SOFRAMIZDA KALAN SON TUZ. “ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ”!

"Haklarını kaybeden toplumlar önce sesini, sonra özgürlüğünü, en sonunda da geleceğini kaybeder."

Yayın: 08 Haziran 2026 - Pazartesi - Güncelleme: 08.06.2026 23:42:00
Editör -
Okuma Süresi: 7 dk.
Google News

SOFRAMIZDA KALAN SON TUZ. “ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ”!
Sistematik olarak her şeyimizi elimizden aldılar. Elimizde kalan son yaşam skalamız “Özgürlük”… 
Toplumlarda demokratik bilincin zayıflaması ve baskıcı yönetim biçimlerine karşı kayıtsız kalınması, tarihsel olarak toplumların özgürlüklerini, adalet sistemlerini ve toplumsal refahlarını kaybetmeleriyle sonuçlanır. Siyaset bilimi ve yakın tarih, otoriter ya da diktatöryal eğilimlerin farkında olmayan veya bunlara karşı sessiz kalan toplumların karşılaştığı felaketleri net şekilde ortaya koyan örneklerle doludur.
Toplumların bu tür yönetimsel dönüşümlere karşı "bir haber" yani duyarsız veya bilgisiz kalmasının yol açtığı temel sonuçlar insandan çalınan en kıymetli hazine; düşünme ve yaşamsal özgürlüğünün elinden alınmasıdır.
Fark edilmeyen Kurumsal Yıkım ve Hak Kayıpları!
Hukukun Üstünlüğünde erozyon… Baskıcı rejimler ilk olarak yargı bağımsızlığını ve denetleme mekanizmalarını ortadan kaldırdılar. Toplum durumun farkına vardığında, elinde haklarını arayabileceği yasal bir merci artık yoktur. 
İfade Özgürlüğünün suç olması korku ve yok Olması! Medyanın, akademinin ve sivil toplumun susturulması sürecine sessiz kalınması, toplumun kendi sesini ve gerçek bilgiye ulaşma kanallarını kaybetmesine yol açar. Bu çöküşün ilk hareketi, özgürlüğün teslim alınmasına atılan ilk işaret fişeğidir.
Düşünceyi ortadan kaldıran, ekonomik ve toplumsal Çöküş başladığında her şey elden çıkartılacağının temel noktasıdır.
Ekonomik İstikrarsızlık: Liyakat yerine sadakatin ön plana çıktığı, şeffaflığın olmadığı otokratik yönetimlerde yolsuzluk artar, ekonomik kaynaklar hızla tükenir ve geniş kitleler yoksulluğa sürüklenir. Toplumsal Kutuplaşmalar başlar. Bu tür rejimler varlıklarını sürdürebilmek için toplumu "biz ve onlar" şeklinde bölerek kutuplaştırır. Bu durum, iç huzurun ve toplumsal barışın tamamen yok olmasıyla sonuçlanır.
Tarihsel Örnekler görmeyen, geçmişini okuyamayan adam sendeciliğin sonucu demokrasinin Kademeli Aşındıracaktır. Tarih, diktatörlüklerin her zaman bir gecede kurulmadığını; çoğunlukla demokratik boşluklardan faydalanarak, adım, adım ve toplumun algı sınırlarını esneterek inşa edildiğini gösterir (Örn: 20. yüzyıl Avrupa totaliter rejimleri).
Aslında Vatandaşlık Sorumluluğu en büyük güçtür.Siyaset felsefecisi Hannah Arendt'in vurguladığı gibi, kötülüğün ve baskının yayılması genellikle toplumun büyük kısmının düşünmemesinden, sorgulamamasından ve "kendisine verilen görevini yapmaktan başka hiç bir şey düşünmeyen" duyarsız, Tasmalanmış bireylere dönüşmesinden kaynaklanır.
Bir toplumun siyasi süreçlere, hak ihlallerine ve güç temerküzüne karşı uyanık, sorgulayıcı ve katılımcı olması, geleceğini korumasının en temel şartıdır. Duyarsızlık ve bilgisizlik, baskıcı yapıların kurumsallaşmasına zemin hazırlayarak kaçınılmaz toplumsal felaketleri beraberinde getirir.
Darbe! Ya da darbe severlik! Ne fark eder? Cunta veya diktatör…   
Darbe! Ya da darbe severlik! Ne fark eder? Ha Cunta; ha Diktatör… Birisi geçicidir. Diğeri kalıcıdır. Hiçbiri sonsuz değildir. Geçici olanlar yıl dönümlerinde hatırlanır. Genelde tamamı sorunludur. Bir kısmı rezili rüsvalığı hatta ölümü yaşar, aydınlık günleri görmez. Diğeri kuşaklar üzerinde etkili ve kalıcı olur. Kalıcı olan toplumsal yıkımdır.
Darbe, cunta veya diktatörlük gibi yönetim biçimlerinin tümü, meşruiyetini halktan almayan ve toplumsal hafızada derin yaralar açan baskıcı rejimlerdir. İster geçici bir askeri müdahale (cunta) ister tek bir kişinin uzun süreli yönetimi (diktatörlük) olsun, her iki yapı da özgürlükleri kısıtlar ve hukukun üstünlüğünü yok eder. Bugüb yaşananlarla arasında bir benzerlik ağı kurabiliyor musunuz. Toplumun en küçüğünden en büyüğüne. En alçağından, en namuslusuna doğru açılan ve kapatılanlar kapıları düşünebiliyor musunuz? 
Toplumun hayat fişi olan tam bağımsızlığının ortadan kaldırılması. Özgürlüğün yok edilmesi aptal toplumların kaderi değil. Bilinçli olarak yok edilmesinin temel ilkesidir.
Cuntalar genellikle ara dönem hükümetleri kurarak yönetimi sivillere devretme iddiasıyla gelir ancak geride bıraktıkları vesayet sistemi kalıcı olur. Diktatörlükler ise liderin ömrü ya da gücü yettiği sürece sistemi tamamen kendi tekellerinde tutmayı amaçlar.
Toplumsal Hafıza: Geçici askeri müdahaleler genellikle yapıldıkları tarihlerin yıl dönümlerinde (örneğin Türkiye'deki 27 Mayıs, 12 Mart veya 12 Eylül gibi) acı hatıralarla anılır. Diktatörlükler ise eğitimden hukuka kadar tüm devlet mekanizmasını dönüştürdüğü için kuşaklar boyu süren zihniyet değişimlerine yol açar.
Tarih, baskıcı liderlerin ve cunta rejimlerinin aktörlerinin çoğunlukla yargılandığını, sürgüne gönderildiğini ya da toplumsal nefretle hatırlanarak trajik sonlarla karşılaştığını gösterir. Kısaca alkışlayan ağız dolusu küfreder. Bu anlayışın toplumun erozyonudur. Adlandırma ne olursa olsun antidemokratik her girişim toplumsal ilerlemenin önündeki en büyük engeldir.
Sonuçta 25 yıldır ülkede uygulanan yıkım politikalarına bir bakın. Ülkeyi hangi adımlarla bir felakete sürükleyerek Ortadoğu çöplüğüne çevirdiler. Toplumun büyük bir kesimi yaşayan ölüye döndü.  Toplum kendisini çöplüğe çeviren bir iktidarı neden çeyrek asırdır tepesinde taşır. Akıllı toplumlar her 5 yılda iktidarları değiştiren demokrasiye hâkim toplumlardır. 
Hiç bitmeyen enflasyon hikâyeleri. Toplumun alçıla imtihanı ve baskılanarak zapturapt altına alınması. Korkunun yarattığı bir sitemle akıl almaz servet transferlerinin artık alenen açıktan yapılarak halkın yaşam damarlarının kopartılması diktatörlüğün açık ara yönetim biçimi göstergesi değilmidir.
Popülist yardımlar ve "halkın iktidarı" söylemiyle kurumların içini boşaltıldı. Halk, yargı bağımsızlığının yok edilmesini ve liyakat sisteminin çöküşünü, kendilerine dağıtılan kısa vadeli sosyal yardımların etkisiyle başlangıçta coşkuyla karşıladı ya da görmezden geldi. Gerçek uyandıklarında ise ellerinde ne işleyen bir ekonomi ne de ses çıkarabilecekleri demokratik bir mekanizma kalmıştı. Bu cümlelerin işaret ettiği yönetim biçimi topyekûn teslim alınmış bir toplumun yönetilme biçimidir.
Kısaca Monarşi. Soframızda kalan tek şey. Tuzunuz.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.