ÇIKAR ODAKLI SİYASET...
Siyasetin temel amacı ideal olarak kamu yararını gözetmek, adaleti sağlamak ve toplumsal refahı artırmaktır. Ancak siyaset bir güç ve kaynak yönetimi aracı haline geldiğinde "çıkar odaklı siyaset" modeline dönüşür.

ÇIKAR ODAKLI SİYASET...
Onlar Elit Değil. Onları Elit yapan bizim seçimlerimiz. 5 para etmez ahlak!
Siyasetin temel amacı ideal olarak kamu yararını gözetmek, adaleti sağlamak ve toplumsal refahı artırmaktır. Ancak siyaset bir güç ve kaynak yönetimi aracı haline geldiğinde "çıkar odaklı siyaset" modeline dönüşür.
İktidar süresi uzadıkça devlet ile siyasi parti arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkar. Buna siyaset biliminde “devletin ele geçirilmesi” veya “devletin siyasallaşması” denir. Sadakat liyakatlin önüne geçer. Yönetici sınıf; yetkinlikten ziyade kendine sadık bir bürokrasi ve kadro oluşturur. Devlet mekanizması zayıflar. Uzun süreli iktidarlar yargıyı, medyayı ve bağımsız denetleyici kurumları kendi kontrolleri altına alırken bir kısmını etkisiz işlevsiz hale getirerek ortadan kaldırır. Denetleyici kurumların kendilerini denetleyecek “fren denge” sistemleri işlevsizleşir. (Güçler ayrılığın ortadan kaldırılması)
Vilfredo Pareto ve Gaetano Mosca gibi düşünürlerin “Elitler Teorisi” ile açıkladığı bu süreç iktidarların toplumsal tabanla olan bağının kopmasını temsil eder. Görgüsüzlük ve cehalet toplumsal baskıyı olağanlaştırarak yargı ve kolluk güçlerini kullanarak korku ve endişeyi birleştirirler.
Cehalet uzun süreli iktidarlarında ayrıcalıklı sınıf oluştururlar. İktidar uzun süre aynı elde kaldığında sadece kendi çevresindeki sınıfa (Bürokratik, ekonomik veya ideolojik elitler) kaynak aktaran kapalı bir sistem kurar. Günümüzde bunun adı “Servet Transferidir”. Bu transfer ileride geri alınmak üzerine emaneten veya komisyonlar karşılığı verilir.
Toplum görünmezleşir. Tolumun geneli (Emekli, İşçi, Çiftçi) ayrıcalıklı halkanın dışında kalır ve görülmez olur. Siyaset toplumun genelinin refahını değil sadece çevresindeki dar grubun iktidarını korumaya odaklanan aracı bir araca dönüşür. Toplum bu alçaklığı besleyen ana akımdır. Kesintisizdir. Sürekli verir.
Baskıcı rejimler ilk olarak yargı bağımsızlığını ve denetleme mekanizmalarını ortadan kaldırır. Toplum durumun farkına vardığında, elinde haklarını arayabileceği yasal bir merci kalmaz. Medyanın, akademinin ve sivil toplumun susturulması sürecine sessiz kalınması, toplumun kendi sesini ve gerçek bilgiye ulaşma kanallarını kaybetmesine yol açar.
Neden çaldın demeyen, bunun yerine, benim payım nerede diyen toplum var! Bu anlayış kitlesel erozyonun işaretidir.
Liyakat yerine sadakatin ön plana çıktığı, şeffaflığın olmadığı otokratik yönetimlerde yolsuzluk artar, ekonomik kaynaklar hızla tükenir ve geniş kitleler yoksulluğa sürüklenir. Bu tür rejimler varlıklarını sürdürebilmek için toplumu "biz ve onlar" şeklinde bölerek kutuplaştırır. Hırsızlar sorgulanmaz. Çünkü toplumun artık böyle bir talebi yoktur. Bu durum, iç huzurun ve toplumsal barışın tamamen yok olmasıyla sonuçlanır.
Normalde bürokrasi; siyaset üstü, kalıcı, liyakatli ve kurallara bağlı bir devlet omurgasıdır. Siyasetçiler değişse de bürokrasi devletin sürekliliğini korur. Ancak çıkar odaklı siyasetçiler uzun süre iktidarda kaldıklarında güçlenecekler, güçlendiklerinde bu omurgayı kırarlar. Bu gidiş kişisel hırslara, çıkarlara kurban edilmiş bir devlet. Geriye kullanılan halk kalır.
Çıkar odaklı siyaset ve "genleri bozuk siyasetçi" kavramları, toplumların siyasi kurumlara ve liderlere duyduğu güvensizliğin, hayal kırıklığının net ifadesidir. Bu ifadeler siyaset biliminde, sosyolojide ve toplumsal ahlak penceresinde farklı boyutlarıyla değerlendirilir.
Ülkede ön görülen çıkar odaklı siyaset, kamu yararı yerine kişisel kazanç öncelikleşir. Amaca ulaşmak için her yolun mubah görüldüğü bu yapıda, ilkeler ve değerler yerini tamamen pragmatizme (faydacılığa) bırakır. Bu oluşum beraberinde, Müştericilik (Clientelism) hâkim kılınır. Siyasetçinin topluma hizmet etmek yerine, kendisine sadık kitleler veya sermaye grupları yaratmak amacıyla devlet imkânlarını (ihale, kadro, imar izinleri vb.) bir dağıtım mekanizması olarak kullanmasıdır. Siyasetçi kutuplaşmaktan beslenir. Toplumun ortak çıkarları yerine, belirli kliklerin veya mikro grupların çıkarları öncelenir. Bu durum toplumsal bölünmeyi derinleştirir.
"Genleri Bozuk Siyasetçi" Metaforu. Ahlaki Kuraklık ve Yozlaşmanın biçimlenmiş halidir... Seçildiği akış yerine korktuğu, eleştirdiği hatta korunacağına inandığı kapıya gitmek. İster milletvekili, ister belediye başkanı olsunlar. Genleri Bozuk Siyasetçi tanımında kalırlar.
Dürüstlük, liyakat ve kamu ahlakı gibi temel insani/siyasi değerlerden tamamen yoksun olduğunun bu ülkede o kadar çok örnekleri var ki! Bunlar Topluma karşı sorumluluk hissetmeyen, hata yaptığında istifa etmeyen veya şeffaf davranmayan karakter tiplerdir. Kürsüde halkın değerlerini, dini veya milli duyguları savunurken, arka planda tamamen şahsi veya zümresel zenginleşme amacı gütme durumundadırlar. "kim gelirse gelsin kendi cebini düşünecek" algısına yaratan yine bunlardır. Halk sandıktan, demokrasiden uzaklaşır, siyasi yabancılaşma başlar. Bu gidiş ahlaksız siyasetçinin istediği tek şeydir. Kopuşlar siyasetçinin ekmeğine yağ sürecektir.
Çıkar odaklı siyaset bir sistem sorunu değil ahlak sorunudur. "genleri bozuk siyasetçi" bu yozlaşmış sistemin ürettiği ya da o sistemde hızla yükselen ahlaki açıdan kusurlu aktörleridir... Bir toplumun bu döngüden kurtulmasının tek yolu; şeffaf denetim mekanizmaları, güçlü bir hukukun üstünlüğü ve liyakati her şeyin önüne koyan bilinçli bir seçmen kitlesinin varlığıyla oluşur.
Liyakat yerine "Kendilerine benzeyen bürokrasi" ve "yalnızlaşan ahlak" kavramlarının eklenmesi, yozlaşmanın artık bireysel olmaktan çıkıp tüm devlet mekanizmasını ve toplumsal yapıyı ele geçiren kitlesel bir çürümeye dönüştüğünü gerçeği saklanamaz bir hâl alır…
Kendilerine Benzeyen Bürokrasi! Devletin Şahsileşmesi…
Liyakat Yerine Sadakat öncelikli olacaktır. Koltukları hak eden uzmanlar değil, siyasetçinin her emrini sorgulamadan yerine getirecek "sadık" figürler dolduracaktır. Böylelikle devlet hafızası özelleşerek yok olacaktır. Kurumların gelenekleri ve hafızası silinir. Bürokrasi, halka hizmet eden bir mekanizma olmaktan çıkıp, iktidardaki elitlerin kişisel işlerini takip eden ve onları koruyan bir kalkana dönüşür.
Suça Ortaklık Döngüsü emre dönüşür. Yukarıdaki siyasetçi yozlaşmışsa, altındaki bürokratı da korumak veya onun usulsüzlüklerine göz yummak zorunda kalır. Böylece yukarıdan aşağıya birbirine göbekten bağlı bir "çeteleşme" veya çıkar ağı oluşur.
Yalnızlaşan Ahlak! Erdemin Suç Haline Gelmiş olması…
Bu ekosistemin en ağır faturası toplumsal değerlere kesilir. "Yalnızlaşan ahlak", dürüst kalmanın artık bir takdir değil, bir yük ve hatta "enayilik" olarak görüldüğü bir çürüme evresi başlatmış olur. Bunun adı aslında Karakter Erozyonudur. Bireyler hayatta kalabilmek, iş bulabilmek veya işini yürütebilmek için ahlaki değerlerinden ödün vermek zorunda hissetmeye başlar. Ahlak, sadece kitaplarda kalan yalnız bir kavrama dönüşür. Dürüstlük sürgüne gönderilir. Artık ahlaksızlık normalleşir. Yolsuzluk, torpil ve kayırmacılık o kadar sıradanlaşır ki, toplum artık bunları bir suç olarak görmeyi bırakıp "gemisini kurtaran kaptan" mantığıyla kanıksar.
Yukarıda yazdıklarım; aslında Sistemik Çöküşün Özetidir. Kişisel çıkar toplumsal kültürü parçalar. Tarihsel olgu salt kişisel çıkara bağlanılarak kullanılır. Bu tipler için fırsatlar yargı yoluyla açılır. Kılıçdaroğlu örneğini ve iktidar desteğini yan yana getirdiğinizde yozlaşmanın boyutunu çözebilirsiniz…






