte adalet, ahlak ve onur da yok olur.
Tükeniş tanklarla değil, düşüncelerimizin yavaş yavaş aşınmasıyla oluşur. Alışmış olmamak için öncelikle şerefsizlerin eline verdiğiniz zincirlerine bakacaksınız. Boynunuza takılan tasmanın ucundaki halkayı tutan ele, bu ele hükmeden diğer o… çocuklarına bakacaksın. Zincirleri kırmanın bedeli ağırlaşabilir. Ha ölü gibi yaşamak, ya da geberip toprak olmak. Ne farkı var. Birinde onursuzluğun örneği, diğerinde humus olmak var.
Herkes yalan söylüyor olabilir mi! ‘yargı gücünün yok oluşu’ denildiğinde bu yok oluş herhangi bir propagandadan daha tehlikeli değil midir?
Beşeri Adalet kişisel çıkarların güçle birleşmesi olarak bireylerin erişim alanının dışına, siyasi iktidarın çıkarlarını koruyacak kollayacak boyutta yorumlanıyor ve hukuksal terimler ahlaksızlığı savunur hale geliyor ve getiriliyorsa, çaresizlik içinde kalan müşteki hiçbir şey elde edemeyeceğini bildiği ilahi adalete sığınıyor. Avutma kandırma soyma, çalma hırsızlık güç Tanrısallaşıyor. İlahi adalet bir kavram olarak camilerden, tekkelerden zaviyelerden çıkıyor. Bu düşünce kime hizmet ediyor? Bu adalet kimlere dağıtılıyor derseniz din soslu ahlaksız siyasal İslamcılarla, kurumsallaşmış yobazların holdinglerine.
Ekonomiye müdahale kapasitesine, ya da modern hukukun bürokratik ve kurumsal mekanizmasına itilmiş gerçeğini kimse inkâr edemez. Adalet böyle olmaz. Adalet Çağdaş hukukun şifresidir. Bazılarının elinde kirlenir. Bazıların oyuncağı olursa kilitlenir.
Cevap çok basit ve açık. Ne vicdanla, nede adalet sisteminin çökmesiyle ilgisi var. Aslında hepimizin maruz kaldığı şey dolaylı devlet şiddeti. Devletin hedef aldığı topluluklara direkt olarak şiddet uygulamasa da failini cezalandırılmayarak ya da caydırıcı mekanizmalar kurmayarak şiddeti dolaylı yoldan teşvik etmesi veya “korkma! Arkanda ben varım” mesajı vermesi değil midir? Bu yaklaşıma inanmasan bile alışmanı sağlar. Sen mi düzelteceksin lakırdısı anlam kazanmamalı. Toplumsal refleks hareket etmeli ki değişim gözüksün.
Konu böyleyse vatandaş mal ve can güvenliğini korumak ve savunmakla görevlendirdiği kolluk güçlerine ve yargıya neden onlarca para maaş olarak ödesin. Bu ülkenin tek derdi toplumsal olaylar mı? Bu kişilere ve kişilerin malına yönelik yapılan bireysel ahlaksızlıkları kim önleyecek?
Cezai Ehliyet, Hukuk bu anlayış içinde suç işleyeni koruyor! Bebek katillerinin serbestçe dolaştığı, tek bir cana kıymamış insanları tutsak edildiği ülke hukuk ülkesi değildir. Sessiz kalarak bunca zulme ortak olanların inşa ettiği bu düzen adalet ile insanlığın çöküşüdür.
İçeride hukuk yoksa demokrasi yoksa! Adalet aramak beyhude. Bugün yaşananlar insanın kendi eliyle inşa ettiği adaletsizliğin bedelidir, sonuçta.






