BU ŞEHİRDE TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ VAR MI? VAR… ÜNİVERSİTE VAR MI? VAR…
Kırşehir’de tarım, su ve çevre alarm veriyor. Kızılırmak’taki kirlilik, atıl kalan araştırma alanları ve sahaya yansımayan planlar; bilim, kamu ve üniversitenin sorumluluğunu yeniden tartışmaya açıyor. Bölgenin geleceği için somut adımlar artık erteleneme

BU ŞEHİRDE TARIM İL MÜDÜRLÜĞÜ VAR MI? VAR… ÜNİVERSİTE VAR MI? VAR…
Tarım Müdürlüğünün koordineli çalıştığı DSİ Şube Müdürlüğü Var mı? Var. Çevre Şehircilik Müdürlüğü Var mı? Var… Üniversitenin Ziraat Fakültesi var mı Var. Bitki koruma bölümü var mı? Var. Tarımsal Biyoteknoloji (Tarımsal Bitki) bölümü var mı? Var. Zootekni bölümü (Çayır Mera ve Yem bitkileri Yetiştiriciliği) var mı? Var. Biyoloji Bölümü var mı? Yok!
Şehrin sınırlarını çizen doğal kaynak Kızılırmak Nehri. Kirlilik (Ziraai, Endüstriyel, Hayvansal, Sanayi ve Evsel) başta olmak üzere, aşırı su tüketimi ve hatalı su kullanımı Doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı her geçen gün daha da artırmaktadır.
Kırşehir'in sınırlarını çizen Kızılırmak Nehri'ndeki mevcut kirlilik ve su kaynaklarındaki azalma; zirai ilaçlar, arıtılmayan evsel ve sanayi atıkları ile bilinçsiz tarımsal sulamadan kaynaklanmaktadır. Bölgedeki ekosistemi ve tarımsal üretimi korumak için acil havza koruma eylem planlarının hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu planın bilimsel tabanını kim oluşturması gerekir. Akarsu kirlilik ve kullanım gibi faktörlere dâhil hangi kurumların sorumluluğudur? Bu konuda bir tane faaliyeti olmayan bu kurumlar yıllık raporlarını hangi kriterlere göre hazırlayıp gönderiyorlar? Raporlarını; “Her şey güllük gülistanlık. Padişahım çok yaşa” ile mi sonuçlandırıyorlar. 
Nüfusa bağlı olarak tüketim alışkanlıklarının hızla artması, gıda çeşitlerinin hızla çoğalması, fırsatçılar için yeni fırsat alanları yaratırken, üniversitenin, diğer ilgili kurumların tepkisizliği anlaşılır gibi değil.
Nüfus artışı ve kontrolsüz gıda çeşitliliği, denetim boşluklarından faydalanan fırsatçılara zemin hazırlarken toplumsal gelecek riske edilirken, insan hayatı hiçe sayılırken kurumların anayasal suç işlerken kim bu ahlaksız faaliyetleri zaptırap altına alarak toplumda farkındalık oluşturacak? Kurumların ve akademik birimlerin bu sürece sessiz kalması, hem ekonomik hem de halk sağlığı açısından büyük bir mağduriyet yaratmakta ve sistemik bir soruna işaret etmiyor mu?
Lafta kalan planlamalar. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalarla havza bazlı su kalitesi izlenmekte, Kırşehir'i de kapsayan “Kızılırmak Havzası Yönetim Planı” çalışmaları ile ekolojik dengenin korunması hedeflenecek ti!
Ne oldu? Şirketler Kızılırmak havzasını, taşkın alanları, sazlıklar kamulaştırılmış arazileri karşılıklı olarak istila ettiler.
“Komşu komşu hu / Oğlun geldi mi? / Geldi / Ne getirdi? / İncik Boncuk… Kime, kime / Sana bana / Başka kime / Kara kediye / Kara kedi nerde / Ağaca çıktı / Ağaç nerde? Balta kesti / Balta nerde / Suya düştü / Su nerde? / İnek İçti / İnek nerde? / Dağa kaçtı… Dağ nerde? / Yandı bitti kül oldu”…
Bir başka planlama; Sürdürülebilir Tarım: Su tüketimini azaltmak adına kuraklığa dayanıklı bitki desenlerine geçiş ve damla sulama gibi modern sulama sistemlerinin teşvik edilmesi hayati adımlar olarak öne çıkmaktadır. Bu görevler bakanlığın kurumlarını bağlarken, Üniversitenin hangi aklını veya yükümsel ahlakıyla ilintili. Davulağılının fotoğraflarına başta rektör, rektör yardımcıları ve Dekanları bu işte sorumluluğu olan diğer anlı şanlı fırsat profesörleri iyi baksın. Bu ülkeye hizmet edecek bireyleri nasıl hazırlıyorsunuz? Durum aynıyla vaki! Vicdanı sızlamayanlar kulübü olarak tarih yazdınız.
Küçük çiftçiye korumayan. Bölgede Endüstriyel tarım için bölge topraklarını kiralama ve kamulaştırmış alanları da içine alarak yapılan tarımsal faaliyetler, daha çok kirletici, aşındırıcı kimyasalların toprağın zehirlenmesi, yüzey ve yer altı sularına karışması ciddi tehdit oluştururken, rahatlarının bozulmasından korkan, korkak pısırık yöneticiler sessizliklerini bozmuyorlar.
Bölgedeki küçük çiftçilerin korunmaması sürdürülebilir tarımı tehlikeye sokarken, sürdürülemez tarım olan endüstriyel tarım faaliyetlerine (kirletici kimyasallar, yer altı/yerüstü sularının zehirlenmesi aşırı su çekimi) sessiz kalan ve hatta destek veren anlayış, bölge toprakların da oluşan ve oluşması muhtemel verdiği ve vereceği zararlar çok ciddi bir çevre ve geçim kaynağı krizi değil mi? Sizce ne kadar normal? Farklı konularda durumdan vazife çıkartanlar. Sağır, kör numarası yapıyorlar.
Bu umarsızlık. Bu sessizlik, bölgenin geleceğini doğrudan tehdit etmektedir. Açıkça, çekinmeden ülkesini çok seven, geleceğinin riske edilmesine üzülen sıradan bir yurttaş olarak; “Benden sonrası tufan” diyen sistem aktörlerine bu ülkenin de, bu şehrinde ihtiyacı yok.
Atıkların geri dönüşüm süreçlerine dahil edilmeden bertaraf edilmesi, ciddi kaynak kayıplarına, ekolojik çeşitlilikte erozyona ve su havzalarının bozulmasına yol açarken, doğal varlıklar olan toprak ve su havzalarının hızla bozulası sürecinin engellenmesi için acil ve sürdürülebilir çözümler üretme zorunluluğunu ortaya koyarken neden duyarsızlık tavan yaptı?.
Atıkların geri dönüşüm süreçleri dışındaki yöntemlerle bertaraf edilmesi; ekolojik dengenin bozulmasına, su havzalarının kirlenmesine ve ciddi kaynak kayıplarına neden olmaktadır. Doğal varlıkların korunması için atıkların kaynağında ayrıştırılması, döngüsel ekonomiye geçiş yapılması ve sıfır atık uygulamalarının yaygınlaştırılması kritik öneme sahip değil mi?
İklim değişikliği artık yalnızca bir çevre sorunu değil; bireylerin, yerel toplulukların, işletmelerin ve karar alıcıların birlikte hareket etmesini gerektiren küresel bir krizdir. Karar vericilerin etkili eylem planları oluşturabilmesi, toplumun ise bu sürece aktif katılım sağlayabilmesi için bilinç, bilgi ve yetkinlik düzeylerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bilinç platformlarını kim oluşturacak. Ben bir çevre aktivisti olarak üzerime düşeni fazlasıyla yapıyorum.
İklim kriziyle mücadele, Türkiye'de yürürlüğe giren İklim Kanunu ile yasal bir zorunluluk değil mi? İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından koordine edilen çalışmalarla, 81 il için Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları hazırlanırken Kırşehir bu planlar, bireysel ve kurumsal kapasiteyi artırmayı hedefleyen temel yol haritaları var mı? Varsa uygulamada neden hiçbir kurumsal faaliyet yok.
Yolu yapılmış, levhası yenilenmiş. Kapısına kilit vurulmuş. Çepeçevre tel çitle kapatılmış olan bu alanın kapısında savcılı yolu üzerinde bir levha var. Levha üzerinde “Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Rektörlüğü Tarımsal uygulama ve Araştırma Merkezi”… Yazı var.
Bu alan farklı amaçlar için kullanılan, kapısına kilit vurulmuş ancak levhayla perdelenmiş bir hayalet yerleşke mi?
Levha üzerinde yazan “Uygulama ve Araştırma” cümlesi öğrenci ve bölge çiftçisine nasıl bir katkı sunmaktadır. Bilimsel veri olarak ortaya ne koymuş, akademik literatürde hangi makale ile çıkış yapmıştır?
Toplumsal fayda sağlamayan bu alan neden atıl olarak ellerinde tutmaktadırlar.
Ağaçlar kurumuş. Her taraf bakımsızlıktan dökülüyor. Yabani otların boyları bir metreyi aşmış. Etrafta uluorta bırakılmış atıl malzemeler.
Burunlarının dibinden kirletilmiş bir nehir akıyor. Su ekolojisi bozulmuş. Dip faunası yok olmanın eşiğine sürüklenmiş. Ziraat Fakültesi Dekanı bu alana kaç kez gitmiştir bilemem. Rezilliğe müdahale etmiş midir bilemem. Ama Üniversite kampusu içinde bulunan seraya gösterdiği ilgiyi neden buraya göstermez.
Mutlak tarım alanı üzerine yapılmış, tarikat hatırına termal kaynağı re enjeksiyonsuz hazırlanmış bir projenin termal suyun vahşice kullanılmasına pahalı sistem kulpuyla karşı çıkan, tüketici üzerinden milyonlarca lira kazanan bu işletmeye neden bu desteğini esirgemiyor. Arge’sini üstelenmiş bir üniversite neden yerel halka sırtınız dönük.






