Konu: Hans ile Hasan.Terazi Masalı
1. ve 2. Dünya savaṣlarını yaṣayan Dede Hans oğluna ve torunu Hans'a fabrikalar, teknoloji, ilim, bilim, sağlam eğitim ve üretken beyin gücü, güçlü ekonomi ve hukuk sistemi, sosyal güvenlik sigortası bıraktı.

1. ve 2. Dünya savaşlarını yaşayan Dede Hans oğluna ve torunu Hans’a fabrikalar, teknoloji, ilim, bilim, sağlam eğitim ve üretken beyin gücü, güçlü ekonomi ve hukuk sistemi, sosyal güvenlik sigortası bıraktı. Milyonlarca Hans savaşlarda öldü ve gaziler verdiler…
1945 de sona eren 2. Dünya savaşından sonra Hans kendini ve ülkesini çok hızlı toparladı. Oğlu Hans gece gündüz çalıştı, okudu meslek sahibi oldu, dünyanın en kaliteli makinasını, otomobilini üretti, ihracat etti. Fabrikalar kurdu, teknoloji sattı. Tarım ve hayvancılıkta öz kaynaklarını çok iyi kullandı. Hans İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan’dan ve Türkiye’den işgücü, yardımcı işçi getirince Hans ustabaşı “Meister” oldu. İṣ yerinde ana dili de bozuldu. Yapmak, dinlenmek, yemek, içmek gibi fiillerinin çekimini bile unuttu…
“Du pause machen, du arbeiten, du kommen”, diyerek yabancı işçileri akort çalıştırdı. Eve yorgun, argın gelen Hans “Helga du Kochen? Ich essen” diyerek, sıcak evinde yemeğini yedi, torun sevdi. Emekli olan Hans ve Helga şimdi birasını içer, TV izler, tatile gider. Herkes görevini bilir, kaygısız korkusuz yaṣar. Torununa güzel bir gelecek bıraktığı için “felsefe” yapar. Hasan’ın dedesi “Kurtuluṣ Savaşı” verdi. 1923’de Cumhuriyeti kurdu, yeni fabrikalar yaptı. 2. DÜNYA savaşını görmedi. Çağdaş medeni devletin kaymağını yiyen oğlu Hasan önce uçak fabrikalarını kapattı. Köy Enstitüsüne “komünist yuvası” dedi, kapılarına kilit vurdu.
Marshall planı ile AB’den eski 50 çeşit traktör getirtip, köylüye dağıtıldı ama yedek parçası bile yoktu. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti 1947’lerde ekonomik, “teknolojik bağımlı” olmak için kolları sıvadı. Sistem çok iyi işliyordu. Önce “Ali yat, yat uyu” dedi. Uyku hastalığı 1950’lerde aşılandı… Önce 1960 darbesi kavgalı, gürültülü… Yeni Türkiye yaratıldı. Bunu fark eden 1968 kuşağı sokaklara döküldü. “Kahrolsun Amerika, Rusya, sloganları atanlar birbirine de kurşun sıkmaya başladı. 1978 kuşağı muhtıralar, darbeler, iç savaş ile büyüdü. Coplandı, hapis yattı, eğitim hakkı elinden alındı. Kavgalar, işkenceler gördü, yönetime talip oldu.
1980 darbesinde idam sehpaları kuruldu. Bir sağdan, bir soldan gençler asıldı. Hasan ve Hatice korkulu, kaygılı günler yaşamaya başladı. İş, aş sorunu ülkeyi terör gibi tehdit ederken, kimi Hasanlar mevcut olan fabrikaları gayrimenkulleri satıyor, pavyonlarda Nataṣalarla göbek atıyordu. Haksız kazanç, rantçı eğitim, ticaret “süslümanlara” mübahtı… Torun Hasanlar bol, bol sokakta yürüdü, slogan attı, kavga etti. Ama, bir ağaç dikip torunlarına eserler bırakmadı. Ormanlar yanarken dağlar, ovalar, altın madenleri “rant” için talan edilirken sustuuuu…
İnançlı Müslümandı; cicili, bicili süslüman oldu. Süslümana “din” tüccarlığı, “rant” çok tatlıydı. Kimilerini kör etti, sustular paylaştılar. Ahlak çöktü, hak, hukuk, adalet aranır oldu. Hasan, aç, gelecekten umutsuz, korkulu ve kaygılı… Torunu halen hak, hukuk ve adalet için “enflasyonla” mücadele ediyor. Hasan’ın torunu mutsuz ve geleceğinden umutsuz. Bolca yollar yapıldı, yolsuzluklar çoğaldı. Bolca köprüler yapıldı. Sevgi köprülerini yıktılar. Bolca tüneller yapıldı ama ışığı, aydınlığı göremez olduk. Torunlarımıza mutlu, umutlu bir dünya kuramadık, veremedik…
Sizden, sizlerden özür dileriz. İşte, Hans ve Hasan’ın arasındaki fark bu kadar açık ve net. Sevgili okuyucularım bir gün mutlaka biraz hoşgörü, biraz sevgi, biraz saygı, vicdanlı, ahlaklı, adaletli, sağlam hukuk sistemi ile mevcut varlıklarla o “özlenen mutluluğun” tadını torunumuz Hasan da çıkaracak.